Kaçak Yolcu – Bölüm 35

Yasin gazeteleri ve haberleri takip ediyordu. Polisin ona ulaşmaması için bütün önlemleri almıştı. O yüzden hiç korkusu yoktu ve ailesinin yanında sıradan hayatını yaşamaya devam ediyordu. Bir akşam yemeğe oturacakları sırada, polisin kapıya gelmesine çok şaşırdı ama soğukkanlılığını kaybetmedi. Sevinç’in son bir ay içinde konuştuğu her numara tek tek araştırılıyordu. Revirin o gün kapalı olması aslında bütün planı tehlikeye sokan şey olmuştu. Sevinç Yasin’i en son kızın memleketine gönderdiği gün aramış, sonra da Yasin onu arayıp sonucu bildirdiğine sinirlenip adamı yeniden Mustafa’nın evine yollamış, Yasin en son oradan mesaj atarak durumu bildirmişti. Telefon dökümleri, konumları telefon şirketlerinden istenildiği için adamın Mustafa’nın yaşağıdı bölgede olduğu ortaya çıkmıştı ama ifadesi gerekiyordu.

Yasin’in karısı açmıştı kapıyı, karşısında polisleri görünce endişelenmiş kocasına seslenmişti. Polis içeri girip Yasin’e ilgili tarihlerde nerede olduğunu sordu. Karısına bir iş seyahatine gittiğini söylemişti. Polisin buradan bir yere varacağını düşünmediği için görüşmeleri kendi telefonundan yapmıştı. Mustafa ile konuştuğu telefon ile Sevinci aramasının tehlike olacağını düşünmüşlerdi. Dökümlerde aramanın konumu bilgisine ulaşılabileceği nedense hiç akıllarına gelmemişti. Belki de Zeliha’nın kaderi bunu düşünmelerine engel olmuştu.

Yine iş gezisinde olduğunu tekrarladı ama polisin ne işi olduğu konusunda üstelemesi ile mantıklı bir açıklama yapamadı. Tam da Mustafa’nın evinin yakınlarında bir işi olması ve Sevinç ile yakın zamanda ve mesai saatleri dışında telefon görüşmesi yapmaları, kızın da oradan kaçırılması, Mustafa ve Bahadır’ın okuldan bir görevlinin kendilerine geldiğini anlatması polisin şüphelerini iyice artırmıştı. Yasin’i alıp karakolda sorguya aldılar. Yasin Sevinç ile olaylar bu noktaya gelirse onu ele vermeyeceğini konuşmuştu ama kadının güvenilmeyecek biri olduğunu o da biliyordu. Baştan plana sadık kalsada polisin doğruyu söylerse az ceza alacağını ve azmmettiricisinin suçlu olduğuna dair onu ikna etmesi, ardından daha önce Sevinç için yaptığı başka şeylerinde ortaya çıkması ile geri adım attı. Mustafa’ların evinin yakınında neden olduğuna dair de inandırıcı bir açıklama zaten bulamamıştı.

Sevinç Yasin’in yakalanmasından habersiz, Zeliha’nın iyi olmasına karşılık başka ne yapacağını planlıyordu. Çağatay hastaneye gelen Canberk’ten ona bahsetmemişti. Annesinin Canberk’i bahane edip korumacı bir tavırla onu Zeliha’dan uzaklaştırmaya çalışacağını biliyordu. Çünkü bundan önce hoşlandığı kızlarla ilgili nedense hep böyle bir şeyler olmuş, hiç biri ile devam edememişlerdi. Bu meseleyi kendi başına çözecekti. Zeliha’ya yüzüğü çıkarıp gösterdiğinde onu reddetmeyeceğini düşünüyordu. İkisinin hedefleri, yürüdükleri yollar aynıydı. İlgi alanları ile igili saatlerce coşku dolu sohbetler ediyorlardı. Kızın hayranlık dolu bakışları vardı. Gerçi bu bakışlar iş konuşması sona erdiğinde yok oluyor gibiydi ama zaten kimse kimseye yirmi dört saat arzuyla bakamazdı. O Canberk denilen adam Zeliha’ya yazıyor olsa da ona göre Çağatay kadar şansı yoktu.

Sorgunun ertesi günü hastaneye geldiğince Zeliha’nın taburcu olduğunu öğrendi, kızın telefonu olay sırasında annesinin odasından çıktığı için polisteydi. Onu nasıl arayacağını bilmiyordu ama hemşirelerin söylediklerinden onun Canberk ile gittiğini anladı. Oraya kadar büyük umutlarla gelip eli boş kalmanın verdiği üzüntü ve kıskançlıkla mecburen eve geri döndü. Zeliha’nın onu aramasını beklemektan başka çaresi yoktu. Telefonu olmasa da okuldan ona ulaşabilirdi. Eve uğramadan doğrudan okula gitti. Annesi bir kaç gün gelmeyeceğini çok sarsıldığını ve gelirse yerel basın veya başkasıyla konuşmak istemediğini söylemişti. Evde ona ulaşma şansları daha zordu. Akşam üzeri evdeki hizmetçi polisin gelip annesini götürdüğünü duyunca yine ifadesini alacaklarını düşündü, hemen okuldan ayrılıp annesinin yanında olmak için emniyete gitti. Emniyetten ayrıldığında aradan üç saat geçmişti başı o kadar çok ağrıyordu ki beyninin kafatasını çatlatıp dışarı çıkacağını sandı arabasına yürüken. Kalbi sıkışıyor, nefesi yetmiyordu. Annesi Zeliha’nın kaçırılmasında teşvik edici, planlayıcı olarak tutuklanmıştı. Yasin her detayı polise vermişti. Mustafa ve Yasin yüzleştirilmiş, Mustafa onlara okuldan gelen adamın o olduğunu doğrulamıştı. Yasin kendini kurtarmak için o kadar çok detay vermişti ki bu detayın içinde Sevinç’in Canberk’i takip ettirişi, konunun Zeliha’dan çok önce onunla başladığını ve Canberk’in onun öz oğlu oluşu da yer alıyordu. Çağatay sevdiği kadının kollarına kendini bıraktığı adamın annesinin öz oğlu olmuş olduğuna, annesinin ona yıllardır söylediği yalanlara, kendi öz oğlu varken ona sahip çıkışına, öz oğluna duyduğu nefret yüzünden Zeliha’yı kaçırtıp başına bir iş gelmesi için aracı olduğuna inanamıyordu. Hangisine inanacığını bunu aklının nasıl alacağını hiç anlayamamıştı. Arabasına ulaşamadan yere yığılıverdi.

Gözlerini açtığında aydınlık bir yerde olduğunu anladı ama burası evleri değildi. Kendini korkunç bir kabus görmüş gibi hissediyordu. Kalırılan bir baraj kapağından akan coşkun bir su gibi doluştu zihnine düşünceler.

“İyi misiniz hocam?” dedi Zeliha’nın sesi başını çevirip ona baktı ama gördüğünün bir hayal olduğunu sandı.

“Zeliha?”

“Benim hocam! İyi misiniz?”

Az sonra Canberk girdi kapıdan. Yine Hamiş teyzenin baskısı ile gelmişti. Hamiş teyze oğlanın hiç bir suçu olmadığını onunda annesinin kurbanı olduğuna ikna etmişti Canberk’i. Bu sefer Zeliha’da yardım etmişti ona. Zaten Zeliha istediği için gelmişti asıl. Zeliha Canberk’in yaşadıklarına çok üzülmüştü ama Çağatay’ın yaşadıkları da az değildi. Birbirlrini anlayabileceklerini inanıyordu. Kendileri ile ve birbirleri ile barışmak zorundaydılar. Sevinç’in zaten tüm suçları hakkındaki tüm gerçekler ortaya çıkmıştı. Yönetim kurulu derhal okul ile bağlantısının kesilmesine asıl mirasçı olan Çağatay’ın yönetim kuruluna başkanlık etmesine karar vermişti. Şimdilik yönetim kurulu yardımcısı idare edecekti. Basına bildiri hazırlıyorlardı. Sevinç’in okula verdiği zararı telafı etmeleri gerekiyordu. Bu yüzden Zeliha ve o sene burslu gelen tüm öğrencilere ekstra imkanlar sunulacaktı.

Çağatay emniyetin önünde bayıldıktan sonra kendi hatırlamasa da hastanede bir kaç kez kendine gelmiş ve sinir krizi geçirmişti. Kendi saçlarını yolmaya çalışmış, kendini duvarlara vurmaya kalkmıştı. Ağır sakinleştiriciler ile uyutulmuş, hatırlamadığı iki terapiye girmişti. Gözlerini açıp Zeliha’yı olaylardan sonra ilk defa gördüğünü sandığında aradan tam on gün geçmişti. Yaşadıkları ve yüzleştiklerinin ağırlığı yüzünden beyni geride kalan on günü reddediyordu. Hatta daha fazlasını da, bu yüzden onu gerçeklerle yüzleştirmeye çalışmayacaklardı. Zeliha ve Canberk’i birlikte kabullenmesi gerekeceği için uyandığında onları bir arada görmesini doktorlar istemişti. Canberk itiraf edemiyordu ama aslında adamın haline gerçekten üzülmüştü, sonunda her şeyi kaybeden o olmuştu sanki daha çok. Annesini, kendine güvenini, Zeliha’yı. Onunla Hamiş teyze ve Zeliha’nın söylediği gibi dost olamazdı, arkadaş bile olamazdı ama en azından düşmanı olmayı bırakabilirdi. Altı ay sonra Çağatay Canberk ve Zeliha’nın nikahına gelecek kadar toparlandı. Kalbi yaralı, aklı hâlâ Zeliha’daydı ama o sevdiği kadını mutlu görerek mutlu olabilecek kadar da iyi bir insandı. Aslı nikahın küçük geliniydi. Garip bir şekilde de Çağatay’a yakın davranıyordu. Nikah kıyılırken Hamiş teyze yerine gidip onun elini tuttu.

Zeliha bu küçük kızın içindeki güzelliği daha önce görmüştü, onun melek olan annesi Derya’ya benzediğini hissediyordu. Derya’da Canberk’in meleği olmuştu Hamiş teyze ile birlikte. Nikahları kıyılırken göz yüzündeki meleğe söz verdi, emanetlerine çok iyi bakacaktı.

Çağatay okulun başına geçti ve sonrasında akademik anlamda çok büyük başarılara imza attı, Bir daha Zeliha ve Canberk’i aramadı. Zeliha eğitimine devam etmedi. Canberk için Derya ile yaşamak için yaptırdığı diğer şehirdeki eve gittiler hep birlikte. Yasin, Mustafa, Bahadır ve tabi ki Sevinç çok uzun süreli cezalar aldılar ama ne yazık ki üst üste çıkan aflar yüzünden sırayla ve beklenilenden kısa sürelerde çıktılar cezaevinden ve hiç biri bir daha önceki yakaladığı şansları yakalayamadı.

Zeliha ve Canberk’in bir çocukları daha oldu, Aslı kardeşine annesinin isminin verilmesini isteyince, ikisi de itiraz edemediler. Küçük Derya henüz iki yaşındayken, Hamiş teyze de melek oldu. Dört kişi olarak mutlu bir hayata devam ettiler. Canberk kendiyle barışmayı Zeliha ile başardı.

Onlar erdiler muratlarına biz çıkalım kerevetlerine.

SON

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s