Elim kolum bağlı – Bölüm 7

İki ay da sahilde ki işletmede çalışıp parasını cebine koyduktan sonra eve dönmek üzere yola çıktı. Evdekilere sürpriz yapmak istediği için aramamıştı. Masraf olmasın diye ara tatilde de dönmediği için neredeyse bir yıldır halasını da ablasını da hiç görmemişti. Telefona da çok para ayıramadığı için interneti olan yerlerden arama yapıyordu. Hayat ona uzakta ve parasız nasıl yaşanacağını iyice öğretmişti bu iki yılda. Eğer okul açıldıktan sonra hemen çalışacak işler bulursa bu defa rahat bir sene geçireceğini düşünerek mutlu oldu oluyordu kendi kendine. Yol boyunca kazanıp biriktereceği paraları hesapladı. O paralarla neler yapacağını da, zaten okulu bitirdikten sonra hemen iş bulabilirse ailesine kolayca bakacaktı. O zamana kadar onlara minimum yük olur ve üzerine o da üç kuruş kazanıp koyarsa hepsi daha rahat ederlerdi. Sabun işi artık çok yaygın olduğundan eskisi kadar gitmiyordu. Her nedense insanlar birden bire sabun yapmaya merak salmışlardı. Artık internet videolarında bile sabun yapılışı anlatılıyordu. Bir de çok çeşitli sabun yapanlar türemişti. Pasta gibi görünen, insanın bakınca ısırası gelen, çok güzel kokulu sabunlar vardı. Halası ve Mercan’ın yaptığı sabunlarda çok güzel kokardı ama normal kalıplı banyo sabunlarıydı onlar. Lüks sabun mağazalarında satılanlar kadar albenileri yoktu.

Otobüsten indikten sonra çok uzak olmadığı için parasını otobüse vermek istemedi ve yürümeye karar verdi. Uzaktan görünce önce halası ve ablasının temizlik için perdeleri indirdiklerini düşündü. Büyük temizlik yapılacağı zaman önce bütün perdeler iner, sonra camlar kapılar silinirdi. Fikriye hanımın sağlığında genellikle bayram öncesine denk getirilirdi bu temizlik. Misafir geldiğinde ev mis gibi koksun isterdi rahmetli. Hatta sabunlara kullandıkları Osmanlı saray kokusu esansını yer silme suyuna katar evin her yanının mis gibi kokmasını sağlardı. Beyaz sabun kokusu da denilen bu koku ta sokağın başından duyulurdu yer silindikten sonra. Zaten evin içi sabun dolu olduğundan camları açar açmaz sokağa yayılırdı kokular. Deniz yurtta satabilirim hevesi ile ilk sene gelirken yanında sabun getirmişti ama kızların hiç biri yüz vermemişti ev yapımı sabunlara. Kimseye satamadığı için dolabı bütün sene sabun kokmuş, o da evin kokusu yanında geldiği için ekstra mutlu olmuştu. Bu sene sabun satmayacak olsa bile sırf o kokudan ayrılmamak için yine bir kaç tane getirmişti yanında.

Evin önüne geldiğinde perdesiz evin içini görebilmek için dikkatlice baktı. Ablası ya da halası nasılsa onu farkederdi biraz sonra ama evin boş olduğunu farkedince ne yapacağını bilemedi. Koşarak binaya girdi ve zile bastı uzun uzun açan olmadı. Koşarak sokağa fırladı ve sağına soluna bakındı. Haber vermeden nereye gitmişti bu insanlar. Evin hemen karşı çaprazındaki bakkal onu görünce seslendi, “Deniz kızım napıyorsun?”

“Servet amca bizimkiler neredeler?”

“Senin haberin yok mu evladım taşındılar buradan?”

“Nasıl taşındılar ya?”

“Borçlar birikince ödeyemediler, ablanın açtığı defter burada duruyor bak hâlâ!”

Deniz bakkalın gösterdiği veresiye defterine baktı, sahiden de hiç yapmadıkları kadar borç biriktimişlerdi. Bir yandan elini çantasına atıp sordu hemen “Nereye gittiler peki? Ben sürpriz yapayım dedim ama bana sürpriz oldu resmen!”

“Vallahi ben bilmiyorumda çırak yardım etti giderkerken dur ona sorayım. Hasan! Gel hele!”

Dükkanın arkasından tombul bir oğlan çıkıp geldi hemen, “Buyur usta!”

“Mercan ablanların taşındığı evi biliyorsun sen değil mi?”

“He biliyorum!”

“Haydi Deniz ablanı götür oraya!”

Deniz çıkmadan biriktirdiği parayla kapattı ablasının açtığı borcu. Bakkalın yüzü güldü. Sonra tombul çırak önce o arkada yokuşu çıkmaya başladılar.

“Allah Allah neye borç etmişler o kadar anlamadım ki?” dedi yüksek sesle.

“Yurdanur teyzenin hastalığına harcadılar abla!”

“Ne hastalığı? Ne biliyorsun sen anlat bakayım!”

“Abla Yurdanur abla o illetten olmuş işte!”

“Ne saçmalama?” dedi Deniz panik halinde, “Kim dedi sana?”

“Abla ben biliyorum Yurdanur ablayı!” dedi tombul çırak.

“Kesin yanlış biliyor, ne demeye bunların hiç birini bana anlatmadılar!” diye düşünürken çırağın önünde durduğu eve takıldı gözü. Burası derme çatma bir gece konduydu resmen.

“Buradalar mı?” demeye kalmadan ablasını gördü bahçede, kırık bir sandalyede oturmuş, masadaki otları toparlıyordu.

“Deniz?” dedi Mercan’da şaşkınlıkla.

Tombul çırak “Ben gidiyorum abla!” dedi yürüdü gitti yokuş aşağı geldikleri yola.

“Abla ne oluyor? Niye çıktınız baba evinden?”

“Gel, gel anlatırım!” dedi Mercan bahçe kapısını açıp sımsıkı sarıldı kardeşine, “Ay nasıl özlemişim seni ya! İyi ki geldin!”

“Vallahi bakkalın çırağı olmasa gelemiyordum. İnsan demez mi taşındık diye!”

“Diyecektik de sen geleceğim dediğinde söyleyelim dedik”

“Halam nerede?”

“Şey halam biraz hastalandı da iki gün hastanede yatacak ama korkma iyi!”

“Ya abla şaka mı bunlar? Nesi var halamın? Bu borçlarda neyin nesi?”

“Hasan mı yetiştirdi hemen?” dedi Mercan kızgın kızgın.

“Bakkalın çırağı biliyor ben bilmiyorum! Kanser mi olmuş halam ya!”

Mercan halasının hastalığının aslında iki yıl önce başladığını ama Yurdanur’un doktora gittiği halde sakladığını anlattı. Hastalığın ilerlememesi için uygun tedaviyi görmediği için kötülediğini ancak o zaman Mercan’ın anladığını ve onunla doktora gittiğinde erken tedavi için artık geç kaldıklarını öğrendiğini söyledi.

“Ya hala ya!” dedi Deniz üzüntüyle, “İyi olmayacak mı yani?” dedi neredeyse ağlayacaktı. Evi boşalmış görmek zaten sinirlerini bozmuştu. Halasının hasta olacağını da bir türlü aklı almıyordu her nedense. Zavallı kadın hiç gün yüzü görmemişti. O it midyeciden sonra da kendini yeğenlerine adamıştı. Şimdi tam okulunu bitirp onu rahat ettirmeyi hayal ederken bir de hastalıkla mı uğraşacaklardı.

“Olacak inşallah!” dedi Mercan ama onun sesinde de pek umut kırıntısı yoktu.

“Hastaneye götür beni haydi! Halamı görmek istiyorum!”

“Yok şimdi gidemezsin, zaten çıkacak iki güne, eve geldiğinde görürsün! O da sevinir seni gördüğüne, sorup duruyordu ne zaman gelecek diye!”

“Bu borçlar tedavi için mi?” dedi Deniz fısıltıyla sanki biri duyacakmış gibi.

“Öyle oldu” dedi Mercan, “Sabun pek yapmıyoruz artık. Nohut pilav işi de eskisi gibi değil açıkçası. Benim de elimden bir iş gelmiyor. Zaten halama bakıyoru evde olunca, halsiz çok gücü yok”

“Bakkalın borcunu kapattım!” dedi Deniz.

“Nasıl?” dedi Mercan hayretle, “Biz sana da bir şey yollayamadık zaten, nereden buldun sen parayı?”

“Çalıştım biraz”

“Okula gitmedin mi? Halam duymasın!”

“Yok gittim tabi, okul saati dışında öyle günlük işlere gittim”

“Halam dedi biliyor musun? Bakar o başının çaresine dedi. Ben ise gördüğün gibi hiç bir işe yaramıyorum hâlâ!” dedi Mercan boynunu bükerek.

“Abla saçmalama Allahaşkına ya yıllardır ikinizde çalışıp didiniyorsunuz bak şimdi de halama bakmışsın. Kim bu kadar fedakar olur söylesene?”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s