Elim kolum bağlı – Bölüm 16

Tunç doğum günü yaklaştıkça heyecanlanıyordu. Çağıracağı arkadaşlarının listesini çoktan yapmıştı. Artık okullarda sınıflar birden sona kadar beraber devam etmiyor çocuklar kaynaşsın diye en azından Tunç’un gittiği özel okullarsa sınıflar dağıtılıp yeniden karılıyordu. Bu senenin başında da Tunç’ların sınıfları yenilenmişti. Birinci ve ikinci sınıfı okuduğu arkadaşlarının tamamını olmasa da bir kısmından ayrılmıştı böylece. Elbette koridorlarda yeniden birlikte olabiliyorlardı ama sınıf arkadaşı değillerdi eskisi gibi. Bu yüzden bu doğum gününe hem eski hem yeni sınıfından arkadaşları davetliydi. Deniz’de ebeveynlerin bir kısmı ile yeni tanışacaktı.

Yine bir yer kafe ayarlamışlardı ancak çocuklar büyüdüğü için bu defa oyun alanı ve oyun abla-ağabeyleri olan bir yer değil, sohbet edip bowling oynayabilecekleri bir yerdi. Deniz hayatı boyunca hiç bowling oynamamıştı. Kendi çocukluğunda filmlerde bile böyle bir oyun oynandığını hatırlamıyordu. Ancak işe girdikten sonra iş arkadaşlarının bowling, dart gibi oyunlar oynanan kafelere gittiklerini duymuş bir kaç kez onlara katılsa bile oyunlara dahil olmadan sadece izlemişti. Labut denilen bir sürü şişe benzeri şeyin bir topla yıkılmaya çalışılması eğlenceli bir oyundu. Çocukken ablası ile bahçeye şişeleri dizip topla devirmeye çalıştıklarını hatırlıyordu. Hatta halası da onlara katılmıştı bir kaç kez. Sonra kırılan şişelerden biri Mercan’ın elini kesince annesi yasaklamıştı bu oyunu oynamalarını. Şimdi oyuncakcılarda bile plastikleri satılıyordu oysa. Belki o zaman da satılıyordu ama onlar görmemişti bilmiyordu. Çocuklar için tehlikesiz ve eğlenceli bir oyun olduğunu düşündüğü için Tunç’un isteğini kırmamıştı. Artık büyümeye başladığı için daha erkeksi şeyleri tercih etmeye başlamıştı. Neyseki son iki seneki kadar kızlara düşman değildi bu sene.

Doğum gününün asıl tarihi hafta içine geldiği için programı hafta sonuna yapmışlardı. Hediyeler daha haftasonu gelmeden sınıfta verilmeye başlanınca Tunç çok mutlu olmuştu. Artık gelen hediyeler de oyuncaktan giysiye dönmeye başlamıştı. Okula başlamadan önce anaokulunda ona giysi alanların hediyelerini fırlatıp attığını hatırlıyordu daha açar açmaz. Deniz çocuğun bu tavrını ayıp gördüğü için hemen onu uyarıyor, atılan giysiyi alıp teşekkür etmesini tembihliyordu ama bir sonraki pakette aynı ritüel yine tekrarlanıyordu ne yazık ki.

Mercan ya da Deniz’in doğum gününde annesi ve halası mutlaka bir yaş pasta bir de tuzlu kurabiye yaparlardı. Her sene saklanan mumlar çekmeceden çıkar yaş pastanın üzerine dizilir. Üflendikten sonra temizlenip yine çekmeceye kaldırılırdı. İkisine de benzer ya da aynı şeyler alınırdı ki aralarında bir dengesizlik ya da kıskançlık olmasın diye. Alınanların tamamı ihtiyaçları olurdu zaten. Pijama, çorap, bir bluz ya da böyle bir şey. Halası bir keresinde ikisine birden aynı bebekten almıştı sadece. Yıllarca ikisi de ellerinden düşürmemişlerdi o bebekleri. Hatta dikiş dikmeyi öğrenmişledi onlar sayesinde. Anneleri eskiyen kıyafetleri kesip bebeklere elbise dikmelerine izin vermişti çünkü. Tabi yer ve temizlik bezi olabilecekleri ayırdıktan sonra.

Tunç büyürken elinde olmadan kendi çocuklukları ile kıyaslama yapıyordu Deniz. Şimdiki çocukların şanslı mı yoksa şansız mı olduklarına karar veremiyordu yine de.

Nihayet planlanan tarih geldiğinde Tunç erkenden uyanıp kendiliğinden banyoya girip güzelce yıkanmıştı. Artık büyüdüğünden Deniz’i banyoya sokmuyor kendisi yıkanıp çıkabiliyordu. Sadece Tırnaklarını kestiriyordu annesine.

“Acelen ne erkenden hazırlanmışsın daha çıkmamıza üç saat var neredeyse?”

“Uyanmışken banyomu da yapayım dedim!” dedi Tunç çilli yanakları pembe pembe olmuştu sıcak suyla yıkanmıştı yine belli ki.

Birlikte kahvaltı ettikten sonra Deniz ortalığı toplayıp hazırlanırken göz ucuyla onu izliyordu. Çocuk evin içinde bir o yana bir bu yana gidiyor, zamanı nasıl geçireceğini bilemiyordu.

“İstersen biraz erken gidelim bu defa çok heyecanlısın nedense, yoksa özel biri mi gelecek partine?”

“Yo!” dedi Tunç bu defa kıpkırmızı olarak. Sınıfına bu sene gelen Asya’dan çok hoşlandığını henüz annesine söylememişti. Asya’nın da ondan hoşlandığını düşünüyordu ama daha ikisi de bir şey söylememişlerdi. Kendince kızın getireceği hediyeden bir mesaj alabileceğine karar vermişti. Eğer hediye ona sevgisini belli eden bir şeyse ki ne olduğunu kendi de bilmiyordu henüz o zaman konuşabilirdi, “Erken gidebiliriz ama tabi yani erken gelen olursa diye!”

Böylece parti saatinden bir saat önce çıkıp kafeye gittiler. İnsanların gelmesi belirledikleri saati de biraz geçince Tunç gerilmeye başladı ama sonra teker teker hepsi ortaya çıkınca yüzünde güller açtı hemen. Hele de Asya herkesten önce gelince. Deniz daha kapıdan girer girmez Tunç’un değişen yüz ifadesinden anladı sabahtan beri heyecana neden olan şeyin ne olduğunu. Elinde olmadan gülümsedi o da. Kendisi hiç tatmamıştı ama Tunç daha şimdiden aşık olabiliyordu demek.

Gülümseyerek çocukları seyrederken, kapıdan giren adama takıldı gözleri, o kadar tanıdık bir yüzdü ki.

“Sen?” dedi sonra boş bulunup adam oğluyla yanına geldiğinde.

“Sen!” dedi adam da aynı şaşkınlıkla. Sonra gözleri ile ortamı taradı hemen ve Tunç’u farketti çabucak, “Arkandan koştum ama beni beklemedin!” dedi şaşkın şaşkın.

Oğlan başını kaldırmış bir Deniz’e bir de babasına bakıyordu, “Siz tanışıyor musunuz?” diye sordu merakla.

“Okuldan!” dedi adam hemen toparlanarak, “Haydi sen arkadaşının yanına git oyna”.

Çocuk merakını unutup henüz gelmiş olan diğer çocukları yanına koştu.

“Neyi bekleyecektim acaba? Yıllarca o gece bana ne yaptığını düşünüp durdum!” dedi Deniz tıslar gibi çocuk koşup gidince.

“O benim oğlum mu?” dedi adam heyecanla. Deniz o zaman farketti koşup giden çocuk şimdi Tunç’un tam yanında duruyordu ve o da Tunç kadar olmasa da sarı kızıl bir çocuktu.

“Hayır senin oğlun falan değil!” dedi Deniz, “Nereden uydurdun bunu şimdi!”

Yıllar önce yaşanmış ama bir türlü aklında silinmeyen o gecenin kahramanı olan adamı karşısında görünce şaşkına dönmüştü. O gözleri ve yüzü unutması mümkün değildi zaten. Kendi oğlu olduğunu düşündüren şey de neydi şimdi? Yoksa sahiden bir şeyler olmuş muydu o gece?

“O gece seninle benim aramda hiç bir şey olmadı?” dedi kendinden emin bir şekilde, “Olmadı öyle değil mi?”

“Sen beni koridorda bulduktan sonra evet olmadı çok sarhoştum zaten tam olarak hatırlamıyorum bile! Ama önce olanları hatırlamadığını söyleme bana?”

“Ne öncesi?” dedi Deniz şaşkın şaşkın, “Ben seni koridorda buldum hastaydın ya da sarhoştun ne bileyim işte!”

Bu arada misafirler de gelmeye devam ettiğinden iki de bir bölünüyordu konuşmaları. Deniz onların bu kadar koyu bir sohbete girdiklerini ve elbette ne konuştuklarını anlamalarını istemiyordu.

“Bak bana yalan söyleme!” dedi adam, “Görmüyor musun ne kadar benziyorlar! Babası nerede?”

“Babası?” dedi Deniz kekeleyerek, “Bu seni hiç ilgilendirmez!”

“Çünkü babası benim!”

“Şimdi bir duyan olacak! Delirdin mi sen? Babası sen değilsin? Olsan bile bunca yıl sona ona sahip mi çıkacaksınç Belli ki sen de evlenmişsin baba olmuşsun! Derdin ne be adam?”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s