Kayıp Hayatlar – Bölüm 7

Mevhibe hanım boş durmamış Hayri’nin ailesini aramıştı hemen. Bunlar bekledikçe kız başlarına bir iş getirecekti belli ki. Bir de akşam çıkmaları başlamıştı. Kız kısmını bu kadar boş bırakırsan olacağı buydu elbette. Onca ısrar etmişti oğluna liseden sonra gönderme şu kızı diye Neyine yetmiyordu lise diploması. Eli iğne bile tutmuyordu, çeyiz namına annesinden kalan bir iki danteli vardı sadece. Bir an önce evlenip gitse bir boğaz eksilecek, bir oda da boşalacaktı evde. Kevser hanım vermişti aklı Mevhibe hanıma, “Bir an önce gelsinler anne!” demişti, “Kemal’i katil eder bu kız yoksa. Görmüyor musun hallerini?”

Erhan cüzdanı hatırlamış, uyumadan açıp bakmıştı içine. İki dolmuş parası, bir otobüs kartı, başı tülbentli bir kadının fotoğrafı, hastane kimliği ve nüfus cüzdanı vardı içinde.

“Hemşireymiş demek!” dedi kendi kendine, doğum tarihine baktı, henüz yirmi yaşındaydı. Baba adı Kemal diye okuyunca anladı adamın kuması değil kızı olduğunu. Kızını hırpalıyordu demek bu kadar. Cüzdanı kapıyı çalıp vermesinin durumu iyice betere bir noktaya sürükleyeceğini anlayınca, hastaneye uğramaya karar verdi. Kızın dünden beri ne hale geldiğini de merak etmişti. Aslında sabah onu işe giderken yakalamayı düşünmüştü ama geç uyandığı için bu fırsatı kaçırdı.

Sevil otobüs durağına gidince fark etti cüzdanı olmadığını, barda düşürmüş olabileceğini sanıp korktu ilkin. Olur da biri barda bulduk diye eve getirirse hali duman olurdu. Sonra taksiye binişi geldi aklına, taksi fren yapınca çantanın içindekiler yere saçılmıştı. Taksi ücretini de o adam ödeyince cüzdanın yokluğunu fark etmemişti demek.

“Allah’ım inşallah takside düşmüştür!” dedi içinden.

Yine de hastaneye gelince Derya’dan barın adını sordu yeniden, o kadar tedirgindi ki adına bile dikkat etmemişti gittikleri yerin. Hemen telefon açıp bir cüzdan bulup bulmadıklarını sordu ama geceden beri kimse bir cüzdan bulduğuna dair bilgi vermemişti.

“Çalınmıştır belki içinde önemli bir şeyin var mıydı?” diye sordu Derya.

“Hayır önemli bir şey yoktu ama annemin fotoğrafı vardı”

“Taksiye duraktan mı bindin peki?”

“Hayır yoldan çevirdim!” diyerek takside komşularına rastladığını ve çantanın düştüğünü anlattı.

“Dur bakalım belki taksici bulur seni? İçinde para, kart falan yoksa kim ne yapsın senin cüzdanını?”

Sevil gülümsedi acı acı, “Kim ne yapsın benim cüzdanımı?” dedi içinden, “Beni kim ne yapıyor ki?”

Derya kırdığı potu anlayınca özür diledi hemen, “Baksana ben hafta sonu memlekete gideceğim staj bitiyor diye aldım biletimi önceden. Gelsene sen de benimle!”

“Nasıl geleyim Derya?” dedi Sevil hayretle, “Evdekileri hâlâ anlamadın mı sen? Hem pazartesi geri hastaneye geleceğim ben unuttun mu?”

“Ya ne bileyim aklım sende kalıyor, bir an önce kurtulman lâzım bu insanlardan, inşallah iyi bir maaş verirler de kaçar kurtarırsın kendini!”

“Bir ev, eşyalar, ne bileyim? Hop diye olmaz ki öyle her şey!” diye iç geçirdi Sevil umutsuzca, dün gece sabaha kadar bunları hayal etmişti ama bir maaşla nasıl yapacaktı tüm bunları, çıkış bulamamıştı. Önce para biriktirmesi gerekiyordu biraz, ancak ona çoktan koca buldukları için o kadar süresi kalmamıştı bile. O gerekli parayı biriktiremeden koca evinde bulacaktı kendini.

“Kredi falan çeksen şu maaş işin olunca! O zaman para önce eline geçer, yavaş yavaş ödersin!”

Acı acı baktı sevil, ya ödeyemezse ne olacaktı. Evden ayrılırsa hastaneye gelip bulmayacak mıydı babası onu. Nasıl devam edecekti burada çalışmaya? Ayrılırsa nasıl hemen iş bulup yaşayacaktı.

“Boşa koysam dolmuyor, doluya koysam almıyor!” derdi annesi böyle zamanlarda, tam da öyleydi hali.

Öğlen tatili yaklaşırken, Sevil başındaki korkunç ağrıyla işlere yetişmeye çalışıyordu. Birden bire karşısında karşı komşularını görünce şaşırdı.

“Sevil hanım merhaba, Erhan bey karşı komşunuz!” dedi Erhan nazikçe, dünkü gibi takım elbise değil, apartmandakilerin onu berduş saydığı eski eşofmanlarını giyinip gelmişti.

“Merhaba buyurun!” dedi Sevil nazikçe, onun tesadüfen hastaneye gelip onu gördüğünü sanmıştı. Dudağındaki şişliği görmesin diye başını öne eğdi.

Erhan kızın yüzünün halini görünce iyice kötü hissetmişti kendini ama dün akşam o kapının eşiğine dikilip kızı çekip alsa ne olacaktı? Kızı üzmemek için görmemiş gibi yapmayı tercih etti ilkin, “Dün akşam takside düşürmüşsünüz!” diyerek cebinden Sevil’in cüzdanını çıkarıp uzattı.

“Ah! Siz mi buldunuz!” dedi Sevil sevinçle, cüzdanın bardan ya da taksiden çıkıp eve gitmesinden o kadar korkmuştu ki birden yüzü gülüverdi. Gülünce dudağının yanındaki yara gerilip hem acıdı, hem de kan sızmaya başladı. Elini hemen dudağına götürdü acıyla.

“Kanıyor” dedi Erhan çaresizce, artık görmeze gelecek bir durum kalmamıştı.

Sevil hemen arkasındaki çekmeden bir sargı bezi kesti ve dudağına götürdü.

“Uçuk!” dedi yine gülümsemeye çalışarak ama gülümseyince yeniden canı yandı.

“Anlıyorum!”

“Ben size çok teşekkür ederim, yani cüzdan için, onu nerede düşürdüğümden emin olamamıştım. Dün için de kusura bakmayın ayağınız iyi mi?”

“Evet, evet ayağımda bir şey yok. Ben dün arkanızdan diğer asansöre bindim ama … ” dedi sustu Erhan, Sevil’in gözlerindeki o tokat anını görüp görmediği endişesi o kadar keskindi ki, söyleyemedi, “Siz içeri girmiştiniz, rahatsız etmeyeyim dedim. Yolum bu taraftan geçiyordu getirip vereyim dedim o yüzden!” diye toparladı hafif kekeleyerek.

Sevil onun bocalamasından anlamıştı tokadı gördüğünü, bir anda yaşlar boşalıverdi gözlerinden. İkisi de karşılıklı o kadar huzursuz olmuşlardı ki Erhan, onu biraz rahatlatmak için “Bir çay içelim mi kafeterya da!” demek zorunda kaldı. Koridordaki insanların dikkatini çekmeye başlamışlardı.

“Evet, evet! Size bir çay ısmarlayayım!” dedi Sevil hemen, arkasını dönüp bir parça daha sargı bezi kesti ve gözlerinden akan yaşlara bastırdı. Elleri titremeye başlamıştı, gelen ağlama krizinin önüne nasıl geçeceğini bilemiyordu şimdi. Hastanedekilerin onu böyle görmesini istemediği için Erhan’ın teklifini düşünmeden kabul etti. Başını önüne eğip Erhan’ın nazikçe ona verdiği yoldan önüne geçti ve hızlı adımlarla kafeteryaya yürüdü. Erhan onun omuzlarının sarsılmasından ağladığını hissedebiliyordu. Onun da eli ayağına karışmıştı. Ne dese, ne söylese bilemiyordu.

Sevil ona gözden uzak bir masayı gösterdikten sonra gidip iki tane çay alıp getirdi. Hemen karşısına oturup başını yine önüne eğdi.

“İyi misiniz?” dedi Erhan endişeyle.

Sevil artık kendini tutamadığı için hıçkırarak ağlamaya başlamıştı, elindeki sargı beziyle göz yaşlarını silmeye çalıştığı için fondöten ıslanan sargı bezine bulaşmış, morluklar iyice ortaya çıkmıştı. Erhan kızın yanağını görünce dayanamadı ve refleks olarak yüzüne düşen saçını kaldırıp durumuna baktı.

“Aman Allah’ım! Bunu babanız mı yaptı?” dedi dehşetle.

Sevil onun her şeyi bildiğini anlayınca iyice göz yaşlarına boğuldu. Utancından yerin dibine girmek istiyordu şimdi. İkisi de Hayri’nin kafeteryanın kapısında onları izlediğini ve fotoğraflarını çektiğini fark etmemişlerdi.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s