Kayıp Hayatlar – Bölüm 18

Sevil elbiseyi kuru temizlemeden almaya gittiğinde staj parasının üçte birini oraya vermek zorunda kaldı canı sıkılarak. En azından elbise artık kötü kokmuyordu ama hâlâ korkunç görünüyordu ona göre. Adamlar elbiseyi temizlemiş güzelce bir askıya asmışlardı. Yere değdirmemeye çalışarak zorla eve getirdi. Kevser hanım nişan elbisesini böyle düzgünleşmiş görünce gene çok duygulanıp, bunun içinde ne kadar güzel olduğunu anlatmaya başladı. Mevhibe hanımın “Ayol gördük seni kaç yıl geçti, uzatma da çağır şu kadını yetişmeyecek elbise!” diye azarlaması üzerine aradı Safiye hanımı yeniden.

Safiye hanım on dakika geçmeden geldi eve ve Sevil’in içinde kaybolduğu elbisenin her yanına iğneler takarak kızın bedenine oturtmaya çalıştı.

“Biraz modelini değiştirelim mi?” diyecek oldu ama Kevser hanımın güzelim elbiseyi bozmaması için şiddetli itirazları ile ısrar etmedi.

Sevil’in hiç sesi çıkmıyordu zaten. Babaannesi ile babasını gelecek ay nikah olması için konuşurlarken duymuştu. Gelin gitmeden bu evden kurtulması için bir ayı var demekti bu. Bu iğrenç elbiseyi şimdi giyecek olsa ve nişan takılsa bile nikah yapılana kadar şansı vardı kurtulmak için. Kafasından yaptığı hesaba göre bir ay dolmadan ilk maaşını almış olurdu. Ona söylendiğine göre iki bin liraya yakın bir para alacaktı. İki bin lira ile buralarda bir ev bulması imkansızdı. Okula giderken bir kaç arkadaşının birleşip bir oda tuttuklarını hatırlıyordu. Üç kız bir odanın içine kalmışlardı. Belki o da öyle bir şey bulabilirdi. Onların kaldığı yerin adresini biliyordu. Onlar güvenle kaldığına göre o niye kalamasındı. Tek sorun odanın ne kadara kiralandığını bilmiyordu. Biraz para biriktirene kadar orada idare ederdi. Bildiği kadarıyla kiralanan odaların ortak banyo ve mutfakları oluyordu. Zaten onun henüz hiç eşyası olmadığına göre böyle idare etmek daha mantıklıydı. Babası gelip onu hastanede bulurdu mutlaka ama en fazla biraz bağırır rezil eder gitmek zorunda kalırdı. O bir yetişkindi silah zoruyla geri eve sokamazdı ya. Bir yandan bunları düşünüyor ama bir yandan da ödü kopuyordu aslında. Yaşamanın düşünmek gibi olmayacağını, babasının da öyle kolayca vazgeçmeyeceğini biliyordu. Hastane falan tanımaz döverek öldürmeye kalkardı Sevil’i. Derin bir iç geçirdi. Safiye hanım da derin bir iç geçirdi.

“Ay ne oluyorsunuz ikiniz birden afakan bastırdınız bana!” dedi Kevser hanım.

Safiye hanım işini bitirince, “Kızım git çıkar! Yarın akşam da gel bir daha prova edelim!” dedim.

“Ne zaman biter Safiye? Kızı istemeye gelecekler!” dedi Mevhibe hanım hemen.

“Valla Mevhibe teyze şansınıza elimde başka iş yok bu ara, yarın gelsin iki güne biter herhalde!”

“Kemal hafta sonu desin o zaman!” dedi bu defa gelinine dönüp, “Bir aksilik olmadan atlatalım bu sefer!”

Sevil gidip çıkarttı elbiseyi, iğnelerini düşürmemeye dikkat ederek getirip verdi Safiye hanıma. Kadın koluna astı elbiseyi, malzemelerini toplayıp gitti oyalanmadan.

“Şimdi dünyanın da parasını ster bu?” dedi kayınvalidesine dönüp Kevser hanım.

“Ödesin bu? Her gün işe gitmiyor mu?” dedi Mevhibe hanım ters ters Sevil’e bakarak.

“Bu babaannenin sana ne gıcığı var ya böyle?” demişti Derya bir keresinde. Kızcağız gittiği günden beri arıyordu sürekli zaten. Dayak yemediği için seviniyordu bir de.

“Kız olduğum için sevmiyor beni” demişti Sevil, “Herkes sessizleşince kız doğdu derler bilmez misin!”

“A onun için mi öyle derler, moralleri bozulup istemedikleri için!”

“Tabi ona derler ya ne sandın?”

“Ay bir daha tövbe demem vallahi, diyenin de ağzına ıslak terlikte vururum!”

Derya’nın hiç yaşamadığı bilmediği şeylerdi bunlar. Onun gibi şanslı olmak isterdi Sevil’de, Derya’nın sahip olduğu ve normal bildiği şey onun için ancak sahip olamadığı bir şanstı ne yazık ki. Gerçi annesi hayattayken yaşamamıştı bunların hiç birini, annesi kol, kanat olup korumuştu onu her şeyden. Babasına emanet edince o da korur kollar sanmıştı ki belli ki. Başka çaresi de yoktu zaten ona güvenmekten başka.

Erhan annesi ve babası ile geçen tatsız yemeği atlatmıştı. Onlar kendilerince evlatları için en iyisini istiyorlardı elbette ama nasıl olup da büyüdüğü aileye böyle yabancılaştığını anlayamıyorlardı. Seviyordu onları, anne ve babasıydılar ama fikirleri uyuşmuyordu işte, onu yönetmelerini, ona tavsiyelerde bulunmalarını istemiyordu artık. Yapmıyordu, yapmayacaktı zaten. Ailesi de bunu istemiyor diye laf çıkaran o Yusuf’un da bildiği buydu zaten. Bir kez kapı ağzında şahit olmuştu konuşmalarına. Ailesi bunu istemiyor bu o yüzden o zengin evinde değil de bu binada yaşıyor diye laf çıkartmıştı hemen. Umurunda değildi Erhan’ın bütün bunlar. Ailesinin parası veya kariyerleri de umurunda değildi. Sonuç olarak Mücella hanım ve Turgay bey birbirlerini anlıyorlar ve birbirlerini seviyorlardı. İkisi de kariyerlerinin doruğunda çok iyi para kazanıyorlardı. Ailelerinin gurur kaynağıydılar. Bir tek oğulları Erhan’da kendileri gibi olsun istiyorlardı sadece. Kemal beyin yaptığı gibi onu hırpalayarak, sömürerek yaşamıyorlardı en azından. Asla ve asla Kemal bey gibi kötü değillerdi. Aksine onun yanında melek bile sayılırlardı. Erhan onlarla bile yapamazken Kemal bey gibi bir karşı komşuya nasıl düştüğünü anlayamıyordu zaten.

Ertesi sabah dayanamadı ve yine karşıladı Sevil’i apartmanın önünde işe gitmeden. Sevil iki gündür onu göremeyince üzüldüğünü fark etmişti ama çözmesi gereken konuları vardı. Buradan kurtulmayı başarırsa veya evlenip giderse fark etmez, onu bir daha hiç göremeyecekti zaten.

Erhan ikinci kez gülümsediğini gördü onun, bu defa ona “Günaydın” derken gülümsemiş olması cesaret verdi.

“Ben seni rahatsız etmek istemiyorum. Nişanlanacaksın yakında zaten, apartmanın diline düşürmeyeceğim seni söz!” dedi gülümseyerek.

Sevil gülse mi, ağlasa mı bilemedi bu söze, yüzü asıldı.

Erhan pot kırdığını anladı ama iş işten geçmişti artık, “Şey! Nişan ne zaman?” diyebildi sadece.

Kemal bey Hayri’nin ailesi ile konuşmuştu, “Cumartesi” dedi sesi titreyerek Sevil.

“O kadar yakın ha?”

“Evet yakın”

“Ne yapacaksın?”

“Ne yapabilirim?” dedi Sevil kalbi çarparak, “Keşke tam şimdi haydi gel kaçırayım seni dese!” diye geçirdi içinden birden bire, sahiden giderdi galiba bu defa.

“Ben şey! Senin hayatını o kadar alt üst ettim ki bir şey söylemeye korkuyorum açıkçası!”

“Sen beni kurtardın!” dedi elini yanağına götürerek.

“Cumartesiye kadar anlaşılan! O adamın babandan bir farkı var mı sence? Yani o fotoğrafları çekip yaptıkları düşünülünce!”

Gözleri doldu Sevil’in cevap vermedi, yutkundu sadece, “Geç kalacağım!” dedi ve dönüp durağa doğru yürümeye başladı. Erhan biri görüp laf etmesin diye gidemedi peşinden. Öylece baktı kız otobüse binene kadar. Sevil’de arkasından yetişecek ayak sesleri bekledi ama olmadı ne yazık ki, başı önünde bindi otobüse.

Otobüstekiler ağladığını görmesin diye iyice eğdi başını ve telefonu ile oynar gibi yaptı. Damlalar şıp şıp indi hastane durağına varana kadar.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s