Yeni Hayat – Bölüm 18

“İnsanlar neden su kenarları dururken böyle tepelere gelip yerleşmişler hiç anlamam!” dedi Batu tavukları kovalayan çocuğa bakarak. Çocuk elindeki değnekle önünde yürüttüğü hayvanları güdüyordu aslında, onlar tavuk değil kazdırlar ama Batu’nın köy hayatı ile bağlantısı fotoğraflarla bile olmadığından bunu ayrdedemiyordu.

“Sence mevzu bu mu yani?” dedi Burcu

“Hayır elbette değil ama beklemek zorundayız ve beklerken de gerilmemek için aklımızı bir şeyle meşgul etmeliyiz öyle değil mi?” diye yanıtladı Batu bozulduğunu belli ederek.

“Tamam haklısın özür dilerim, kendimi gerçekten çok kötü hissediyorum. Birden bire düştüğümüz bu durum, şu uçak her şey uyum sağlayamayacağımkadar hızlı akıyor. Beynimin içinde bir ses var sürekli konuşuyor!”

“Senden farklı değilim. Cesur ile gidip arkadaşımı kurtarmayı çok isterdim ama ne yazık ki bir hangarın içi kadar bir dünyada yaşıyorum biliyorsun. Daha yeni çıkmaya başlamıştım ki bunun da bir kandırmaca olduğunu öğrendim. Ercan’ı da alıp döndüğümüzde bir daha kimse beni deliğimden çıkaramaz artık!”

“Şimdi de sen saçmalıyorsun, sen oradan çıkmayı başardın bunun gittiğin yer ile bir ilgisi yoktu, seninle ilgisi vardı. Ve evet Ercan ile döndüğümüzde elbette ki o hangara kendini gömmeyi bırakacaksın!”

“Peki ya sen? Sen o gölgeler ve seslerle yaşamaya devam edecek misin kendi ininde?”

“Ercan sağ salim gelsin başka bir şey istemiyorum inan bana!”

Küçücük köyün içinde gidebilecekleri fazla bir yer olmadığından, biraz dolanıp geri geldiler Hasan’ların evine. Evin hemen önüne yapılmış sedire oturdular. Cesur Hasan ve bir kaç adama bir şeyler anlatıyordu diğer evin önünde.

“İnanabiliyor musun haline?” dedi Batu gözlerini Cesur’dan ayırmadan.

“Ben her zaman onun senden de aylak olduğunu düşünüyordun yemin ederim!” dedi Burcu.

“Sürekli bilgisayarların başına olduğum için mi aylağım?”

“Hayır yapabileceğin onca iyi şey varken, kendini dünyadan ayırdığın için aylaksın”

“Ne yapabilirim ki?”

“Şimdi yaptığın gibi insanları kurtarabilirsin örneğin!”

“Ne yani ajan mı olayım?”

“Hayır demek istediğim oldukça yüksek bir malvarlığın var ve onu bir işe bile yaratmıyorsun. Bir okul açabilirsin mesela, senin gibi çocuklara yardım edebilirsin. Ne bileyim seni ininden çıkaracak ve senin gibi insanlarla, çocuklarla olup onların yaralarını sararken kendi yaralarını da sarabilirsin mesela!”

“Okul açmak mı? Ben mi? Kim gelecek benim okuluma Allahaşkına?”

O sırada Cesur onlara doğru yürüyünce ikisi de susup dikkat kesildiler.

“Çocuklar ben şimdi gidip diğer ekiple buluşacağım. Daha önce söylediğim gibi Hasan sizinle ilgilenecek ve haberleri size iletecek. Lütfen sakince bekleyin ve dinlenin.”

“Şafakta demiştin operasyonu?” dedi Burcu.

“Evet ama ekibe katılıp hazırlanmam gerek benimde, zaten akşam oluyor nerdeyse, bence sizde biraz uyuyun kaç gündür hırpalandınız” dedi ve yürüyüp onu bekleyen arazi arabasına bindi Cesur.

“Aslında doğru söylüyor biraz uyusak iyi olabilir!” dedi Batu, ayran ve yufka ekmeğinide yiyince iyice uyku bastırmıştı.

“Sen uyu!” dedi Burcu giden arabanın arkasından bakarak.

Batu sedire bıraktı kendini. Burcu da ayaklarını yukarı çıkarıp dizlerini karnına çekti. Evde de sesler duyduğunda böyle yapardı. Şimdi duymak istediği tek ses Ercan’nın sesiydi. Biraz sonra Batu’nun nefesi ağırlaştı ve ardından horlamaya başladı. Onun horultuları Burcu’yu da gevşetti. İkisi de evin önündeki sedirde derin bir uykuya daldılar.

Batu bacaklarındaki kaşıntı ile başını kaldırdığında Burcu sedirde değildi. Üzerine tülbent gibi ince bir örtü serilmişti. Hava karanlıktı ama pencereden vuran ışık sediri aydınlatıyordu.

“Sinekler olmalı!” dedi doğrulup bacaklarını kaşımaya devam ederken. Ne kadardır orada uyuduğunu bilmiyordu ama iyi gelmişti. Sedirden kalkıp içeri girmeye karar verdiği sırada başını gökyüzüne kaldırdı.

“Aman Allahım!” diyerek öylece kaldı yerinde, daha önce hiç bu kadar yıldızlı bir gökyüzü görmemişti. Binlerce hatta yüzbinlerce ışıltılı nokta sanki üzerine yağıverecekmiş gibi asılı duruyordu tam tepesinde. Hayran hayran durdu bir süre kıpırdamadan. Bacakları yeniden kaşınmaya başlayınca direnemedi ve kaşınarak aralık kapıdan içeri girdi. Kevser odasının ortasında kurulan sofraya yufka ekmekleri diziyordu. Hemen yanında Burcu dizlerinin üzerine oturmuş kaşıkları koyarak ona yardım etmeye çalışıyordu belli ki. Onun içeri girdiğini görünce “Uyanmışsın!” dedi uykulu gözlerle.

“Sen fazla uyuyamamışsın sanırım!” dedi Batu hemen onun yanına bağdaş kurarak, sofrayı görünce karnının aç olduğunu hissetmişti. Kevser’in sıcak tencereyi getirmesini bekleyemeden önündeki yufka ekmeğini alıp yemeğe başladı hemen.

“Uyudum biraz! Tuhaf rüyalar görünce kalktım. Yine de daha iyiyim!”

“Bir haber var mı?” dedi başını kaldırıp Kevser’e baktı.

Kevser başını iki yana sallayarak onların tabaklarına tenceredeki yemeği böldü ve son olarak kendi tabağına aldı.

“Hasan ağabey gelmeyecek mi?” dedi Batu yeniden. Cesur ondan haber alacaklarını söylemişti.

Kevser eliyle diğer binanın olduğu yeri gösterdi.

“Diğer evde mi?”

Kadın başını salladı.

“Yemeği yedikten sonra bakalım!” dedi Batu tabağını kaşıklarken.

İkisi de hızlıca yediler tabaklarına konanı, Kevser biraz daha vermek istedi ama almadılar. Tabakları onunla birlikte topladıktan sonra izin isteyip evden çıktılar ve geldiklerinde Cesur’un girdiği eve yöneldiler. Ayak sesleri olunca hemen içeriden biri çıktı kapıya.

“Bir haber var mı diye soracaktık!” dedi Burcu.

“Daha değil! Güneşle!” dedi adam gökyüzünü gösterip.

O zaman Burcu’da refleks olarak gökyüzüne baktı ve Batu’nun yaşadığı şaşkınlığı o da yaşadı.

“Bu nasıl güzel bir gece böyle?”

“Bir de şu sinekler olmasaymış!”

Burcu cevap vermeden yıldızlara bakmaya devam etti önce sonra yeni anlamış gibi “Bermuda yerine uzun paçalı bir şey giysene!” diye yanıtladı, “Ercan bu gökyüzüne mi bakıyordu acaba aylardır?”

Batu derin bir iç geçirdi, “Umarım!” dedi içinden ve hızla eve doğru yürüdü sonra, gidip pijamasının altını giyecekti. Uzun paçalı getirdiği tek kıyafeti oydu.

“Biz burada ne yapıyoruz?” diye mırıldandı kendi kendine. Oraladalardı ama sanki beyazperdeden bir film izliyor gibiydiler ikisi de. Olayın ne içinde, ne dışındalardı.

Gece ikiye kadar evin dışındaki sedirde oturdular sessizce, gözlerini yandaki evden ayırmıyorlardı. Günün ağarma vakti yaklaştıkça ikisinde içine sıkıntı çökmeye başlamıştı. Operasyonun başarısı hakkında konuşmak istemedikleri açıktı. Kevser çoktan uyumuştu. Hasan’ı bütün gece görmediler. Cırcır böcekleri ve puhu kuşu karşılıklı paslaşyorlar arada bir de uzaklardan bir uluma duyuluyordu.

Batu geceleri oturmaya alışık olduğundan iyiydi, zaten gündüz de uyuduğu için sabaha kadar bekleyebileceğini biliyordu ama Burcu’nun gözleri kapanmaya başlamıştı. Sonunda başı önüne doğru düştü, bir kaç kez kaldırdı ama yapamadı ve bıraktı kendini. Batu bir kaç dakika bekledikten sonra onu kucakladı ve içeri Kevser’in onlar için açtığı yataklarından birine yatırdı. Uyuması daha iyiydi, bir kaç saat sonra dakikaların bile geçmek bilmeyeceğini hissediyordu.

Onu yatırdıktan sonra sessizce dışarı çıktı, Kevser sesleri duyunca hemen kalkıp gelmişti.

“Bir şey yok merak etmeyin!” diye fısıldadı ona, kadın uykulu gözlerle başını sallayıp evin içinde kayboldu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s