Kayıp Hayatlar – Bölüm 1

Sevil nefes nefese eve koşturuyordu. Eğer bu gün de geç kalırsa babasından iyi bir dayak yiyeceğinden emindi. Bu hafta otobüsü kaçırdığı için iki kez geç kalmıştı ilkinde sert bir ihtar ikincisi de ise okkalı bir tokat yemişti. Bu gün artık tek tokatla kurtuluşu olacağını sanmıyordu. Sokağa girdiğinde saatine baktı, neyse ki bu gün zamanında eve girmeyi başarabilecekti. Apartmanın kapısını hızla itip kapısı kapanmak üzere olan asansöre yetişti. Beş numaralı düğmeye bastı. Asansör ağır ağır katları aşarken bir gün bu eve dönmesi gerekmeyecek günlerin gelmesini diledi.

Anahtarını çıkarıp kapıyı açar açmaz içeriden babaannesinin sesi yükseldi “Sevil! Kız bir işe faydan dokunsun. Çabuk geç içeri de sofrayı kur baban gelir şimdi!”

“Aman anne neye yarıyor sanki bu kız!” dedi o ayakkabısını çıkarırken önünden mutfağa geçen üvey annesi.

Cevap vermeden çantasını vestiyere bıraktı, hemen banyoya koşup ellerini yıkadı ve mutfağa üvey annesinin yanına gidip, dolaptan tabakları çıkardı ve masaya dizmeye başladı.

Kevser hanım babasının ikinci karısıydı, daha da doğrusu annesinin kumasıydı. Babası Sevil’in doğumundan sonra ikinci çocuk olmayınca annesinin üzerine bir kuma almıştı. Köyden gelin getirdiği annesinin karşı koyacak bir durumu olmadığı için mecburen kabul etmiş ama çok içerlemişti. Tabi bu kumanın gelmesinde Babaannesi Mevhibe hanımın da etkisi büyüktü. Sevil’in annesi bir kızdan başkasını doğuramayınca oğlunun kanına girmiş aynı mahallede oturan Habibe hanımın küçük kızı Kevser’i gözüne kestirmişti. Kevser hanım Sevil’in annesi gibi köyde büyümemiş olduğundan daha modern görünümlüydü. Kemal bey yani Sevil’in babası onu görür görmez beğenmişti. İmam nikahı ile ikinci olarak gelin gelen Kevser hanım, bir oğlan çocuk dünyaya getirince Sevil’in annesinden resmi nikah alınıp, ona verilmişti. Bu zavallı kadın için sonun başlangıcıydı. Aynı apartmanın başka bir katında kızı ile yaşamaya başlamış ama başına gelenleri hazmedemediği için günden güne de sararıp solmaya başlamıştı. Sevil lise çağına gelene kadar hastalığı sinsi sinsi ilerlemiş sonunda kız iki yıllık hemşirelik okulunu kazandığı yıl zavallı kadın hayata gözlerini yummuştu. Hastalığının ciddiyeti ölümünden üç yıl önce ortaya çıktığında kayınvalidesi ve kocasına öleceğini bildiğini ve tek istediğinin ona bir şey olursa kızının eğitime devam etmesini istediği olmuştu. O zamanlar kadının kıskançlığından duygu sömürüsü yaptığını sanan ana oğul bu isteği yerine getireceklerine söz vermişlerdi geçiştirmek için ama sonra kadının gerçekten hasta olduğu ortaya çıkmış üç yıl sonra da hayata gözlerini yummuştu. Annesi vefat edince Sevil’i o evde tek başına bırakamayacakları için yukarı kendi yanlarına almışlar, annesi ile yaşadığı evdeki tüm eşyayı dağıtıp evi de kiraya vermişlerdi. Zavallı Sevil evden ancak kendi eşyaları ile annesine ait bir kaç şeyi alıp yukarı getirebilmişti. Kevser hanım evin zaten çok dolu olduğunu ve başka bir fazlalık istemediğini söylemişti kızın gözlerinin içine bakarak. Annesi hayattayken onlarla hiç ilgilenmezdi Kevser hanım, Allah var bir kötülüğünü görmemişlerdi. Tabi Kemal beyi ellerinden almayı saymazsak. Ancak Sevil’in yukarı çıkmasını hiç istemediğini belli etmişti daha başından. Onun için varsa yoksa biricik oğlu Mustafa’ydı. Kemal bey zaten huysuz annesine katlanan karısını ikna etmek için kızın iki yıl okul okuyana kadar onlarla kalacağını sonra zaten evlendireceğini söylemişti.

“Okuması şart mı hemen evlendir gitsin!” demişti Kevser hanım ama Kemal bey ilk karısına söz verdiği için tutması gerektiğine inanıyordu. Her nasılsa adam için ölmüş karısına verdiği bu söz önem kazanmıştı.

“Genç kız sana işlerinde de yardım eder işte rahat edersin!” demişti kayınvalidesi de ve Kevser hanım da mecburen kabul etmişti kızın onlarla yaşamasını.

Sevil zaten ailenin ikinci sınıf üyesi olarak annesi ile yaşamıştı yıllarca. Yukarı babasının evine neredeyse hiç çıkmamıştı. Sonra birden bire her şeyi kaybedip onlarla yaşamak zorunda kalınca da başlangıçta şoka girmiş sonra gidecek başka bir yeri olmadığı için katlanmak zorunda kalmıştı. Bu evdeki hayatın en çekilmez kısmı, aşağıda annesi ile yaşarken hiç alışık olmadığı baba dayağıydı. Onu evde fazlalık gören babaannesi ve üvey annesinin fitneleri ile babası onu aşırı baskı altında tutuyor, en ufak bir olaya da bir güzel pataklıyordu. Genç kız olduktan sonra baba dayağı yemek çok ağırına gidiyor geceleri sabaha kadar ağladığı oluyordu ama ne yazık ki bunun için de elinden gelen bir şey bulunmuyordu. Annesine yapılanlar için acı çekmişti uzun süre, babası onu ve annesini hiç sevmemişti. Yine de annesinin sevgisi ile avunmuş, çocukluğu boyunca en azından sakin bir kadın olan annesi ile büyümüştü. Hiç istenmediği bir evde dayak yiyerek yaşamaksa bir kabustan farksızdı.

Neyse ki bu akşam vaktinde eve yetiştiği için dayaktan yırtmıştı. Babası geldikten sonra herkesin tabaklarına servisi yaptıktan sonra masaya oturdu. Son sınıfta olduğu için ikinci dönem bir hastanede staj yapması gerekiyordu. Yemekte herkes masadayken konuyu açıverdi.

“Biz okul bitecek diye bekliyoruz, bir de staj mı çıktı yani?” dedi Kemal bey sanki kız bir suç işlemiş gibi.

“Bu stajı yapmazsam mezun olamıyorum baba, o yüzden hem okula hem staja gitmem gerekiyor”

“Hah desenize küçük hanım iyice ortalıktan kaybolacak!” dedi Kevser hanım.

“Hafta sonları bütün işleri yaparım ben yine!”

“Bir evin işi hafta sonuyla biter miymiş?” dedi babaannesi bu sefer.

Babadan kardeşi Mustafa gözünü telefondaki oyunundan ayırmadan, “Baba okulla maça gideceğiz hafta sonu para lâzım” dedi dünyadan habersiz.

Kemal bey yanında oturan çocuğun saçlarını karıştırıp “Hey benim aslan oğlum büyüdü maçlara gidiyor! Baban ne istersen yapar koçum benim!” dedi bir anda ses tonunu yumuşatarak.

Daha önce defalarca yaşasa da bu ayırım her olduğunda gözleri dolan Sevil saçlarını yüzüne döküp yemeğinden bir kaşık aldı. En azından Mustafa’nın nazı sayesinde staj konusu kapanmıştı. O söylemiş, haber vermişti zaten gitmeme şansı yoktu.

Onlar yemekleri bitip içeri geçtiklerinde sevine sevine masayı topladı. Hem dayak yememiş, hem de staj meselesini söyleyivermişti. Staj yapacağı hastaneyi okul belirleyecek ve bir kaç hafta içinde de ona bildireceklerdi.

Herkesin staj yerleri açıklandığında bir kez daha sevindi, evlerine çok uzak olmayan bir hastanede görev yapacak böylece okuldan dönerken yaşadığı gibi geç kaldım, otobüsü kaçırdım stresine girmeyecekti. İşin en güzel yanı staj saatlerinin okul saatinden çok daha uzun olmasıydı. Bütün arkadaşları buna üzülürken o evde daha az zaman geçireceği için seviniyordu. Sınıfındaki çoğu arkadaşı onun evde dayak yediğinin farkındaydı. Yüzündeki veya kollarındaki morlukların kapıya çarptım, düştüm gibi yalanlarla örtbas edilecek gibi olmadığı aşikardı. Öğretmenleri de farkındaydı ama çoğu bu durumu umursamıyordu. Daha önce bir kaç kez öğrencilerin yaşadıklarına müdahale etmek istediklerinde çocukların aileleri tarafından saldırıya uğradıkları için okul müdürü bu tür şeyleri yasaklamıştı. Farketseler bile görmeze geleceklerdi. Ne yazık ki bu ülkenin gerçeğiydi bu çocukların yaşadıkları. Sevil’in yediği dayağın izleri sadece göründüğü kadar değildi ki, bir de ruhunda açılan yaraları görselerdi asıl o zaman ne yapacaklarını bilemezlerdi.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s