Elim kolum bağlı – Bölüm 15

30 Ağustos 1922 zaferi, tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri olmasının yanında, yalnızca bizim değil; tüm ezilmiş ulusların, hatta tüm insanlığın, özgürlüğe, kurtuluşa, başı dik ve onuruyla yaşama kararlılığına yönelişinin ve bu doğrultuda atılmış tarihi bir adımın bayramıdır.

Tarihin altın sayfalarındaki yerini alan ve bağımsız yaşamak isteyen birçok ulusa da yol gösteren Kurtuluş Savaşı, Türk milletinin, ordusu ile birlikte yüce Atatürk’ün önderliğinde yazdığı kahramanlık destanıdır.

Kahraman atalarımızdan aldığımız güçle, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği çağdaş uygarlık yolunda kararlı bir şekilde ilerlemek ve ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmak için birlik ve beraberlik içerisinde var gücümüzle çalışacağız.”

Deniz anne olmanın bu kadar yapıcı ve güzel bir şey olduğunu hiç tahmin etmiyordu başlangıçta. Şimdi Tunç ile hayatı yeniden öğreniyor, sevgiyi hissediyor, bir insanın kalbinin dışarıda atabildiğini ilk kez anlıyordu.

“İşte gerçek aşk bu!” diyordu kendi kendine, “Hayatta bunun üzerine bir sevgi daha olamaz sanırım!”

Tunç annesi gibi sakin ve uyumlu bir çocuktu bu yüzden şu ısırma dönemi hariç ne yuvada ne de okulda bir sıkıntı yaşamıyordu. Akıllı bir çocuktu çabuk öğreniyordu. Kızıl kafalı ve sevimli olduğundan herkes onu görür görmez gülümsüyordu zaten. Deniz konu babaya döner diye anneanne, dedesi ve Mercan’dan pek bahsetmiyordu ona. Evde hiç fotoğraf bırakmamıştı geçmişe ait. Tunç’un bebeklik fotoğrafları hariç tabi ki. Onları da çerçeveleyip ortalığa koymuyor bir çekmecede tutuyordu.

Deniz bazen geceleri kabuslarla uyansa da artık geçmişe büyük oranda sünger çekmeyi başarmıştı. O da artık Tunç gibi sanki ezelinden beri ikisi varmış gibi düşünüyor ve öyle yaşıyordu. Hayatındaki tek amacı kızıl kafalıydı. Aldığı her nefes yaptığı her şey onunlaydı. Onun adına bankada bir hesap numarası açmıştı. Deniz’den sonra kimsesi kalmayacaktı zavallının. Bu yüzden ona hayat garantisi sağlamalıydı. En azından kendi içini rahatlatmak için yapmalıydı bunu. Onu kimsesiz ve beş parasız bırakamazdı ardından. Hayatın neler hazırladığını kimse bilemezdi bundan sonrası içinde. O kadar hızlı ve erken ölümler görmüştü ki elinde olmadan Tunç’u her ihtimalden korumak üzere çalışıyordu kafası.

Çevresine göre dul ve genç bir anne olduğu için kısmet bulanları da çıkıyordu arada. Ona hayranlık duyanları da. Ancak o kendine tek aşk olarak kızıl kafayı seçmişti ve çocuğun hayatında yeni bir dalgalanma yaratacak tek bir adım bile atmamayaya yemin etmişti. Halasının neler hissetmiş olabildiğini anlıyordu böyle zamanlarda. Onunda nasıl kendini iki yeğenine adadığını bir daha hiç evlenmediğini -ki midyeciden ayrıldığında çok gençti hâlâ- düşünüyordu. İkisinin sağlığı ve mutluluğu için çabalamıştı tüm hayatı boyunca. Ardından olanları görse kesin kahrolurdu acısından. Onlar için o kadar fedakarlık yaptıktan sonra korumaya çalıştığı her şey gelmişti başlarına. Kaderdi demek ki bazı şeyler ne yaparsak yapalım değişmiyordu ama o Tunç için varsa yazılmış bir kötü kader mutlaka önüne geçecekti, geçemiyorsa da tedbirleri almış olacak, bir daha hayata hazırlıksız yakalanmayacaktı.

İş yerinde departman yöneticisi olmuştu, Tunç’un dersleri de iyi gidiyordu. Henüz üçüncü sınıftaydı ama geleceği parlak bir öğrenci olacağı daha şimdiden belliydi. Babasının öldüğünü öğrendikten sonra bir kaç kez daha konuya dönmüş, sonunda nasıl öldüğünü de sormuş, hastalık cevabını alınca detaylara girmemişti. Sadece fotoğraf sormuştu bir kez, Deniz bu soruya hazırlıklı olmadığı için afallamış sonra taşınırken fotoğrafların kaybolduğu yalanını uydurmuştu. Hayalinden bir adam anlatıvermişti kızıl saçlı, uzun boylu diye. Çocuğun ten ve saç rengini onların ailesinden almadığı ortadaydı zaten.

“Hiç kendine benzetememişsin…” ile başlayan klişe sözleri dinliyordu Deniz bu yüzden, bazen içinden kendi kendine cevap veriyordu.

“Müdahale şansım olsaydı bir şeyler yapardım!”

Elbette insanların bir kötü niyetleri yoktu bunları söylerken ama Deniz’in konuyu ona hatırlatacak sözleri içi almıyordu ne yazık ki. Bunu da kimseye anlatması mümkün değildi. O yüzden içinden cevap verse de, konu uzamasın diye gülümsemekle yetiniyordu.

Yuvadan beri devam eden doğum günü kutlama furyası üçüncü sınıfta da devam ediyordu. Sınıfta her ay doğmuş mutlaka bir ya da iki çocuk olduğundan. Haftasonları çoğunlukla doğum günü partilerinde ya da hediye peşinde oluyorlardı. Elbette bu kadar doğum gününe gidince Tunç’un da doğum günü yapılıyordu. Genellikle bir kafe ayarlanıyor, herkes oraya toplanıyor, balonlar, müzikler, hediyeler, çocuklar koşturup duruken aileler oturup sohbet ediyorlardı. Çocukları oynatan bir ya da iki kişi oluyordu bu yerlerde anneler de bu rahatlığın tadını çıkarıp, çay, pasta, sohbete dalıyorlardı. Deniz sıkılıyordu böyle ortamlardan ama annelerin bundan kaçışı olmadığı için mecburen katılıyordu. Her partide yiyeceklerin mutlaka sağlıklı ve çocuklara dokunmayacak şekilde olmasına azami özen gösteriliyordu. Tüm annelerin en önemsediği şey çocuklarının sağlıklı beslenmesiydi görünüşe göre ama nasıl oluyorsa alışveriş merkezlerindeki yemek katları, asitli içecekler eşliğinde hazır gıda tüketen çocuklarla doluydu her zaman. Deniz’de Tunç’un dışarıda yeme isteği ile başa çıkmak için kurallar koymak zorunda kalmıştı. Kendi çocukluğunda da dışarıdan yemek yerine sürekli nohut pilav yedikleri için alışamamıştı hiç birinin tadına. En azından doğum günlerinde ev yapımı kurabiye ve börekler yedikleri için seviniyordu o yüzden.

Sıra Tunç’un doğum gününe geldiğinde pastasından, ikram edilecek yiyecek, içeceğe kadar özenle ilgilendi bu yüzden. Hatta son doğum gününde konu edilen plastik bardak tabak yerine kağıt bardak ve tabaklar hazırlattı. Çocuklar ne kadar büyümüşte olsalar cam tabak ve bardaklar hâlâ tehlikeli olabiliyordu. Gelen hediyeler Tunç’u bu kadar sevindirmese aslında bu tantanayı da sadeleştirecek bir şeyler bulabilirdi ama çocuğun hevesini kırmamak için yapmıyordu. Zaten daha kaç yaşına kadar böyle doğum günleri kutlamak isteyecekti ki? Delikanlılığa doğru yavaş yavaş gidiyordu.

“Ayol ne delikanlısı, daha üçüncü sınıf bunlar!” demişti sınıf arkadaşlarından birinin annesi gülerek.

Şaşıyordu insanlara Deniz, onlar çocukken olduğu gibi değildi artık yetişkiler ve aileler. Her birinin aklında başka kural, başka doğru vardı. Oysa eskiden bilirdi ki mahalledeki, okuldaki her çocuğun annesinin, ailesinin sözleri ve kuralları birdi. Tunç’un arkadaşlarının ailelerine bakınca çocuklara doğrunun nasıl öğretilebileceğini düşünüyordu kara kara. Çünkü onun çocuğa doğru ya da yanlış diye öğrettiği herhangi bir şey sınıf arkadaşlarının birinin ya da bir kaçının evinde tam tersiydi.

Aynı nesile ait insanların nasıl bu kadar ayrık düşüncelerle yetişkin olmuş olduğunu aklı almıyordu. Kendisinin de geçmişten getirdiği pek arkadaşı yoktu. Tunç ile ilgili bir bilgi edinebilirler diye de olanlarla da bahanelerle uzaklaşmıştı. Kendi mahallesinde büyüyen çocukların da böyle ebeveynler olup olmadıklarını merak ediyordu bazen.

Her ne düşünüyor olursa olsun, çocukların akan hayatlarına doğrudan müdahale etmek mümkün olmuyordu bazen. En basit örneği de bu doğumgünleriydi işte. Okuldaki çocukların maddi durumlarının eşit olup olmaması gözetilmeden böyle gösterişli şeylere girişiliyordu nedense. Kendisi sıkıntılarla buralarla gelmemiş olsaydı belki o da düşünemezdi böyle şeyleri bilmiyordu ama düşünüyordu işte. Düşündükçe de canı sıkılıyordu. Bir yerlerde bu olanaklara sahip olmayan ama bunları gördükçe onları isteyen çocuklar vardı muhakak. Üstelik o çocuklar bunları iyi hayat, doğru olan sanıyor, kendi hayatlarını eksik ve yoksun buluyorlardı. Oysa belki de bu şaşadan çok sevgi vardı hayatlarında farkında bile değillerdi. Çocuktular çünkü, çocuk olmak ışıltılı ve parlak olana meyletmekti. Nedense yetişkinler böyle davranıyordu artık. Kalıcı ve güçlü olan sevginin ışığına değil de, yapay mutluluklara yöneliyordu insanlar.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s