Kaçak Yolcu – Bölüm 32

Bekçi beklemediği bu teklif karşılığında ne diyeceğini bilemedi. Şimdi bu adamlarla arabasına binip yola çıkarsa, yolda polis onu cebinden ararsa bu adamların eline kalırdı. Yok öyle olmaz da tam çıkarlarken polis çevirise bu sefer de adamları kaçırıyor gibi olurdu.

“Lan nasıl zamanlama?” dedi kendi kendine sıkıntıyla, “Ağabey ben buradan ayrılamam ama siz benim arabayı alın gidin nereye gidiyorsanız. Bir yere bırakır, bana da haber verirsiniz!”

“Olur mu kardeşim arabanı alacağız!”

“Alın ağabey, iyi insanlara benziyorsunuz ben size güvendim. Aha anahtarı burada. Araba da bekçi evinin arkasında.”

Bahadır babasına baktı. Aslında adamın nereye gittiklerini ve Zeliha’yı görmemesi ikisinin de işine gelirdi.

“Bahadır kalk getir arabayı!” dedi Mustafa ayağa kalkarak. Bekçiyle tokalaşıp teşekkür etti. Bekçi de derin bir oh çekip, Bahadır’la çıktı evden. Polis her an gelebilirdi. O yüzden adamların yanında olmak istemiyordu. Bahadır arabaya yürürken o da koşar adım bekçi evine yöneldi.

On dakika dolmadan Zeliha’yı arka koltğa yerleştirip, evde bıraktıkları izleri kontrol ettiler ve kendi eşyalarını da bagaja atıp arabaya bindiler. Bekçi her an polisi beklediği için bekçi kulübesinden de çıkmış arkadaki evlerin olduğu yerlere doğru yürümüştü. Arabanın motor sesi boş binaların olduğu yerde yankılanınca, “Oh gidiyorlar!” dedi içinden.

Polise plakayı verirdi gitseler bile. Hiç değilse burada bir şey yaşanmamış olur o da canını tehlikeye atmazdı. Mustafa kooperatifin çıkışına doğru arabayı sürerken polis arabalarını farketmemişti. Polis çıkışın etrafına konuşlanmış sessizlik içinde içeriye girmeye hazırlanıyordu. İçeriden bir arabanın çıkışa yöneldiğini görünce bir tanesi çıkışın önünde durdu.

“Baba!” dedi Bahadır arabayı farkedince.

Mustafa bir an refleks olarak geri gitmeyi düşündü elini Bahadır’ın koltuğunun arka tarafına attı. Sonra durdu.

“Bizim için gelmiş olamazlar!” dedi sakin olmaya çalışarak.

“Durdururlarsa kızı nasıl açıklayacağız!”

“Uyuyor deriz.”

“İpler?”

“Ört üzerini çıkar şu ceketini!”

Bahadır hızlıca çıkardı üzerindeki yazlık ceketi, Zeliha’nın bileklerini örtmeye çalıştı. Uyanma ihtimaline karşı daha kendine gelmeden iğneyi vurmuşlardı zavallıya. Mustafa yeniden çalıştırdı arabayı ve kapıya yöneldiler.

Polis arabadan sakince indi ve eliyle durmalarını işaret etti. Bahadır koltuğa doğru kendini öyle itiyordu ki neredeyse kıracaktı.

“Sakin ol lan!” dedi babası.

“Buyurun memur bey?”

“Kimliklerinizi görebilir miyim beyler?” dedi polis gözü ile arabanı içini incelerken.

Mustafa hemen çıkardı cüzdanından kimliğini.

“Eşiniz mi?” dedi polis kimliği elindeki cihazdan kontrol ederken.

“Yok oğlum!”

“Arkada uyuyan bayan?”

“Ha o mu o da kızım, çok yorgun da!”

“Kimliğini alayım!”

“Kimliği nerede bilmiyorum!”

“Uyandırıp sorun o zaman!”

Bahadır’da uzattı kimliğini.

Polisin aradığı iki ikişi oldukları uyarısı çıktı memurun ekranından. Arkada bekleyen arkadaşlarına eliyle işaret etti ve Mustafa’ya arabadan inmelerini söyledi.

Mustafa ve Bahadır arkada bir polis arabası daha olduğunu o zaman farkettiler.

“Nereden çıktı lan bunlar? Enişte bizi ihbar mı etti yoksa?” dedi Bahadır dişlerinin arasından.

Arabadan indiler ikisi de. Korkak heriflerdi aslında, güçleri kadınlara yetenlerden. Polisi görer görmez ödleri kopmuştu. Kaçacak, dövüşecek cesaretleri de yoktu kimseyle ki polise hiç direnmezlerdi.

“Ne oldu memur bey biz bir şey yapmadık!” dedi Mustafa ağlamaklı bir sesle.

“Evet tabi” dedi memur. İkisi de kelepçelenip iki ayrı arabaya bindirildi. Memur kızı kontrol etmek için kapıyı açtı.

“Hanımefendi?” diyerek seslendi sonra omuzuna dokunarak hafifçe sarsınca ceket üzerinden kaydı ve bağlı olduğu ortaya çıktı. Diğer polis merkeze aranan zanlıları kızla birlikte bulduklarını bildirdi. Kız yaşıyordu ama kendinde değildi. Bir ambulansa ihtiyaç vardı.

Canberk’in arkadaşı arayıp polisin aranan kişileri ve kızı bulduğu bilgisine ulaştığını duyunca neredeyse varmak üzere olduğu ilçeden hızla geri döndürdü arabasını ve geldiği yere doğru sürmeye başladı.

“Oh yaşıyor çok şükür!” diyordu kendi kendine. Tam olarak düşündüğü gibi üvey babası ve ağabeyi tarafından kaçırılmıştı Hemen Hamiş teyzeyi aradı ve Zeliha’nın iyi olduğunu söyledi. Henüz görmemişti ama hayatta olduğunu öğrenmişti. Evde meraktan ölen Hamiş teyze Canberk evden çıktığından beri ikisine de bir şey olmaması için dua ediyordu. Haberi duyunca gözlerinden yaşlar boşandı.

Aynı anda Çağatay’a da ulaştı haber, adamlar yakalanmış, asistanı bulunmuştu. Hayattaydı, yaralı değildi, ancak şuuru açık değildi. Hastaneye götürülüyordu. Sevinç o kadar öfkelenmişti ki Çağatay sevinçle kızın hayatta olduğunu ve adamların yakalandığını söylediğinde neredeyse avaz avaz bağıracaktı “Gerizekalılar!” diye. Kendini zor zapttetiği için bir şey diyemeden tuhaf bir yüz ifadesi takınabildi. Bunca yorgunluk, plan hepsi boşa gitmişti. Yasin’in onu asla ele vermeyeceğini düşündüğü için yakalanma endişesi henüz içinde yoktu.

“Anne iyi misin?” dedi Çağatay onun renginin de değiştiğini görünce.

“Bu stres bana çok geldi sanırım!” dedi Sevinç ve kalkıp tuvalete gitti.

O an elinde olsa tuvaletin her bir fayansını sökerdi öfkeden. Başından tahmin etmişti bu salakların bu işi beceremeyeceklerini ama kızı kaçıralı bunca saat olduktan sonra hâlâ ne diye yanlarında dolaştırıyorlardı acaba? Çoktan gidecekleri yere gidip, yapacakları şeyi yapmış olmaları gerekirken, adamlar hâlâ şehrin yakınlarındaydılar.

“İnşaatı devam eden bir kooperatif alanında bulmuşlar onları!” demişti Çağatay, kendini biraz toplayıp tuvaletten çıkınca, “Zeliha’yı götürdükleri hastanenin adını öğrendim. Gelmek ister misin?”

“Hayır ben eve gidip bir duş alacağım biraz dinlemeye ihtiyacım var!”

“Tamam seni bırakayımmı?”

“Hayır hayır, şoförü bekletiyorum!”

“Anne kurtuldu!” diye gelip Sevinç’e sıkıca sarıldı Çağatay ve fırlayıp çıktı odadan.

Sevinç planlarının boşa gitmesine duyduğu öfke ile ayrıldı okuldan biraz sonra, kızın en azından psikolojisinin bozulmuş olmasını umuyordu, belki bu onun geri gelmesine engel olurdu.

Zeliha üst üste yüksek dozda ilaç verildiği için kendine gelemiyordu. En azından yirmi dört saat daha gelemeycekti. Kan değerleri normal çıkmıştı. Vücudunda iplerin yarattığı tahriş dışında bir ezilme, darbe izi yoktu. Fizikel olarak bir zarara uğramadığını düşünüyorlardı ama kendine geldiğinde anlayabileceklerdi her şeyi tam olarak.

Mustafa ve Bahadır kız bağlı ve baygın olduğu için onun kaçırma hikayesinden başka bir hikaye uyduramadılar. Elbetteki korkaklıklarından bir adamın onlara yardım ettiğini ve adamın okul ile bağlantılı olduğunu da anlattılar. Yasin elbetteki onlara gerçek adını vermemişti. Polis onların söyledikleri isimdeki kişinin kim olduğunu okulun insan kaynakları müdürüne ulaşarak sordu ama okulda bu isim ve soyadda bir personelin hiç bir zaman çalışmadığı bilgisine ulaştılar. Nüfus kayıtlarında da benzer kişiler olsa da kimi çocuk, kimi hayatta değil, kimi de bu şehirde bile değildi. Baba ve oğulun adamı ayarlamış olduğu senrayosundan adamın onları ayarladığı senaryosuna dönmüştü olay, üstelik adam izlerinide güzelce silmiş, hiç bir kameraya yüzünü göstermemişti.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s