Kayıp Hayatlar – Bölüm 11

Köleliğin bitmiş olduğu hikayeydi gerçekte. Kölelik ırklar arasında bitmiş olabilirdi ama cinsiyet ve yaş grupları arasında devam ediyordu hâlâ. Resmi olmayan ve kapalı kapılar ardından yaşanılan bu süreçlerde bir çok hayat kaybolup gidiyordu böylece. Kimi Sevil gibi dayanamıyor ve çöküyor, akışa teslim oluyordu. Kimi ise Mevhibe hanım gibi sevgisiz geçen çocukluğunun izlerini sevgisiz çocuklar büyüterek topluma ve kendine zarar veriyordu. Mevhibe hanımın sevgiyi bilmediği açıktı, o Kemal beyin annesiydi. Sevgi dolu bir annenin Kemal bey gibi bir evlat yetiştirmesi çok az rastlanır bir durumdu. Kemal bey ailesinden gördüğünü kendi ailesine uyguluyordu. Gözünü açıp yanlışı görecek kadar şuurlu değildi çünkü. O da dayak yemişti anne ve babasından, psikolojik şiddet görmüştü. Bir şekilde hayattan intikam alıyordu sanki kızına vurdukça. Zayıfı ezmeyi öğrenmişti bir tek.

Kevser hanım onun sahip olmadığı meziyetlerini överek idare ediyordu, erkekliğini, parasını, işini hepsini kullanıyor, her istediğini yaptırıyordu sonra. O da öyle ezilmemeyi öğrenmişti çünkü. Güç sahibi olanı pohpohlayarak ayakta kalmak başka bir yaşam şekliydi, sevgisiz, sahte ama en azından isteklerine bir şekilde ulaşarak. Mustafa’da böyle büyüyordu ikisinin arasında. Yarın babasından farklı olmayacaktı. Kevser hanımın umurunda değildi bu, onun derdi kadınların toplumdaki hali falan değil, kendisiydi çünkü. Öyle olmasa bir yuvayı dağıtıp kuma gelmezdi zaten. Hem kuma gelip kendini ikinci kadın yapmış, sonra hem cinsinin sağlığı, huzuru uğruna, evladı olmasına da acımayıp, nikahını almış onu ikinci kadın yapmıştı büyük bir hırsla. Bununla da gurur duymuştu her zaman. Adamı o almıştı avucunun içine, diğer salak yapamamıştı. Bunların hepsi Sevil’in yaşadığı şiddettin nedenleriydi işte. Arkadaki tüm hikayeler hiç bir suçu olmayan Sevil’in hayatında sahne alıyordu.

Aslında Erhan’da gelinen nokta da tam ne yapacağını bilemiyordu. Kızı verse içeriden sağ çıkamayacağından korkuyordu. Kendisinin de araya girip neden olduğu durumun Sevil’in fiziksel şiddete daha fazla maruz kalmasına neden olacağı açıktı. O fotoğrafları çeken şerefsiz her kimse asıl onu evire çevire dövmek gerekiyordu. Olayların bu noktaya geleceğini düşünmemişti ama eğer kızı verecekse polis arkadaşının gelip bunların gözünü iyice korkutmasında fayda vardı. Yoksa kapı kapandığı anda kimse alamazdı kızı bunların elinden, resmen gözleri dönmüştü hepsinin. Baktığı davalarda hep dinlediği şeylerdi bunlar, o kadınların gözlerindeki dehşet ifadesini daha iyi anlamıştı şimdi birden olayların göbeğinde kalınca. Hangi kadının böyle gözü dönmüş bir erkeğe yeterdi fiziksel gücü. Erkeklerin de yegane üstünlüğü bu değil miydi zaten? Fiziksel güçlerini kullanarak, insanlıktan yoksunluklarını ortaya döküyorlardı aslında. Şu yaşlı kadına ne demeliydi peki? Kendisi de bir kadın olduğu halde, kendi kızını hırpalaması için kışkırtıyordu oğlunu, bir de onun annesi gibi bir şeyler gevelemişti. Üvey miydi bu kız yoksa? Sevil’in hakkına hiç bir şey bilmiyordu Erhan gerçekten, onu hep uzaktan uzağa görüyordu. Onunla bu kadar ilgilendiğini de fark etmemişti düne kadar. Sadece bu tür davalar aldığı için algısının onu seçtiğini ve duyduğu şiddetin sesi yüzünden ona acıdığını düşünmüştü. Dün akşam taksi beklerken karşılaştıklarında içinde garip bir heyecan yükselmiş, sohbet edip, tanışma imkanı bulacaklarını sanmıştı aslında ama nedense sonra kız ona çarpıp, ayağına basınca aksiliği tutuvermişti. Egosuyla ilgili her zaman sorunları vardı zaten. Çevresindeki insanların ondan uzak durmalarının nedeni biraz da kendini uzak tutup, kaçmak istediğinde egosunu devreye sokmasıydı. Bu da onun savunma mekanizmasıydı bir anlamda. Dün de heyecanlanmış ama Sevil heyecanlandığını anlarsa diye ters ters davranmıştı kıza, sonra takside durumu düzeltmek istemiş ama yapamamıştı. Kızın yaşadığı stresin farkında da değildi tabi, şimdi anlıyordu zavallının halini. İçeride başka, dışarıda başkası olmaya çalışıyordu bir şekilde. Ayakta kalmaya çalışıyordu. Bu kadar darp izini gizleyerek yaşamak bir yana ruhunda açılan yaralarla nasıl baş ediyordu acaba? Ruhunun da kendisi kadar kırılgan olduğuna emindi. Neden hoşlanmıştı ondan uzaktan uzağa, neydi onu çeken emin değildi aslında. Şu anda da bu korkunç sahneler yaşanırken içindeki sızının acıma duygusu mu yoksa duygusal bir şey mi olduğunu ayırt edemiyordu ki zaten bunun yeri ve zamanı değildi bile. Onu şimdi alıp kendi dairesine götürebilirdi. Aslında yapmak istediği de tam olarak buydu ama şimdi bunca insanın gözünün önünde sahiden de kızla aralarında bir şey varmış gibi göstermek babasını haklı çıkaracaktı.

“Çıkarırsa çıkarsın!” diyordu içindeki ses ama Sevil’in ne istediğini bile bilmeden onun hayatını bu kadar etkileyecek bir adım daha atmaya korkuyordu artık. Kızı alıp bir anda kendi kararlarının sonucuna mahkum etmek doğru gelmiyordu ona. Ailesine geri vermekte doğru gelmiyordu. O yüzden en iyisi polis arkadaşını arayıp ailenin gözünü iyice korkutmak istiyordu. Bir yandan Sevil’i tutarken bir yandan cebinden telefonu çıkarıp arkadaşını aradı, adam zaten durumu bildiği için konumu istedi doğrudan. Kemal bey dahil sessizleşmişti herkes. Erhan’ın sahiden polisi arayacağını düşünmemişti hiç biri. İzleyenler içten içe Kemal beyin bunu hakkettiğini düşünüyordu. Hatta Yusuf bile gözleri dehşetle açılmış dinlemişti konuşulanları, kızın yüzünün halini görünce şaşırmıştı iyice. Herkes biliyordu adamın kızını dövdüğünü ama kimse bu kadar ileri gittiğini fark etmemişti. Sevil’in cılız sesleri en çok bir tokat yiyormuş gibiydi. Oysa şimdi dudağının bir kenarı patlamış ve şişmiş, yanağı neredeyse simsiyah olmuştu. Erhan telefonu kapattıktan sonra Sevil’in bacaklarındaki derman kesildi ve kız bıraktı kendini.

“Bu kızın hastaneye gitmesi lâzım!” dedi arkadan bir ses. Diğerleri onayladı uğultuyla.

“Polis gelsin ben götüreceğim!” dedi Erhan bu defa kaldırıp kucağına aldı Sevil’i. Zavallı kızın başı düştü kolundan aşağı saçları aşağı sarkınca yüzünün hâli daha net göründü. Ağlamaktan iki gözü de şişmiş ve kızarmıştı. Yanağı mosmordu. Dudağının kenarından hafifçe kan sızıyordu yine. Erhan sanki kırılacakmış gibi yavaşça ve özenle kalırdı başını kolundan destek alarak ve göğsüne yerleştirdi. Gerçekten o kadar narin ve küçüktü ki kucağında şimdi onu sımsıkı sarıp buradan kaçırası geldi bir anda.

Kemal bey Erhan’ın polisi aramasının verdiği şaşkınlıkla nasıl davranması gerektiğine karar verememişti. Kız karşısında adamın kucağında duruyordu. Herkes onu nasıl hırpaladığını görmüştü. Geri zekalı herif milletin bugüne değin çıkaramadığı sesi kışkırtmış, herkes Sevil’i haklı görüp korumaya geçmişti. Zamanında annesini dinleyip kızı baş göz etmediği için çok pişmandı şimdi. Atılıp şu herifi bir kaşık su da boğmamak için zor tutuyordu kendini ama polis işin içine girince akıllı davranması gerektiğini düşünüp kendini sakinleştirmeye çalıştı.

“Oğlum öyle dikilinir mi kız kucağında!” dedi yaşlı komşulardan biri. Erhan başını yarım çevirip baktı kadına, Sevil’i kimseye emanet etmeye niyeti yoktu şimdi.

“İyiyim ben, Polis gelir şimdi, hastaneye gideceğiz zaten!” diye cevap verdi.

(devam edecek)

Kayıp Hayatlar – Bölüm 11’ için 4 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s