Elim kolum bağlı – Bölüm 9

“Anlamıyorum!” diye çıkıştı Deniz sonunda doktora gitmemek için direnip duran ablasına, “Daha halamın yasını tutarken hasta olduğun halde doktora gitmeyip beni iyice üzmek mi istiyorsun sen!”

“Hayır ama doktora gitmemi gerektirecek önemli bir şey yok demeye çalışıyorum sana!” dedi inler gibi Mercan.

“Nasıl yok abla ya, her sabah öğürerek kalkıyorsun, sonra da rengin solmuş dolaşıyorsun. Geçen gün seni buzdolabının kapısını açar açmaz öğürürken yakaladım!” diye söylenmeye devam ediyordu ki, yurttaki kızlardan birinin hamile kalınca nasıl kokulardan rahatsız olmaya başladığını hatırladı aniden, “Yoksa sen?” dedi ablasına şüpheyle bakıp, “Hani şu bahsettiğin adamdan? Nerede o adam neden halamın cenazesinde yanında değildi?”

Kardeşinin akıllı olduğunu ve eninde sonunda anlayacağını biliyordu Mercan, geldiğinden beri halasının şokunu yaşadıkları için ona daha önce bahsettiği Erdem’i sormak aklına gelmemişti. Mercan’da zaten acıları büyükken bu konulara girmek istememişti ama artık olanları saklayamayacağı ortadaydı.

“Erdem.” dedi sanki adı ağzını yakıyormuş gibi hızlıca, “O şey oldu.”

“Ney oldu?”

“Nişanlanacaktı, yani başkasıyla?”

“Nasıl yani abla ya? Hani çok iyiydi aranız?”

“Çok iyiydi, evlencektik biz aslında ama sonra ablası geldi konuşmaya.”

Deniz anlamamış bir ifadeyle baktı Mercan’ın yüzüne.

“Erdem’e çocukluğundan beri aşık bir ahbaplarının kızı varmış. Emine’nin de arkadaşının kardeşiymiş bu kız. Emine ablası işte anladın sen.”

“E? Sana adamı bırak mı dedi gelip?”

“Yani dedi ama düşündüğün gibi olmadı!”

“Ya nasıl oldu?”

“Şöyle ki, bu kız hastaymış bağışıklık sistemimi çalışmıyormuş, zayıf mıymış öyle bir şey. Erdem’e de çok aşık olunca, ailesi gelip konuşmuş bunlarla. Kız Erdem’in başkası ile evlendiğini duyarsa kötüler ölür demişler”

“Şaka değil mi bu?”

“Hayır değil, vallahi öyleymiş!”

“Tamam da Erdem seni sevmiyor muydu?”

“Seviyordu tabi. Halam da hastaydı biliyorsun, ben de çok duygusaldım. Kızın da halam gibi kötüleyeceğini düşününce çok üzüldüm.”

“E ne yaptın adamı diğer kıza mı bıraktın?”

“Ona başkasını buldum dedim”

“Ha bir de senden olduğunu sandı yani öyle mi?”

“Evet!”

“Kızım sen manyak mısın ya? Ne diye gerçeği söylemedin. Adamla konuşmadın. Bu öğürtülerin ne olduğu gayet açık! Senin durumun çok mu parlak yani?” diye bağırdı Deniz elinde olmadan, “Kaç aylık bu?”

“Sanırım iki buçuk aylık oldu.” dedi Mercan ama Deniz bağırınca ağlamaya başlamıştı. Ablasının ağladığına kıyamadı Deniz, sesi düşündüğünden sert çıkmıştı ama halasının da başına gelenleri bile bile nasıl bu kadar vazgeçmişti adamdan, hem de bebeğe rağmen aklı almıyordu

“Ona bebekten bahsettin mi peki?”

“Hayır bahsetmedim?”

“Bir çocuğun babasız büyümesi ve senin nikahsız bir çocuk sahibi olman o hasta kızın sağlığından daha önemsiz yani öyle mi?” dedi kendini tutamayarak. Yıllarca halasını mahveden o adama diş bilemişti zaten, şimdi de ablasına böyle bir şey yapılmasını aklı almıyordu bir türlü.

“Kız ölseydi ikimizde ömrümüz boyu vicdan azabı çekerdik ama öyle düşün!”

“Şimdi ne olacak peki?” dedi Deniz eliyle ablasının karnını göstererek.

“Onu doğurmak istiyorum.” dedi Mercan kararlı bir sesle, “Halam gitti, sende bir gün evlenip gideceksin. Bir işin, ailen olacak, ben yanlız kalacağım o zaman!”

Deniz göz yaşları içinde konuşan ablasına baktı şaşkınlıkla, “Saçmalama ben evlenmeyeceğim asla!”

“Ne yapacaksın benim halama kendimi adadığım gibi sen de bana mı adayacaksın. Bunun için mi okullar okudun sen?”

“Size bakmak için okudum ben!”

“Hayır bu hayat senin Deniz. Bebek büyüyene kadar bana destek olursun biraz, yani hem çalışıp hem ona bakamam tabi ama sonra sen kendi yolunu çizersin. Biz ikimiz yaşarız, işe girer bakarım ben ona.”

“Ne yaparak?” dedi Deniz yine kendini tutamayıp. Aslında Mercan’ı küçümsemek değildi amacı ama yaşanılan ve şahit oldukları bunca şeyden sonra nasıl olupta bu kadar romantik bakabiliyordu hayata. Hayatı boyunca halası ile sabun yapmaktan başka bir şey yapmamıştı. Ev işleri dışında elinden pek gelen bir şey yoktu ki. Bir bebeğe bakmak yetişkin bir hastaya bakmak gibi de değildi. Ömrünün sonuna kadar ondan sorumlu olacaktı. Ayrıca çocuğa soyadını verecek bir babası bile yokken asla etrafın dilinden kurtulamayacaklardı.

Mercan eliyle yüzünü kapattı ve katılarak ağlamaya başladı. Kardeşinin gerçeği yüzüne böyle haykırması çok ağırına gitmişti. Evet daha önce annesi ve halasına, sonra da sadece halasına tutunarak yaşamıştı. Ancak artık Deniz’e tutunamazdı onu serbest bırakmalıydı. Bu çocuğa tutunabilirdi ama. Evet ona nasıl bakacağını henüz bilmiyordu ama elinden geleni yapardı. Hayatta hiç bir amacı olmayacaktı yoksa, bir asalak gibi ölecekti.

Deniz ablasına sıkı sıksı sarıldı hemen “Mercan ne olur ağlama, kötü bir şey söylemek istemedim. Sadece iş bulmak gerçekten çok zor inan bana. Dışarıda çok acımasız insanlar var, sense hep evdeydin. Seni ezerler, hırpalarlar diye korkuyordum. Bir çocuğun sorumluluğu gerçekten ağırdır. Ama illa doğurmak istiyorsan ikimiz elbette bakarız ona, yeğenime sırtımı dönecek değilim. Sen annesi olursun ben de babası olurum olmaz mı?”

Mercan burnunu çekerek kaldırdı başını ve baktı kız kardeşine, “Babası mı?” dedi gülerek.

“Evet ne olmuş yani, bana teyze demez baba der olmaz mı?”

“Senin de bir çocuğun olmalı ileride, onlar da seninle ben gibi birbirlerine destek olmalılar!”

“Evet elbette olurlar. Ben işe girince kocaman bir eve geçeriz. Önce bu bebişi büyütürüz, sonra ben birini bulurum belki onu da yanımıza alırız. Sonra bir de bebek olur, sen ikisine birden bakarsın. Biz de çalışıp para kazanırız!” dedi Deniz’de gülerek. Ablasının gülümsemesi içini rahatlatmıştı. Tam küçük bir kız gibiydi Mercan, hemen ikna olur güler, hemen üzülür ağlardı. O Erdem denilen pislik mutlaka kandırmış, sonra da ablasını gönderip yalanlar atmıştı muhtemelen.

“Tamam!” dedi Mercan sevinçle.

“Bir doktora gitmen gerek senin!” dedi Deniz ciddileşerek, “Hem cinsiyetini de öğrenebiliriz belki!”

“İnşallah bir kızdır!” dedi Mercan sevinçle.

“Cinsiyetini öğrenelim de ona bir isim bulalım bari!” dedi Deniz’de coşkuyla.

Kardeşi bebeği onaylar onaylamaz, evdeki yünlerden battaniye örmeye başladı Mercan. Sanki bir bebeğin tek ihtiyacı buymuş gibi büyük bir mutlulukla örüyordu onu. Deniz ise onun yerine hem bebek, hem de ablası için endişeleniyordu artık. Ona göre babasının bu bebekten haberi olmalıydı ama Mercan kız kardeşinin huyunu bildiğinden göz yaşları içinde yemin ettirmişti ona.

Halası ölmeden, evlenirken ağabeyi ve yengesinin ona taktığı iki bileziği Mercan’a vermişti. Yıllarca onları saklamış, kızların evlendiği zaman birini birine, birini diğerine takmaya karar vermişti. Ancak öleceğini anlayınca ikisinide Mercan’a verdi. Deniz zaten çalışacak kendini kurtaracaktı ama Mercan’ın ne zaman paraya ihtiyacı olacağı belli olmazdı. Deniz daha iş ararken Mercan ona söylemeden gidip bileziklerden birini bozduruverdi. Deniz öğrenince kızdı ama ablasını daha fazla ağlatmamak için sesini çıkarmadı. Bileziğin parasının bir kısmı ile gidip bebeğe bir sürü şey almıştı Mercan. Kalan parayı da bezidir, mamasıdır diye saklıyordu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s