Kayıp Hayatlar – Bölüm 20

Hayri atılacaktı ki, babası yeniden omuzundan tuttu oğlanı ve “Ne demek istiyorsun?” dedi Erhan’a dönüp.

“Ne demek isteyecek? Boş boş konuşuyor! Attıracağım apartmandan bunu!” diye bağırdı Kemal bey. Şov için bundan iyisini bulamazdı. Apartman yine o gün olduğu gibi seyire dizilsin istiyordu. Yumruğunu savurdu Erhan’a doğru sonra, kaplar açılmadan içinde kalanı da yapmak istiyordu. Erhan savuşturdu yumruğu bir omuzunu eğerek.

“Bakın buraya olay çıkartmaya değil, insan gibi konuşmaya geldim. Bu dünya da sevginin üzerine bir şey yok. Biz de Sevil ile birbirimizi seviyoruz!”

“Ne?” dedi Sevil’in cılız sesi önce arkasından, Kemal beyin böğürtüsü yükseldi “Ne ? Seni hadsiz? Kimsin sen lan benim kızımı sevecek?”

Hayri’nin babası sakinliğini bozmadan konuştu yine, “Kız onaylıyorsa bu söylediklerinizi gidelim. Zaten yeterince tatsız şey yaşadık. Biz de yeniden düşünsek iyi olacak belli ki?”

Kemal bey bu sözleri duyunca Erhan’ı bırakıp adama döndü bu kez, “Ne demek efendim? Bu herif kızımın adına konuşamaz. Benim kızım iffetli bir kızdır, bu serseri tehdit ediyor onu!”

“Konuşsun o zaman!” dedi Hayri’in babası yine istifini bozmadan ama adamın çoktan vazgeçtiği zaten sesinden belliydi.

Hayri gözlerini devirmiş bakıyordu Erhan’a, belli o babası ile aynı fikirde değildi henüz.

Erhan yavaşça Sevil’i arkasından çekip öne getirdi, elini sımsıkı tutmuştu “Haydi aşkım söyle onlara?” dedi yumuşak bir sesle, “Korkma bu defa seni bırakmayacağım!”

Üç adam durmuş Sevil’in yüzüne bakıyorlardı, Sevil başını zar zor kaldırıp hızlıca bakıp indirdi yeniden önüne. Bunun son çaresi olduğunu biliyordu. Erhan’la her yere giderdi gitmesine ama eğer bunları sadece onu kurtarmak için söylüyorsa ne olacaktı.

“Aptallık etme, seni kurtarıyor, gerisi berisi şimdinin işi değil!” dedi zihninden bir ses, sanki Derya gibi konuşmuştu.

“Seviyorum!” dedi sesi titreyerek Sevil, başı hâlâ öndeydi.

“Ne dedin sen?” dedi Kemal bey bu kez bir adım kızına doğru atıp ama Erhan onu hemen kendine çekip koluyla kızı korumaya aldı önünde.

O sırada sesleri duyan Mevhibe hanım ve Kevser hanım da kapıya çıkmışlardı.

“Ben size demedim mi anası gibi orospu bu kız diye!” dedi Mevhibe hanım tükürür gibi, Sevil hayatı boyunca içindeki öfkenin böyle kabardığını hiç hissetmemişti. Erhan onu tutmasa yaşlı kadının üzerine doğru sert bir hamle yapmıştı bile.

“Ben bu adamı seviyorum, annem de babamı sevmişti. Sevmek bir insanı orospu yapıyorsa ben buna razıyım! Keşke siz de biraz sevebilseydiniz!” diye bağırdı.

Daha önce Sevil’in sesinin yükseldiğini duymayan ailenin gözleri kocaman açılarak baktılar.

Hayri ve babası öfke ile yanlarından geçip merdivenlerden inmeye başladılar. Asansörü bekleyecek bile sabırları kalmamıştı.

“Bu iş buraya kadar Kemal bey!” demişti adam merdivenlere yürürken “Alın kızınızı ne yapıyorsanız yapın!”

Kemal bey iyice delirdi bu olanlar üzerine, “Sen ne biçim konuşuyorsun kız babaannenle!” diyerek elini kaldırdı tam kızın yüzüne indireceği anda Erhan’ın boşta olan eli pençe gibi yapıştı adamın bileğine.

“Polisi aramamı ister misiniz?”

“Canım ha Hayri, ha Erhan bey, gençler birbirini sevmişse ne çıkar Kemal!” dedi Kevser hanım yapmacık sesi arkadan. Apartmanın kapıları açılmıştı yine, başları belaya girecek, kız da başlarına kalacaktı muhtemelen.

Mevhibe hanım “Gir kız sen içeri!” dedi dönüp gelinine ters ters.

“Kemal bak kız sevdim diyor, sevenleri ayırmak günahtır, ananın gazına gelme!” dedi Kevser hanım omuz silkerek.

“Bu herife verilecek kızım yok benim!” diye gürledi Kemal bey, bileği havada öylece birbirlerine bakıyorlardı Erhan’la. Sonra bileğini gevşetince, Erhan’da bıraktı.

“Bu herife varacaksan senin gibi kızım da yok!” dedi Sevil’e bakıp, dönüp girdi kapısından içeri annesi ile karısını da çekti içeri kapıyı sert bir şekilde kapattı.

Sevil korkudan ve öfkeden tir tir titriyordu öylece. Erhan onu bedenine bastırmıştı sakinleşmesi için ama bunun kolay olmayacağı belliydi. Haydi gel, diyerek kendi dairesinin kapısına doğru yürüttü onu, Sevil durdu önce ama sonra yürüdü.

“Bitti artık, özgürsün!” dedi Erhan kapıyı açarken.

“Bitti” diye tekraladı Sevil rüyada gibi, “Peki şimdi ne olacak?”

“Bu apartmandan gideceğiz ama arkandan kötü konuşmalarını engellemek için nikah yapacağız önce”

“Nikah mı?” dedi şaşkınlıkla Sevil.

“Evet nikâh! Yoksa baban seni asla rahat bırakmaz ve arkandan konuşmak için ellerine bir sürü koz vermiş olursun. Ben olsam sallamazdım ama senin bunlardan etkilenmeni istemiyorum.”

“Nikah diyorsun! Gerçek bir nikah mı yani?”

Güldü Erhan, “Sahte nikahla kimseyi inandıramayız!”

“Benimle evlenmekten söz ediyorsun değil mi?”

“Bak Sevil, bunu istersen bir formalite olarak görebilirsin ancak şu olanlardan sonra evlenmemiz gerek!”

Sevil şaşkın şaşkın bakıyordu Erhan’ın yüzüne, formalite olarak görmek mi diyordu. Sırf onu kurtarmak için mi evlenecekti Sevil’le, öyle bile olsa hayatında bu güne değin olan en güzel olaydı bu ama mutluluğunu göstermeye utanıyordu şimdi. Formaliteden bile olsa onunla evleneceğini duymaktan mutlu olacak kadar çaresizdi çünkü.

“Daha önce hiç evlendin mi?” diye sordu düşünmeden, aslında diğer kadınları kurtarmak için de böyle şeyler yapıp yapmadığını bilmek istiyordu sadece.

“Hayır evlenmedim!” dedi Erhan, “Bu ilk olacak!”

“Peki ya ailen? Onlara söyleyecek misin?”

“Evet, elbette söyleyeceğim, nikaha gelmelerini istiyorum!”

“Formalite bir nikah olacak ama?”

“Sen istersen formalite olacak dedim!” diye düzeltti Erhan onun küçük ellerini tutup.

“Ben hiç bir şey anlamıyorum artık!” dedi Sevil onun gözlerine bakarak, Erhan yavaşça yaklaştı ona doğru, önce gözlerine baktı, sonra daha da yaklaştı, nefesi Sevil’in yüzünde dans ediyordu şimdi sanki. Sevil içinin çekildiğini hissetti, bütün vücudunda garip bir elektrik dalgası dolaştı aniden. Erhan’ın dudakları onun dudakları ile birleştiğinde hayatında ilk kez hissettiği bu yoğun duygunun etkisi ile neredeyse bayılacaktı. Erhan küçük bir öpücükten sonra geri çekilip yeniden onun gözlerine baktı.

“Şimdi anladın mı?”

“Bunun gerçek olduğuna bile inanamıyorum şu an!” dedi Sevil fısıldayarak.

Erhan sarıldı ona sımsıkı, “Zamana ihtiyacın var, artık hayatın ile ilgili korkacak hiç bir şey kalmadı. Farklı bir şekilde olsun isterdim ama hayat bizi böyle karşılaştırdı. Bundan sonra o insanların yanına asla dönmeyeceksin!”

Sevil bu güvenli kolların sağladığı sıcaklığa bırakıverdi yine kendini, sanki doğduğundan beri kasılan tüm kasları birer pelte gibi olmuşlar, hareket etmesine izin vermeden Erhan’ın bedeni ile birleşmişler gibi hissediyordu. Kalbi hızlıca atıyordu ama sanki kan damarlarında dolaşmıyor da onun yerine bir şeyler uçuşup içini gıdıklıyordu. Bir insanın böyle şeyler hissedebileceğini biri anlatsa asla inanmazdı. Varken, yok olmuştu yine ama bu defa yok oluş derin bir hafifleme duygusuydu. Gözlerini kapattı ve bıraktı kendini güven dolu bu sığınağa. Erhan yine hafifçe saçlarını ve sırtını okşuyor, nefesini başının üzerinde saçlarında dolaştırıyordu. Kanepeye oturup onu yeniden göğsüne çekti ve konuşmadan öylece durdular bir süre.

(devam edecek)

Kayıp Hayatlar – Bölüm 20” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s