Kaçak Yolcu – Bölüm 29

Bir saat olmadan okula polisler doluşmuştu. O sırada okulda bulunan herkesin ve tabi amiri olarak Çağatay’ın ifadesini aldılar. İnsan kaynakları müdürü de okula çağırılmış Zeliha’nın dosyalarını açmıştı polise. Böylece asıl konunun ne olduğunu anlamıştı. Sevinç bu hikayenin okula zarar verecek gibi görüneceğini düşünmüyordu çünkü bir öğrencinin kendi hayatı ile ilgili bir konuydu. Kampüsten bir kız kaçırılmıştı ama bu da mesai saatleri dışında olmuştu. Yani okul aktif halde değilken, o yüzden güvenlik konusu da olamazdı. Üstelik kaçırılan kız on sekiz yaşını geçeli çok olmuştu. Belki belalısı, belki alacaklısı her şey olabilirdi. Polis kızın kalan ailesinin kayıtlarına da ulaşacaktı elbette ancak onlarla konuşsa veya korkutsa bile onlar Sevinç’ten kesinlikle haberdar değildiler. Yasin’de okulda çalışmıyordu. Okulla da hiç bir bağı yoktu. Yasin’e bir şey olursa ailesine bakma garantisi veriyordu Sevinç her zaman. Ya da tam tersi. Bu yüzden o yakalansa bile olayı okulla ya da Sevinç ile bağlayacak herhangi bir şey söylemeden bir hikaye bulurdu anlatacak.

Gece ilerlemeye başlamış saat gece yarısını geçmişti. Polis Sevinç ve Çağatay’a eve gitmelerini söylemişti. Ancak ikisi de okulun sahipleri olarak orada bulunmaları gerektiğine inanıyorlardı. En azından polisin okuldaki işi bitene kadar.

“Hamiş anne, Zeliha ablam yarın gelecek değil mi?” diye sordu Aslı evde. Her cuma onun yolunu gözlüyordu.

Çağatay kızın her haftasonu bir akrabasının evinde kaldığını söylemişti polise ama kimse o akrabanın adını adresini bilmiyordu. Çağatay sadece küçük kızın adın hatırlıyordu Aslı. Mışlı mişli bir isim daha hatırlıyordu ama stresten bir türlü ne olduğu aklına gelmedi. Aralarındaki akrabalık bağını da bilmediği için polis kızın bu şehirde yaşayan akrabalarını araştırmak için önce öz ailesini bulmaya karar verdi.

Mustafa ve Bahadır okuldaki polislerden ve onları bulmaya çalışacaklarından habersiz Zeliha’yı odadaki yatağa yatırıp kapıyı üzerine kilitlermişlerdi. Yasin kızı bıraktıktan sonra oyalanmamış kooperatiften ayrılmıştı hemen. Mustafa ve Bahadır ile konuştuğu telefonu temizledikten sonra kapattı, üzerine basıp kırdı ve araziye fırlattı arabayla dönerken. Sevinç’e mesaj atmıyordu. Olaylar karışırsa ikisinin arasındaki bağlantıyı ele verecek bir şey olsun istemiyorlardı.

Mustafa ve Bahadır Zeliha’yı odaya kapattıktan sonra hemen evlendirecekleri adamı aradılar ama adam gelirken araçları kaza yaptığı için bir veya iki gün gecikmeli geleceklerini söyledi.

“Ne?” dedi Mustafa telaşla, “Ağabey emin misin? Kızı tutmak zor olacak?”

“Lan kuş kadar bir kıza sahip çıkamadınız mı ? Canımızla uğraşıyoruz burada!”

“Ayılınca ne olacak?” dedi Bahadır endişeyle, Mustafa Yasin’in bıraktığı iğneyi gösterdi. Sehpanın üzerinde duruyordu.

“Ayılmaya başladığı an basacağız bunu!”

“Ya eniştenin gelişi iki gün sürerse!”

“Kafasına vurup bayıltırız lan ne bileyim sen de germe beni şimdi!” diye salonda bir ileri bir geri dolanmaya başladı Mustafa. Kooperatifte bir sorun olup olmayacağını da bilmiyordu asıl. Bunun için Yasin’i aradı hemen ama telefon çoktan kırılıp araziye atıldığı için ulaşılamıyor mesajı ile karşılaştı.

“Ne oluyor lan?” dedi öfkeyle, “Adamın telefonu kapalı!”

“Belki çekmiyordur birazdan gene ara!”

Devam eden saatlerde defalarca aradılar Yasin’i ama ne yazık ki sonuç hep aynı oldu.

“Bir kaçırılma olayına bulaşmak istemediği için yapmıştır”

“Bir tuzak olmasında!” dedi Mustafa

“Ne tuzağı olacak baba adam kızı getirdi, karşılığında ne para istedi, ne başka bir şey!”

“İyi ya zevzek! Neden yaptı o zaman bu işi! Bu kesin tuzak! Biz buradan gidelim bir an önce!”

“Nereye gideceğiz?”

“Bilmiyorum! Senin buralı bir arkadaşın yok muydu?”

“Var da içeridekini nasıl açıklayacağız?”

“Haklısın! Neyse dur bakalım!” diyerek koltuğa kendini bıraktı Mustafa, “Belki enişte bize bir yer söyler, sabah olsun konuşuruz yeniden. Şimdi canı burununda belli. Bu kaza da neyin nesi ya?”

Polis Mustafa ve Bahadır’ın yaşadığı eve gitmiş ama ikisini de bulamamıştı. Apartmandakiler memlekete gittiklerini sanıyorlardı. Bu yüzden polis bu defa memleketlerine bakma yoluna gitti. Bu arada Canberk’in kim olduğu ve evini araştırmaya devam ediyorlardı. Zeliha’nın yurt odasını didik didik aradılar. Cep telefonunu incelemeye aldılar. Sevinç akıllılık edip kız düşünce elindeki cep telefonunu masanın altına doğru itmişti ayağı ile. Giderken yanında olmaması gerekiyordu telefonun elbette.

Canberk Zeliha’nın başına gelenlerden habersiz bu gelişinde ona her şeyi anlatma konusunu düşünüyordu. Ertelemenin de, bir anlamı olmuyordu. Hamiş teyzenin o bakışları da artık Canberk’i strese sokmuştu. Sabah çıkarken Hamiş teyzeye o akşam Aslı’yı erken yatırmaya çalışmasını ve kendisinin de odasında olmasını rica etti. Zeliha ile yanlız konuşmak istiyordu ve elbette kızının bunların hiç birini duymasını istemiyordu.

“Tamam.” dedi Hamiş teyze rahatlayarak. Kızın bir an önce bu ailenin ne mal olduğunu öğrenmesi şarttı.

Aslı Zeliha’nın gelme saatine yakın oynayacaklarını hazırlamaya başladı bile. Hiç değiştirmeden oynadıkları bir evcilik oyunu vardı. Evdeki en güzel bebekler bu oyun için hazırlanıyordu. Bunlar çok güzel kızlardı ve birbirileri ile çok yakın arkadaştılar. İçlerinden biri Canberk adında çok yakışıklı bir adama aşıktı. Aslı kendince o aşık bebeği Zeliha’ye veriyor ama aşık olduğu adamın adını Can diye söylüyordu. Böylece Zeliha’nın babasına ne hisettiğini anlamaya çalışıyordu kendince. Bir kaç kez aynı oyunu babası ile de oynamışlardı. Ama babası aşık bebeği oynattığı için tam olarak istediği gibi bir oyun olamamıştı onunla.

Saat ilerleyip Zeliha gelmeyince Aslı Hamiş teyzeyi bunaltmaya başladı.

“Kızım işi uzamıştır, otobüsü kaçırmıştır gelir telaş etme!” diye Aslı’yı sakinleştirmeye çalışan Hamiş teyze kızın geliş saati bir buçuk saat geçince epey gerilmişti aslında. Sonunda henüz işten dönmeyen Canberk’i arayıp “Zeliha gecikti okulda işi uzadıysa otobüse binmesin bari, arasan da gelirken sen alıversen!” dedi sesindeki endişeyi ona belli ederek.

“Daha önce geç kalmadı mı hiç?” dedi Canberk

“Pek kalmadı”

“Anladım. Tamam ben bakayım” dedi ve kapattı telefonu. Zeliha’nın telefonu onda olmasına rağmen hiç aramamıştı şimdiye kadar. Canberk çok çekingen biriydi aslında. Rahatsız etmek ya da yanlış anlaşılmak kaygısı taşıyordu ona karşı. Oysa yanlış anlaşılma diye korktuğu şey asıl hissettikleri olacaktı ama yapamıyordu işte. Aralarında yedi sekiz yaş fark vardı. Onu nedense kendinden çok genç görüyordu. Üniversite ortamında kendine göre bir sürü delikanlı bulabilirdi. Zaten o aptal hocası da vardı tabi. Okula doğru arabayı sürerken kafasında Çağatay ile mücadele etti durdu. Okulun önüne gelince Zeliha’nın numarasını çevirdi ama telefon kapalıydı.

“Allah Allah şarjı mı bitti acaba?” dedi kendi kendine.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s