Elim kolum bağlı – Bölüm 5

Deniz’in iş bulduğu partide kalan bir kaç misafir için servis devam ediyordu. Karanlık çöktükten sonra çıkan sineklerden biri boynunu ısırdığı için eli sürekli boynuna gittiği için kaşıdığı yeri kıpkırmızı etmişti. Çocukluğundan beri bazı böceklerin ısırıklarına alerji yapıyordu vücudu. Bulduğu boşluklarda tuvalete gidip ıslatıyordu rahatlasın diye ama biraz sonra kaşıntı yeniden başlıyordu. Yurtta sürebileceği bir kaşıntı kremi vardı, buraya gelirken onu yanına almak hiç aklına gelmemişti. İnsanların tamamen dağılmasına az kaldığı için dişini sıkıyordu şimdilik.

Az sonra servis yapan kızlardan biri gelip ağabeyinin onu almaya geldiğini ama az önce bir misafirin portakal suyu istediğini söyledi.

“Ben götürürüm!” dedi Deniz gülümseyerek onu almaya gelecek kimse yoktu.

“Yanlız misafir terasa çıktı, oraya götürmen gerek!”

“Tamam götürürüm!”

“Haydi sana kolay gelsin” diyerek dönüp gitti kız.

“Bu insanlar ne zaman gitmeyi düşünüyorlar acaba?” dedi kendi kendine portakal suyunu mutfaktan almaya giderken. Elindeki tepsiye bi peçete ile birlikte bardağı yerleştirdi ve çıktı.

İlk katın merdivenlerini çıktıktan sonra bir inleme sesi duyduğunu sandı bekleyi kulak verdi ama ses devam etmeyinde dönüp diğer basamağa ayağını attı. Tam çıkacaktı ki yine aynı inleme sesini duyunca ayağını geri çekip koridora doğru başını uzattı. Koridorun loş ışığından bir şey görünmediği için tepsiyi dökmemeye çalışarak bir iki adım daha attı ki inleme sesi yeniden duyuldu. Biraz ileride yerde yatan adamı görünce tepsiyi hemen yere bırakıp yanına gitti.

“Beyefendi iyi misiniz?” diye seslendi başına çökerken adam konuşamadan önünde durdukları odanın kapısını gösterdi.

“Buraya mı girmek istiyorsunuz?” dedi Deniz telaşla, adam başını salladı. Ancak adam cüsseli bir adam olduğu için onu yerden tek başına kaldırması mümkün değildi.

“Hay Allah aklım durdu, size bir doktor çağırayım ya da yardım getireyim!” diye doğrulacakken adam bileğinden yakalayıp yeniden kapıyı gösterdi.

“İçeride ilacınız mı var?” dedi Deniz bu defa, adam yeniden başını salladı. Zorlayarak adamı yerden kaldırdı, odanın kapısını açtı bir iki adım sonra adam yeniden yığılıverince o da onunla çökmek zorunda kaldı. Bu arada boynu deli gibi kaşınmaya devam ediyordu. Adam bu defa inlemeyi bırakmış, hiç sesi çıkmıyordu.

“Ölmedin inşallah!” diyerek hemen eğilip kalbini kontrol etti, neyseki adamın kalbi atmaya devam ediyordu, “Gidip birilerini bulayım diye ayağa kalkar kalkmaz bu defa odanın kapısında iri yarı bir adamla burun buruna geldi.

“Ne yaptın patrona?” dedi adam sert sert.

“Bir şey yapmadım!” dedi Deniz korkarak, adamın ne ara gelip arkalarında durduğunu bile anlamamıştı.

Denizi kolundan tuttuğu gibi odanın içine doğru fırlatıp, eğilip yerde yatan adamın nabzını kontrol etti. Deniz bu arada hızlı hızlı koridorda olanları anlatmaya çalışıyordu.

“Kes!” dedi iriyarı adam ve yerde yatan patronunu kucaklayıp yatağa yatırdı. Deniz adamın arkasından dolanıp kapıya doğru gitmeye çalışınca onu yeniden yakalayıp, odanın içinden açtığı diğer bir kapının arkasına itekledi ve kapıyı da üzerinden kilitledi.

“Ne yapıyorsun? Çıkar beni buradan!” diye bağırmaya başladı Deniz ama arkadan hiç ses gelmedi. Panikle arkasını dönüp nerede olduğunu kontrol etti. Burası küçük bir odaydı ve bir kapısı daha vardı ki muhtemelen koridora açılıyordu. Hemen koşup onu zorladı. Kilitliydi. Bu defa orayı yumruklayıp bağırmaya başladı. Henüz herkes gitmemişti elbet sesini duyan biri olurdu. Sonra bahçeyi toplayanlar olduğunu hatırlayıp, pencereye koştu. Sıkışan kanatları zorla açıp “İmdat kilitli kaldım!” diye bağırdı ama devam eden yüksek müzik yayını yüzünden sesini kimseye duyuramadı. Bir kaç kez daha diğer iki kapıyı zorladıktan sonra yorgun düştü ve gidip yatağın üzerine oturdu. Saat sabahın dördü falan olmalıydı. Zaten yorgunluktan ve uykusuzluktan zor ayakta duruyordu. Bir yandan da boynundaki kaşıntı onu mahvediyordu. Gömleğin yakasına bağladığı fuları çözmeye uğraştı ama o kadar sıkı bağlamıştı ki düğüm olmuştu.

“Hay aksi!” diye yakasını tutup çekiştirince gömleğin üstteki düğmeleri fırlayıp düştü yerinden. Fuları başından zorla çıkarıp attı ve gidip odanın aynasında ne olduğuna baktı. Boynunun sağ tarafından göğsüne kadar kıpkırmızı olmuştu.

“Of !” diyerek avucunun içiyle kaşınan her yere baskı yapmaya çalıştı, tırnakları ile kaşıdıkça alerji olan yerler kanamaya başlıyordu.

“Şu herif kendine gelse de bir an önce çıksam buradan!” diye homurdandı ve daha fazla kaşımamak için kollarını çapraz olarak göğsünden dolayıp ellerini koltuk altlarına soktu ve kıvrıldı yatağa. Uyku ve yorgunluk o kadar ağır gelmişti ki kapalı kaldığını unutup derin bir uykuya daldı.

Rüyasında anne ve babasını gördü. Fikriye kaşıntıdan kabaran yerlerine buz sürdü önce biraz, sonra saçlarını okşadı ve kremi sever gibi kaşımaktan yara ettiği her yana yaydı. Sonra babası mis gibi bir nohutlu pilav getirdi önüne. O kadar güzel kokusu vardı ki pilavın, kimsenin babası gibi yapamadığını düşündü. Sonra bir otobüse bindi annesi ve babası arkalarından el salladı ama otobüs biraz sonra devrilip yanmaya başlayınca onlara doğru koşmak istedi. Birden önünde bir kapı oluştu. Sonra dört duvar, çığlık atarak kaldırdı başını. Odaya gün ışığı dolmuştu, ter içindeydi. Bedenine değen diğer bedeni o zaman farketti ve korkuyla çevirdi başını. Dün akşam inleyen adamdı bu. Üzerinde çamaşırından başka bir şeyi yoktu ve bir kolu Deniz’in başının altına doğru uzanmıştı. Yataktan fırlayıp gömleğinin açık yakasını toparlamaya çalıştı hemen.

“Allahın belası herif ne yaptın bana?” bağırdı. Üzerini başını kontrol edip akşam olanları hatırlamaya çalıştı ama tek hatırladığı odada kıvrılıp uyuduğuydu. Kıyafetleri üzerinden çıkmış gibi durmuyordu. Gömleğinin düğmelerini kaşınırken kopardığını hatırlıyordu. Pantolonu üzerindeydi.

“Günaydın güzelim!” dedi adam gözlerini açarak.

“Ne yaptın bana?” dedi Deniz öfkeyle.

“Ne mi yaptım? Senin istemediğin hiç bir şey değil? Kötü mü hissediyorsun?”

“Dün akşam hayatını kurtarmaya çalıştım ben senin?”

“Biliyorum sana minettarım ama ondan önce yaşadıklarımız ne olacak?”

“Ne yaşamışız ondan önce? Ben terasa portakal suyu götürüyordum!”

“Haydi ama içeride olanları hatırlamıyor musun? Aramızdaki o çekimi nasıl unutursun! Üstelik hayatımı da kurtardın şimdi? Aramızda bir bağ var bizim!”

“Bağ mı? Ne içtin sen acaba dün gece?” diyerek yere attığı fularını aldı ve odanın açık kapısından çıktı deniz. Diğer odadaki yatağa gözü ilişti bu sefer, yatak sahiden darmadağınıktı.

“Yok canım ben bir şey içmedim! Bu sarhoş ne dediğini bilmiyor!” diyerek çıktı o odadan da koridora ve hızla kıyafetlerinin olduğu kabine yöneldi. Üzerini değiştirip etrafta geceden görevli kimse var mı diye kontrol etti. Bulamayınca da villayı terketti. Bir yandan tişörtünün altından boynunu kaşıyor, bir yandan da adamın ne saçmaladığını düşünüyordu. O hışımla odadan çıkarken adam arkasından kapıya kadar koşmuştu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s