Kayıp Hayatlar – Bölüm 13

Erhan kendi davalarından süreçlerin nasıl işlediğini bildiği için Sevil daha kendine gelmeden darp raporu almak istediğini de hastane yetkililerine bildirmiş, kızın vücudundaki dayak izleri de fotoğraflanarak ayrıca rapor haline getirilmişti. Sevil isterse bu raporlarla ailesinden polise şikayetçi olabilir, eğer sonuç davaya kadar giderse bu raporlar mahkemede kanıt olarak kullanılabilirdi. Ancak Erhan gördüğü kadarıyla kızın böyle bir şeye girişmeyeceğini biliyordu. Raporları ailesini korkutmak için kendisi kullanacaktı bu yüzden.

O sırada polis tek tek evdeki herkese olanları anlattırıyordu. Kemal bey karşı komşusundan şikayetçi olmak istiyordu. Bu yüzden telefonlarına gelen fotoğrafları tek tek polise göstermeye kalktı. Sevil’in darp edilmesi ile karşı komşusu ile çekilen fotoğrafların öncesinde gerçekleştiği için polis fotoğraflarla ilgilemedi. Zaten kız on sekiz yaşının üzerinde bir yetişkindi ve karşı komşusunu kıza zorla yaptırılan bir şey olmadığı sürece suçlamaları mümkün değildi. Suçlayacaksalar da kızın kendisinin başvuruda bulunması gerekiyordu. Evdekiler tek tek alınan ifadelerinde şiddeti uygulayanın Kemal bey olduğunu, korktukları için de kızı onun elinden alamadıklarını ancak Sevil’in de Kemal beyin huyunu bildiği halde onu kışkırtacak söz ve davranışlar içinde bulunduğunu anlatmışlardı. Kemal bey ise kızının annesinin ölümünden sonra başına buyruk davrandığını ve öfkesini kontrol edemediği bir iki tokat attığını söylemişti.

“Kızınızla da konuştuktan sonra sonuçlandıracağız!” diyen polisler uzatmadan ayrıldılar evden.

Onlar çıkar çıkmaz Kevser hanım kocasının yanına oturup “Kemal konuş şu Hayri’nin babası ile adam karşı komşuymuş fotoğraflar da göründüğü gibi değil olaylar de!”

“Ne diyorsun be?” dedi Kemal bey karısına bakıp, olaylar yüzünden kafası iyice karıştığından karısının heyecanla söylediklerini algıylayamamıştı.

“Arıyorlar ha bire!” dedi Mevhibe hanım, “Hem kendini hem bizi rezil etti bu kız!”

“Allah kahretsin her şey arapsaçına döndü zaten!”

“Olaylar büyümeden konuş diyorum işte, bak serseri dediğin adam avukat çıktı! Başımızı belaya sokar bu kız evde kalırsa bizim. Adamı ara de ki avukat komşu kızı hastanede görmüş, yanağında morluk görünce biz yaptık sanmış, halbuki banyoda düşmüştü. Adamın da işi aile içi şiddetmiş, dava açalım diye kıza askıntı olmuş fala de işte!”

“Hay aklına bin yaşa!” dedi Kemal bey karısının ne dediğini anlayınca, “Kadın iki dakikada öyle bir plan yapmıştı ki, kafasındaki karanlık dağılıvermiş, plana ikna olmuştu hemen. “Annem söylesin o tanıyor asıl!” dedi sonra Mevhibe hanıma bakarak. Hatta siz ikiniz gidin oğlanın anası ile konuşun aynı böyle.

Kevser hanım olaya doğrudan bulaşmak istemediği için bozuldu biraz kocasının topu onlara atmasına ama kızdan da bir an önce kurtulmak istediği için mecburen kabul etti. Mevhibe hanıma hemen arattırdılar arkadaşını ve ertesi günü sabah kahvesine gelip her şeyi konuşacaklarını söylettirdiler.

“Kız ne olacak peki?” dedi Mevhibe hanım telefonu kapattıktan sonra oğluna bakıp, “Elin adamı kucakladı götürdü, siz dünür derdindesiniz?”

“Sahi ya!” dedi Mustafa hemen, “Nereye götürdü o kız Sevil’i!”

“Durun dellenmeyin hemen, hastaneye gidiyoruz dedi ya herkesin önünde! Bırakın halletsin o hastane işlerini, nasılsa gelecekler, adamın evi karşısı ayol!” dedi Kevser işleri yoluna koymanın verdiği rahatlıkla.

“Kızın başına bir iş getirmesin'” dedi Mevhibe hanım yine oğluna bakarak.

Kemal bey bir kıpırdandı oturduğu yerde ama Kevser hanım girdi yine araya “Anne yeniden olay mı çıksın istiyorsun sen? Görmedin mi olanları! Adam avukatım dedi ya, ne yapacak kaçıracak mı kızı? Ayrıca kaçıracak da da kaçırsın, ha Hayri, ha avukat ne olacak sanki?”

“Olur mu öyle şey Kevser!” dedi Kemal bey sinirli sinirli, “O serseriye verilecek kızım yok benim!”

“Aman iyi iyi! Gidip konuşacağız işte yarın Hayri’nin anası ile! Sen kızı verene kadar eline diline hakim ol yeter, adam duvar dinleyip başımıza iş açmasın yine” diyerek mutfağa yürüdü Kevser hanım. Amaç kızı evlendirmek değil miydi aslında. Avukata varsa ne olacaktı sanki?

Kemal bey, karşıdaki serserinin böyle galip çıkmasına çok bozulmuştu aslında. Kızı evlendirdikten sonra uğraşmayı planlıyordu onunla. Utanmadan onların evlerini dinliyor, mahremine dil uzatıyordu bir de. Sevil gittikten sonra ne halt edecekti acaba? O zaman Kemal bey uğraşacaktı onunla işte, bu apartmanda barındırmayacaktı it oğlu iti! Öyle kapısına polis çağırtmak ne demekmiş, apartmanın önünde şov yapmak nasılmış gösterecekti. Karşı evde ne olup bittiğini kim ne biliyordu sanki? Fuhuş ve alkol yuvası olmadığı belli miydi o dairenin?

Sevil hastaneye geldikten ancak beş altı saat sonra açabildi gözlerini. Erhan dakika olsun ayrılmamıştı yanından, bu arada polis arkadaşı ile telefonda konuşmuş, hem darp raporu aldığından hem de evde olup biten hakkında bilgi sahibi olmuştu. Sevil kendine geldiğinde ifade için hastaneye geleceklerdi. Erhan kızın ailesinden şikayetçi olacağını düşünmediğini söyledi ona da. Sadece gözleri korksun kızla uğraşmayı bıraksınlar istiyordu. Polis Sevil’lerin evinden çıktıktan sonra aynı koridordaki diğer iki dairenin de kapısını çalmıştı. Komşular Sevil’in annesini, başlarına gelenleri ve kızı evde nasıl hor gördüklerini bir bir anlatmıştı polise.

Erhan şaşkınlıkla ve üzülerek dinlemişti Sevil’in hikayesini, kızın dünyaya gelmesi suç sayılmıştı daha ki sonrasında başına gelenlere şaşmamak lâzımdı. Yine de ayakta kalmış, okumuş, koluna altın bileziğini takmayı başarmıştı. On sekiz yaşını da geçmişti, istese kolaylıkla çıkıp gidebilirdi o evden ama kadınlara öğretilen korku kültürünün onların cesaretlerini kırdığını ve geleceği daima karanlık görmelerine yol açtığına daha önce de şahit olmuştu. Korkuyorlardı, ailelerinin içinden çıksalar dışarıda başlarına geleceklerden korkuyorlardı. Dışarıda tek başlarına bir hayat kurmak için yeterli güçleri olduğuna inanamıyorlardı, nereden ve kimden destek alacaklarını bilemiyorlardı. Haksız da sayılmazlardı, çünkü buna cesaret edip kaçıp kurtulmaya çalışanların da ancak belli bir yüzdesi başarıya ulaşıyordu. Diğerleri ya geride bıraktıklarını sandıkları, koca ve aile tarafından bulunup darp ediliyor ya da öldürülüyorlardı. Bu olmadıysa yeni kurmaya çalıştıkları hayatlarının içinde başka erkeklerin tacizi, şiddetine maruz kalıyorlardı. Tek başına sahipsiz bir kadın olduğunu duyanların neredeyse tamamı onu koruyup kollamak yerine fayda sağlamak üzere pozisyon alıyorlardı nedense.

Üstelik kadının eğitimli olup olmaması fark etmiyordu akıbeti için, iyi veya kötü bir mahallede oturması, kendi gibi eğitimli insanların arasında yer alması da fark etmiyordu. Kadının bir sahibi olması gerekiyordu mutlaka, eğer bir sahip yoksa o zaman etinden sütünden faydalanmak mübahtı sanki. Sahip çıkılıyordu böylece üstelik, bedeli ödetilerek bir sahip çıkmaydı bu üstelik. Kadının isteyip istemediği bir sahibi olması neden gerektiği gibi konular önemsizdi.

İşin garibi zaten aile içinde de dışında da korunmak istenilen şey kadının kendisi değil, namusuydu daima. Kadının değil namusun adı vardı. Namus bir kere elden gitti miydi, kadında yoktu, namusu olmayanın koynuna herkesin girmeye hakkı vardı bu memlekette.

Sevil gözlerini aralayıp nerede olduğunu anlamaya çalışırken, Erhan’ın onun için ne yapacağı konusunda kafası oldukça karışıktı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s