Kimliksiz – Bölüm 2

Dilan ertesi sabaha kadar uyuyamadı heyecandan. Galip ile tanıştığından beri geceleri uyku tutmuyordu zaten. Kendi başına kalıp, hayallere dalacağı ve tabi sevgilisi ile konuşacağı bir tek geceler vardı elinde. Gündüz anne ve babası çalıştığı için iki kardeşine o bakıyordu. Gerçi Seval okula gidiyor ancak öğlene geliyordu ama Mithat daha iki yaşındaydı ve küçük bir çocukla evin bütün işlerini yapmak zorundaydı. Kardeşi okuldan aç geliyordu haliyle, Mithat’la onun da karnı acıkıyordu. Akşama anne ve babası yorgun argın geldiklerinde kurulu sofra istiyorlardı. Hepsinin çamaşırı, bulaşığı, evin temizliği derken ağzı açık kalıyordu zaten. Seval’in ödevlerine de yardım ediyordu. Akşam bulaşıklarından sonra anne ve babasının çaylarını veriyor, onlar iki bardak içip yeter dedikten sonra, kardeşlerini yatırıyor, hemen odasına çekiliyordu.

Yonca öğleden sonra nihayet geldi ve beklediği haberi ona getirdi. Çantasını hemen hazırlayıp Yonca’ya verecekti şimdi. Akşam da odasına çekildikten sonra, pencereden çıkacak, evin hemen ilerisinde onu bekleyen Galip’in arasına binip bu hayattan kurtulacaktı.

“Hepsi bu kadar mı?” dedi şaşkınlıkla.

“Evet hepsi bu kadar. Yapabilirsin herhalde değil mi?”

“Tabi yaparım!”

“Tamam haydi çantanı hazırla ki bende Galip’e götüreyim! Annenler gelmeden halledelim şu işi!”

“Dur çocuklara bir çizgi film açayım. Seval hemen peşimize düşer yoksa!” dedi Dilan heyecanla ve çocukların en sevdiği çizgi film kanalını buldu elleri titreyerek ve Yonca ile odada işleri olduğunu söyleyip Mithat’ı da Seval’e emanet etti. İki çocuk büyülenmiş gibi hemen odaklandılar televizyona.

“Ne salak bunlar ya!” dedi Yonca gülerek. Dilan bozuldu bu söze ama o kadar heyecanlıydı ki bir şey diyemedi ve odasına girdi hemen.

“Kızım bunlardan başka kıyafetin yok mu senin?” dedi Yonca onun yatağın üzerine çıkardığı giysileri küçümseyerek.

Dilan bir an için kaldı onun sözüyle ve kendini kötü hisetti.

“Ya neyse boş ver Galip alır sana daha güzellerini koy sen şimdilik! Biraz acele et ama ben de sevgilimle buluşacağım daha!”

Dilan yeniden hızla ayırdı götüreceklerini ve eski bir sırt çantasının içine doldurup verdi Yonca’ya. Yonca oyalanmadan çantayı alıp çıkıp gitti. Galip gelince Dilan’a mesaj atacaktı, o da evi ayarladıktan sonra camdan çıkıverecekti. Neyse ki bir gecekonduda oturuyorlardı ve pencereden çıkıp gitmek çok kolaydı.

Akşam olunca bütün gün kolayca yapacağını düşündüğü şey onu germeye başladı. En son kardeşlerini yatırdıktan sonra ikisini de uzun uzun öptü ve odasına geçti. Elleri ayakları tir tir titriyordu. Galip’e kavuşmanın heyecanı bir yandan, ailesinden ayrılacak olmanın burukluğu bir yandan bastırmıştı. Tabi yakalanma korkusu da içini kemiriyordu. Galip’ten beklenen mesaj geldikten sonra derin bir nefes alıp pencereyi açtı. Dışarısı zifiri karanlıktı. Gündüzleri bile doğru dürüst evden çıkmayan biri için gece çok korkunç görünüyordu. Yine de cesaretini toplayıp dışarı çıktı ve bahçe kapısından geçip yolun sağına soluna baktı. İşte ileride dörtlüler yanan araba Galip olmalıydı. O bahçe kapısından çıkar çıkmaz, Galip’te arabadan indi. Ne kadar da uzun boylu ve gösterişli bir adamdı. Galip ona el sallayınca, adımlarını hızlandırdı ona doğru. Yan yana gelince Galip ona sımsıkı sarılıp saçlarını okşadı.

“Oh aşkım! Artık bizi kimse ayıramaz!”

“Kalbim deli gibi atıyor, çok korkuyorum!”

“Korkma yavrum ben seni hiç bırakmayacağım! Haydi bin arabaya!”

Dilan hemen bindi arabaya ve hareket ettiler, artık yeni bir hayata doğru gidiyordu.

İlk zamanlar Dilan her sabah uyanıyor ve kendini bir rüya da sanıyordu. Galip ona masal gibi bir hayat sunmaya başlamıştı. Bir dediğini iki etmiyor, güzel kıyafetler alıp gezdiriyordu. Annesini, babasını ve kardeşlerini özlüyor olsa da eninde sonunda onların karşısına çıkacakları için içi rahattı. Onun böyle muhteşem bir adamla böyle bir evlilik yaptığını öğrenince kim bilir ne kadar sevineceklerdi. Yonca onlardan haber getiriyordu arada bir. Annesi ortadan kayboldu diye çok ağlamıştı. Babası öfkeliydi. Yonca onlar polisi aramasınlar diye sevdiği adamla gittiğini söylemek zorunda kalmıştı. Yoksa polise kayıp bildirecekler polisler de gelip Dilan’ı, Galip’ten alacaklar, Galip’i de hapse tıkacaklardı. Bu iyiliği için Yonca’ya minnettardı. Ondan gelip el öpeceklerini annesine söylemesini rica etmişti. Annesi duyunca göz yaşlarını tutamamış o anı dört gözle beklediği haberini yollamıştı. Babasını da o zamana kadar ikna edecekti muhtemelen. Dilan’cık Yonca’ya ve Galip’e o kadar inanıyor ve güveniyordu ki, hayatı boyu görmediği yerler görüp, hayatı boyu hissetmediği güzel şeyler hissederken aslında olan bitenin ne olduğunu sorgulamıyordu bile. Babası kalp krizi geçirmişti o gittikten sonra, bir süre hastanede yatmış ama dört ay sonra ikinci bir kriz daha yaşamış atlatamamıştı. Annesi iki çocukla kalmış, Dilan’ın arkasından bunlara neden olduğu için ilenip duruyordu. Aldığı maaşla iki çocuğa birden bakması mümkün olmadığı için oğlanı köye kendi annesinin yanına yollamıştı. Seval okula gittiği için onu yollayamamıştı ama tatil olur olmaz onu da yollayacaktı. Dilan’ın yaptıklarından sonra Seval’de aynı cahilliği yaparsa diye korkuyordu zavallı kadın. Bu yüzden kızı okuldan gelince yandaki gecekonduda yaşayan komşusuna emanet ediyordu. İşten gelir gelmez de gelip alıyordu. Bilmediği kadının Seval’i bütün gün hizmetçi gibi kullandığıydı. Çocuk okuldan gelir gelmez kadının sabahtan kalan bulaşıklarını yıkıyor biraz ödev yaptıktan sonra da ütüleri yapıyor, yerleri siliyordu. Her nasılsa her gün temizlik günüydü. Dilan’ın annesi o kadar yorgun geliyordu ki Seval’in her gün komşunun temizlik günü olduğunu söylemesinden uyanmıyordu bile. Hatta kıza komşusunun kimsenin yapmayacağı bir iyilik yaptığını o yüzden ne derse ikiletmeden yapıp, sözünden çıkmaması gerektiğini tembihliyordu bir de üstüne üstelik.

Galip, Dilan’ın yaşı henüz on sekiz olmadığı için nikahı hemen kıyamayacaklarını söylemişti kaçtıklarında. Doğum günü geçer geçmez hemen yaptıracaklardı. Gelinlikte o zamana kadar bekleyecekti ama Dilan, Galip evden çıktıktan sonra dolapta asılı duran gelinliği giyip aynanın karşısında kendi kendini izliyordu hayranlıkla.

Doğum günü geldiğinde birlikteliklerinin dördüncü ayına gelmişlerdi. Dilan heyecanla nikah tarihi alacakları günü duyacağını bekliyordu ama Galip bir türlü konuya girmiyordu. Dilan açacak gibi olunca da geriliyor, yorgunluğunu bahane ediyor, sonra öpe koklaya kızı yeniden kandırıyordu. Sekizinci ayın sonunda hâlâ nikahları olmamıştı. Galip ailesini iknaya çalışıyordu. O kadar meşgullerdi ki oğullarının nikahını hem kaçırmak istemiyor hem de bir türlü ayarlayamıyorlardı işlerini. Yoksa oğullarını böyle mutlu eden bu muhteşem kızı tanımak için meraktan deli oluyorlardı. Görüntülü konuşmak istemişlerdi ama Galip onların gelişini hızlandırmak için kabul etmemişti. Görmek istiyorlarsa bu meleği, kendilerinin kalkıp gelmesi gerekiyordu. Bir keresinde Kayınvalidesi ona bir gecelik yollamıştı. Galip’in iş adresine yolladığı için o getirmişti eve. Dilan hemen arayıp teşekkür etmek istemişti ama Galip onlara kırgın olduğu için konuşmasını istememişti. Bir gecelikle gönül alınmazdı. Aylardır onların yüzünden nikahlanamıyorlardı

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s