Kaçak Yolcu – Bölüm 28

Sevinç güya endişeli bir yüz ifadesi ve telaşlı hareketlerle odasına geri çıktı. Odaya girdikten sonra yüzündeki gülümsemeyi serbest bıraktı.

“Evet Canberk oyununun burada sona erdiğini duyunca bakalım ne hissedeceksin! O Hamiş denilen kadın genç bir kızı nasıl yaktığına yansın şimdi.”

Telefonundan bir kaç kez Yasin’e bu iş için aldıkları geçici hattı aradı. Telefon zaten sessizdeydi. Bu aralarındaki bir anlaşmaydı. Sevinç onları yeniden bulmak için hastabakıcının telefonunu almış ancak odasına çıkınca aramaya başlamış ulaşamamış olacaktı. Hastaneye gittikleri için adamın açmak istemediğini düşünmüş. Oraya vardıklarında nasılsa arar diye beklemişti. Adam on, on beş dakika beklediği halde aramayınca yine defalarca aramış sonra paniğe kapılmış ve oğlunu aramıştı.

Çağatay katıldığı toplantıda çok sıkılmıştı ancak konuşmalar bir türlü sona ermediği için ayrılamıyordu. Annesi toplantıın sonuna kadar mutlaka kalması gerektiği konusunda onu tembihlemişti. İç cebinde titreyen telefonu açamayacağı için umursamadı önce ama telefon ikinci kez titremeye başlayınca sessizce çıkarıp baktı kimin aradığına.

“Annem mi?” dedi kendi kendine mırıldanır gibi. Şaşkınlığı geçtikten sonra özür dileyerek masadan kalktı ve kapının dışına çıkınca açtı.

“Çağatay hemen buraya gel oğlum!” dedi Sevinç’in panik ve endişe dolu sesi.

“Anne ne oldu?” dedi Çağatay kalbi yerinden çıkacak gibi olmuştu, çünkü çocukluğundan beri annesini hiç bir zaman ne çaresiz, ne de panik içinde görmemişti. O her durum karşısında soğuk kanlı ve dik dururdu.

Sevinç ses tonundan onun endişe ve paniğine inandıktan sonra hızlıca senaryoyu anlatmaya başladı.

“Ne?” dedi Çağatay şoka girmiş gibi,”Anne neden onlarla gitmedin? Polisi aradın mı?”

“Hayır aramalı mıyım sence?” dedi Sevinç ne yapacağını bilemez halde, “Belki de hastane telaşından açamadı diye düşünüyorum, ne yapacağımı bilemediğim için seni aradım!”

“Hastaneleri aramaya başla hemen, ben geliyorum!” diyerek kapattı telefonu Çağatay, olanları zihni bir türlü kavrayamıyordu. Bir hastabakıcı ne diye kaçırsındı Zeliha’yı bu çok saçma bir durumdu. Mutlaka bir aksilik olmuş adam ya telefonu telaşla arabada unutmuş ya da benzeri bir şeydi. Adamdan sen çıkana kadar hastaneleri arayıp kızın hangi hastaneye götürüldüğünü bulurlardı elbet. Üniversiteye varana kadar annesini üç kere aradı. Ancak Sevinç rolü ücabı hastaneleri aradığı için telefonu sürekli meşgul çalıyor, ofis telefonunu da açmıyordu.

Çağatay arabasını parkedip nefes nefese annesinin ofisine çıktı.

“Var mı haber?” dedi içeri girdiğinde.

“Hayır” anlamında başını iki yana salladı Sevinç ve telefondaki hastane görevlisi ile konuşmaya devam etti.

“Sen gelene kadar dört hastane aradım, hiç birinde yok!”

“Adamı tekrar aradın mı?”

“Hem de defalarca!”

“İnsan kaynakları müdürünü arayıp bu gece revirde kim nöbetçiymiş öğrenir misin? En azından onu kime teslim ettiğini öğrenelim.”

“Ah evet!” dedi Sevinç hemen söyleneni yaptı.

“Efendim bu ay okulda öğrenci az olduğu için revirde nöbetçi bırakmadık. Neden sordunuz?” dedi İnsan Kaynakları müdürü korkuyla. Akşamın bu saati Sevinç tarafından aranmanın hayra alamet olmadığını biliyordu. Sevinç güya yıkılmış gibi telefonu kapattı ve boşluğa bakmaya başladı.

“Anne ne oldu söylesene?”

“Revirde bir aydır nöbetçi yokmuş!”

“Sen nasıl çağırdın peki bu adamı? “

“Ben çok hatırlamıyorum kız öyle düşüverince paniğe kapıldım. Telefona koştum ama ne yaptığımı hatırlamıyorum sonra bu adam geldi işte içeri beş dakika geçmeden.”

“Kim bu adam anne? Yüzünü hatırlıyor musun?”

“Ben bilmiyorum Çağatay! Bağırma lütfen! Kameralar! Onlarda yüzü görünüyordur!”

“Güvenliğe gidiyorum. Sen hastaneleri aramaya devam et!” diyerek odadan fırlayıp çıktı Çağatay.

Revirde nöbetçi yokta ne demekti. Sevinç bunun olabileceğini hiç aklına getirmemişti. Burada bunca insan kalırken böyle bir kararı kendi kendilerine nasıl verebiliyorlardı bunlar. Çağatay’ın hisettiği korku ve paniğe de sinirlenmişti, ona bir şey olsa bu kadar panik yapmazdı. Ne kadar aptal bir oğlan yetiştirmişti meğer. Aptal bir kız için neredeyse kendini paralayacaktı. Homurdanarak hastaneleri aramaya devam etti. Çoktan evine gitmiş, duşunu alıp keyif yapıyor olabilecekken bu kızdan kurtulmak uğruna rahatından olacaktı bir süre ve neşeden ölecekken üzgün rolü yapacak ve Çağatay’ın mızırtılarını dinleyecekti. Yasin’in ne yaptığını da merak ediyordu bir taraftan ama şimdi telefonundan onun diğer numarasını aramak doğru bir şey olmazdı. Sabır göstermeliydi. Nasılsa çok geçmeden kızın başına gelenleri duyacaklardı. Bu kadar emeğin boşa gitmemesi ve kızın bulunsa bile okula geri dönmemesi için dua etti içinden.

Çağatay koşarak güvenlik bürosuna gitti, nefes nefese olanları anlattı. Nöbetçi güvenlik memuru önce kapıları aradı. Adam garajdan çıkan arabayı doğruladı ama araba okula ait olduğu ve camları film kaplı olduğu için içini görmediğini söyledi sadece saati verebildi. Sonra bir iki saat öncesinden başlayarak kayıtları kontrol ettiler. Sevinç ve adamın kızı asansöre bindirişlerinden arabaya yerleştirmeleri ve arabanın hareket etmesine kadar her şeyi izlediler.

“Bu kaydın kopyasını çıkar ve polisi ara!” dedi Çağatay, “Bir öğrencimiz annemin odasından kaçırıldı!”

Güvenlik memuru gözlerini fal taşı açarak baktı Çağatay’a, “annemin odasından” vurgusu korkutmuştu onu.

“Ne bakıyorsun, çabuk ol!” diye azarladı onu Çağatay, her zaman sakin bildiği profesörün annesi gibi cellalendiğini görünce memur korkusuyla şefini aradı ve olanları anlattı. Şefi polisi kendisinin arayacağını ve hemen oraya geleceğini söyledi. Çağatay bu sırada haber var mı diye öğrenmek için yeniden annesinin yanına dönmüştü.

İkisi aynı anda “Ne oldu?” dediler birbirlerine.

“Hastanelerde kayıt yok!” dedi Sevinç

“Güvenlik kameraları adamı çekmiş, memur polisi arayacak, bir kopyasını alıyorlar, bence artık bu olay polislik oldu! Zavallı Zeliha bütün bunlara bir anlam veremiyorum. Kim onu kaçırmak ister ki!”

“Belki de konu o değil biziz Çağatay! Belki biri bize zarar vermek istedi.”

Çağatay annesine baktı, annesine duyduğu bütün sevgi ve saygıya rağmen onun çevrede sevilmeyen biri olduğunu biliyordu. Otoritesi çok baskın olduğu ve başarılı olduğundan sevmeyenleri sevenlerinden daha çoktu.

“Zeliha ile ne ilgisi var bütün bunların?”

“Çünkü sen onunla ilgileniyordun?”

Çağatay gene durdu, “Ne yani sen birilerinin durmadan bizim hayatımızı mı takip ettiğini düşünüyorsun.

“Biz göz önünde bir aileyiz Çağatay! Takibe ihtiyaç yok!”

Çağatay gidip annesinin masasının önündeki pahalı deri koltupa bıraktı kendini.

“Yani Zeliha’nın başına gelenler benim suçum öyle mi?” dedi ağlamaklı bir sesle.

“Oh benim canım yavrum böyle düşünme!” diyerek sevgi dolu haline yine büründü Sevinç ve gidip onun oturduğu koltuğun koluna oturdu ve sarıldı oğluna.

“Sen harika bir adamsın! Senin de farkında olmasanda çekemeyenin çok. Üstelik projeniz bu ülkede bir ilk ve çok başarılı gidiyordu. Zelihacık bana onu anlatmıştı aslında bayılmadan önce!”

“Peki anne? Zeliha neden senin odandaydı?” dedi Çağatay.

“Oğlum söyledim ya ben çağırdım, yönetim kuruluna sunacağım raporu gözden geçiriyordum. Sen toplantıda olduğun için Zeliha ile konuşmak istedim. O nasılsa her zaman okulda!”

“İyi ama gelince de konuşabilirdik eve!”

“Hayatım sen bunları öngörebileceğimi düşünmüyorsun herhalde değil mi? Normal şartlarda o kızın bu okulda güvende olabileceği yegane yer bu oda!”

Çağatay annesinin sesindeki tınıyı anladı ve hemen özürdiledi, “Haklısın özür dilerim, kafam çok karıştı. Ona ne kadar değer verdiğimi biliyorsun!”

“Ah canım oğlum benim elbette biliyorum, lütfen metin ol! Ona bir şey olmayacak!”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s