Eksilen Kelimeler – Bölüm 10

Fazıl hoca çocukları katmadan işin içinden nasıl çıkacağını düşünedursun. Şirket Arda’nın bilgisayardan dosyaları silmesinin ardından onları daha yakın takibe almıştı. Aslında Fazıl hocanın onları klasik haftalık buluşma yemeklerinin ardından karargâha çağırmamış olması farkında olmasalar da hayatlarını korumuştu. Çünkü çocukların Fazıl hoca ile bir araya geldikleri, konuştukları her şey şirket tarafından artık biliniyordu. Sadece karargâh denilen yeri keşfedilememişti tam olarak.

Cem Arda’ya ortalık yerde konuları açtığı için kızarken, kendi üzerinde taşıdığı çipten habersizdi. Bundan bir hafta önce çalışma ortamına verilen gaz sayesinde o ve üç arkadaşı şirketin revirini ziyaret etmek zorunda kalmışlardı. Mide bulantısı ve ateş belirtileri hepsine serum takmayı gerektirmiş ve Cem’in aldığı serum için açılan damar yolu ortam dinleme için gerekli çipi onun bedenine yerleştirmeye yaramıştı. Pirinç tanesi büyüklüğünde olan, deri altına yerleştirilen mikroçip bir enerji kaynağına ihtiyaç duymayan telefonlarla programlanıyor ve şırınga ya da başka yolla deri altına yerleştiriliyordu. Üstelik bu basit ama iş gören teknoloji şirketin gizli projesi bile değildi. İsveç’te zaten günlük hayata dahil edilmiş olan ve taneyle istenilene satılan bir teknolojiydi. Onlar kelimelerin büyüsüne kapılmışken hedefe odaklanmışların görünen görünmeyen her tür teknoloji ile aslında insanlığın etrafını çoktan donatmış olduğu gerçeğini göremiyorlardı. Göremiyorlardı çünkü insan asla bilmediği bir şeyi hayal edemezdi. Farkında olmadıkları ve sürekli gelişen bu teknoloji onları en gizlenmeleri gereken yerde, isteseler internetten kendileri de satın alabilecekleri bir mikroçiple gafil avlıyordu. Geçen hafta karargâhta konuştukları her şey mikroçip aracılığı ile şirkete zaten ulaşmıştı. Sadece her nasıl olmuşsa konum bildirmesi gereken sistem doğru dürüst çalışmamış, bir dağda beliren konum daha sonra yok olmuş ve yeniden ortaya çıkmamış ya da hatalı bir yeri göstermişti. Sistemin dört dörtlük olmayan yerleri vardı. Ancak sesleri doğru bir şekilde iletmesi ne yazık ki hepsinin hayatını değiştirecek yegane olguydu. Cem’in o akşam karargâh’a çağrılmadan gitmeyi reddetmesi de bir şanstı. Konum konusunda düzeltmeleri yapılan sistemle hepsi suç üstü bir şekilde yakanacaklardı yoksa. Şu an onlarda eyleme geçmedikleri için şirket beklemeyi tercih ediyordu. Berna olayının üzerine dört gencin başına bir şey gelmesi kesinlikle şüphe çeken bir durum olurdu. Hele ki Berna’nın yaşlı babasının başına da bir şey gelirse.

Devam eden hafta boyunca çocuklar Fazıl hocanın hesaplarında konuya dair veya başka konularda herhangi bir paylaşım görmediler. Derya durumdan rahatsızlık duyduğu için bir kaç kez hocanın evinin etrafında dolandı farklı saatlerde ama evin camları ve perdeleri açık olmasına karşılık hocaya rastlayamadı.

Yakın birimde çalıştıkları için kahve içme bahanesi ile uğradığı Arda’ya evin açık olduğunu söyledi, iki farklı gün farklı pencereleri açıktı çünkü.

“Hoca belki de bir şey buldu ve ona yoğunlaştı bölünmek istemiyor!” dedi Arda.

“Evet olabilir.”

Ertesi hafta yemek buluşmasında hepsi tedirgindi hocanın o akşam onlara mutlaka bir işaret göndereceğini düşünüyorlardı. İşaret gelmezse içlerinden biri dikkat çekmemek için uğramadıkları eve bir ziyaret yapacaktı. Yemek boyunca ne kadar başka konulardan konuşmaya gayret etselerde hepsi biribirinin gözünün içine bakıp zihninden geçenleri ifade etmeye çalışıyordu. Can sıkıcı ve tedirgin bir yemeğin ardından beklenen işaret yine gelmeyince Derya “Ben bu hafta Fazıl hocaya bir ziyaret yapacağım bir süredir onu görmedim.” dedi yüksek sesle. Diğerleri “Evet ne iyi düşünmüşsün diyerek onu onayladılar” sanki sırdan bir muhabbet içinde söylenmiş sözler gibi.

Bir kaç gün sonra Derya’nın sosyal medya hesabından daha önce Fazıl hocanın karargâhta toplanmak için belirledikleri konu ile ilgili paylaşımlarına benzer bir paylaşım olunca çocuklar onun söylemek istediği bir şeyler olduğunu hemen anladılar. Bu her neyse ortalık yerde söylenilebilecek bir şey değildi. Bu yüzden o akşam karargâh evine gitmeleri gerekiyordu. Gün boyu Fazıl hocanın hesaplarını da sürekli kontrol ettiler ama oradan bir paylaşım yapılmadı.

Cem’in aklına hemen bunun bir tuzak olabileceği fikri gelmişti. Aslında çocuklardan birinin o konuda bir paylaşım yapması işaret olarak belirlenmemişti. Ancak hocayı ziyaret edeceğini söyledikten sonra Derya’nın bu paylaşımı yapması da tesadüf olamazdı. Hepsinin içine bir kurt düşmüş olsa da her zaman ki saatte mağaranın önüne geldiler.

“Söylesene ne oldu?” dedi Ozan endişeyle, “Hocaya ulaşamadın mı?”

“Ulaştım ama burada anlatmayayım!”

“Peki bu akşam gelecek mi?”

“Korkarım hayır!” dedi Derya anlaşılmaz bir ses tonuyla ve mağaraya yürüdü. Çocuklar gergin bir şekilde peşinden gittiler. Cem en arkadan geliyordu. Derya’nın bir hayin olabileceği endişesine kapılmıştı. Herhangi bir durumda mağaranın ağzına doğru kaçmak için kendini hazırlamıştı bu yüzden.

Ancak eve girdikleri halde sıradışı hiç bir durum yaşanmadı.

“Haydi anlat!” dedi o da Derya’ya bakıp.

“Ne düşüneceğimi bilmiyorum ben size ne bulduğumu anlatayım siz de ne olduğu hakkında fikrinizi söyleyin!”

“Haydi ama delirtecek misin bizi ?”

“Fazıl hoca Alzheimer mı ve Demans mı ya da ikisi birden mi tam anlayamadım ama hasta olmuş!”

” Bunlar yaşlı hastalıkları değil mi?”

“Evet bunlar beynin fonksiyonları ile ilgili hastalıklar! Büyükannem de olmuştu!” dedi Arda

“Fazıl hocanın hastalığı iki hafta önce gördüğümüz hocadan geriye pek bir şey bırakmamış!” dedi Derya kaygılı bir sesle.

“Ne demek istiyorsun büyükannemin hastalığı üç yıl sürdü! Ancak son yıl bizde onun için aynı bu cümleleri kurduk”

“Bilmiyorum ben evdeki bakıcı kadının bana söylediklerini söylüyorum. Hastalığın önceden başladığını söyledi. Doktora gitmiş yani Berna hocanın ölümünden önce konmuş teşhisi. Kızının intiharı ile birlikte tetiklendiği için hızlı bir sıçrayış yapmış ve şimdiki hali ne yazık ki hocanın en azından zihinsel olarak çoktan aramızdan ayrıldığını söylüyor!”

“Onu gördün ve konuştun mu?”

“Evet gördüğüm için bunları söylüyorum zaten, konuşma konusunda pek başarılı değildi! Hastalık konuşma ve sosyalleşme merkezinde yoğunmuş! Halisünasyonlar görüyormuş kadının dediğine göre kendini olmayan şeylerin olduğuna inandırıyormuş!”

“Aman Allahım!” dedi Cem, “Hepimiz aynı şeyimi düşünüyoruz yoksa sadece benim aklım mı komplo teorileri üretiyor!”

Çocuklar korkuyla ona baktılar, içlerinden birinin yüksek sesle söylemesi durumu daha ürkütücü hale getirmişti. Cem devam etti, “Annemin bir arkadaşı da alzheimer olmuştu, henüz annemle yaşıttı üstelik, yani çok gençti. Doktorlar onun yakalandığı türün çok hızlı ilerleyen bir tür olduğunu söylediler. Kadın ancak iki yılda tabiri caiz ise işe yaramaz hale geldi”

“İşe yaramaz ne demek?” dedi Ozan, “Ben hiç bilmiyorum bu hastalığı!”

“Yani kendi başına yaşayamayacak derecede zihin ve bedensel fonksiyonları durdu veya yavaşladı.

“Her şey mi?”

“Evet her şey!”

“Bu kadar hızlı ilerlemesi mümkün değil bence bu hastalığın!” dedi Ozan.

“Bir müdahale olduğunu mu düşünüyorsun?”

“Siz düşünmüyor musunuz?”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s