Kaçak Yolcu – Bölüm 24

Çağatay annesinin onayını aldığını düşündüğü için son derece mutluydu. Şimdi sonraki adımları atabilirdi ki ikinci adım bir yüzüktü zaten. Böyle şeylerden pek anlamazdı Zeliha’yı gezmelere çıkarıp, onun bir yüzük beğenmesini sağlayabileceğini düşünüyordu. Zekasını akademik alanlar dışında da yormanın vakti gelmişti çoktan. Hemen ofise koştu arabadan indikten sonra ve Zeliha’ya dışarı çıkmayı teklif etmek için fırsat kolladı. Kız kendini işine verdiği zaman dünya yıkılsa farketmiyordu. Sonunda saat öğleni geçince, “Artık bir yemek mi yesek?” diye sordu Çağatay.

“Her zaman söylediğiniz yerden söyleyeyim mi, yemekhaneyi mi tercih edersiniz?”

“Hayır, aslında bu gün farklı bir şey olsun istiyorum sabah güzel bir haber aldım ve belki çıkıp güzel bir yerde yemek yiyebiliriz ne dersin?”

“Benimle mi?” dedi Zeliha.

“Elbette sen benim için değerli bir insansın, bana eşlik etmek istemez misin?”

“Yo isterim tabi!”

Birlikte okuldan çıkıp bir taksiye bindiler. Çağatay’ın sevdiği ama Sevinç’in vasat bulduğu bir restorana gittiler.

“Buranın sahibi ödüllü bir makarnacı, ayrıca şarapları da harikadır, pizzaları da öyle bayılacaksın!”

“Böyle yerler duymuştum ama daha önce tatmadım. Annem de çok güzel erişte yapardı. Sanırım hamur olarak çok farklı değillerdir değil mi?”

“Aslına bakarsan pek bilmiyorum” diye güldü Çağatay, “Biliyorsun bizim ailede yemek yapmayı bilen yok”

Elbette bunu bilmiyordu Zeliha bir şey demeden gülümsedi. Çağatay söylediği sözün saçmalığını farkedince kıpkırmızı oldu birden ama sonra toparladı kendini.

“Sen makarna yapabilir misin?”

“Elbette, yani annemin yaptığından!”

“O zaman belki bir kere de senin yaptığın makarnayı deneriz! Haydi şimdi içeri girelim ve harika lezzetlere bırakalım kendimizi. Diyet yapmadığını umarım!”

“Henüz değil ama Hamiş teyzenin yemekleri yüzünden yakında başlamak zorunda kalabilirim!”

“Hamiş teyze şu akrabanız olan öyle değil mi?” dedi Çağatay otururlarken.

“Evet”

“Hamiş değişik bir isimmiş. Mektupların sonuna eklenen not anlamına geldiğini biliyor muydun?”

“Hayır! Sahi mi? Eminim Hamiş teyze de bilmiyordur. Şey Canberk beye o bakmış çocukken o da adını söylemediği için öyle dermiş. Onlar öyle deyince ben de öyle devam ettim”

Garsonun getiridği menüden yemeklerini seçtiler. Zeliha şarap içmediğini söylese de Çağatay bir kadeh denemesi için ısrar etti ve bir kırmızı şarap seçti. Biraz rahatlarlarsa belki daha kolay yakınlaşabilirlerdi sohbet sırasında.

“Başka kardeşin yok öyle değil mi?”

“Hayır hocam yok, yani bir üvey ağabeyim var babalarımız kardeş ama kardeşim kelimesini onun için kullanmak istemiyorum”

“Zor bir hayatın olmuş”

“Evet annem kolaylaşması için çok fedakarlık yaptı ama sonunda sağlığı ile ödedi bedelini”

Kızın gözlerinin dolmaya başladığını görünce Çağatay bu aile meselesini kısa kesmeye karar verdi ve projeden konuşmaya başladılar. Zeliha hocasını kırmamak için dudağını şaraba değdirdi içer gibi yaparak ancak yemek boyunca elini sürmedi bir daha. Çağatay’da sesini çıkarmadı. İkisi de hem makarna hem pizza yediler. Çağatay şarabı da içtiği için üzerine hem bir rahatlık gelmiş hem de iyice gevşemişti. İki saati geçerken restorandan ayrıldılar.

“Baksana mesai bitti aslında, okula dönmemize gerek yok! Anneme bir hediye seçmek istiyorum ama yardıma ihtiyacım var benimle alışveriş merkezine gelir misin?”

“Dönüp işleri yapmayalım mı?”

“Hayır, işler bugün beklesinler!”

“Olur tabi, nasıl derseniz” dedi Zeliha. Hocası onun için o kadar çok iyilik yapmıştı ki elbette ki böyle bir ricayı geri çevirecek değildi. Bir taksiye atlayıp şehrin en büyük alıveriş merkezine gittiler. Sevinç öğleden sonra oğlu ve asistanının okula dönmediğini öğrenmişti mesai bitip eve döneceği zaman. Çağatay’ın yokluğunu fırsat bilip arabadan eve varmadan indi, “Biraz yürüyeceğim sen arabayı garaja götür” dedi şoförüne ve kirli işleri için aradığı adamını yeniden aradı. Onunla konuşurken iş yerinde, evde olmamaya ve elbette tek başına olmaya özen gösteriyordu. İnsanlara kesinlikle güvenilmezdi.

“Evet babasına okuldan gönderildiğini söyle böyle başarılı bir kız yetiştidikleri için öv bolca ki adam şımarıp konuşsun bakalım neler anlatacak? Bir şeyler isterse hemen terslenme umutlansın!”

Adamı ile planlarını yaptıktan sonra ağır ağır eve doğru yürüdü. Bu kızın ailesi ile bir yerlere varabileceklerine emindi. Adamı iki güne kalmaz üzerine düşeni yapar ona bilgi verirdi. Şehir değiştirmesi gerektiği için belki üç olurdu ama daha fazla değil. Bu üç gün içinde ise Çağatay zaten cesaret edip kıza açılamazdı bile.

Acaba Canberk nereden bulmuştu bu kızı? O Çağatay kadar aptal çıkmayıp kapılmamıştı belli ki. Hiç bir erkek aşık olduğu kadını planlarına alet etmez, hele ki başka bir erkeği elde etmesi için göndermezdi. Sevinç oğlunun ölen karısını görmüştü iki kez. Araştırtmıştı da elbette. Oğlunu bırakıp gitmiş olsa da onu bir tehdit olarak görmeye başladığından beri attığı her adımı, hayatına giren herkesi araştırtıyordu. Bu kızı nasıl farkedememiş olduklarını anlayamıyordu o yüzden. Kız sanki zembille gökten inivermişti. Hamiş teyzenin parmağı vardı tabi bu işte, zaten Zeliha onunla akraba olduğunu söylemişti. Belki de Hamiş teyze ve Canberk planı birlikte yapmışlar Hamiş teyze de bu kızın uygun olduğunu söyleyerek davet ettirtmişti. Evet muhtemelen böyle olmuştu. O yaşlı cadının kendini Canberk’in annesi sandığını biliyordu. Muhtemelen bu yüzden de Canberk’in annesinden nefret etmesini sağlamış onun geri dönmemesini garantilemişti kendince. Halbuki küçük akıllı budala Sevinç’in bu serveti bırakıpta onlara dönmesinin söz konusu bile olmadığını anlayamıyordu. Bu yüzden küçük insanlardı bunlar. Hayatta hiç birşey olamazlardı. Sevinç’in tek sermayesi güzelliğiydi dünyaya geldiğinde ve sermayeyi bir servete çevirmişti şimdi.

Çağatay annesine ne alacağına karar vermediğini söyleyip Zeliha’yı epey bir dolaştırdı alışveriş merkezinde ve ona bir kaç yüzük beğendirdi. Zeliha kendine alınmayacağını düşündüğü için rahatlıkla seçti her şeyi. Çağatay akıllık edip sonraki dönemlerde hediye alması gerektiğinde bilgi sahibi olmak için giyimden kuşama her konuda fikrini aldı kızın.

Yurda döndüğünde Zeliha’nin tabanları zonkluyordu. Hocası daha bir de akşam yemeği teklif etse de çok yorgun olduğunu söyleyip geri çevirdi. Aslında hayatında hiç bu kadar çok mağaza gezdiğini hatırlamıyordu. Çağatay’ın annesine değer verdiği belliydi. O kadar özeniyordu ki hediyesine bir türlü ne alacağına karar veremedi ve hiç bir şey almadan çıktılar. Düşünüp sonra alacağını söyledi çünkü. Yemek teklifini de reddedince ayrıldılar. Tabi ki hocası taksiyle onu okula bırakmayı da teklif etti ama bunu da kabul edemezdi. Çağatay onun bu mütevazılığına ve sade yaşam tarzına hayrandı. Annesi gibi pahalı süsler, eşyalar ve gösterişi sevmiyordu. Sadece Zeliha’ydı o ve onu da değerli yapan şey buydu. Üzerine takıp takıştıracağı veya giyeceği şeylerle bu değer değişmezdi asla. Ancak tabi ki evlilik teklifi ile takacağı yüzüğün değerli olmasını istiyordu Çağatay, bu ona verdiği değeri gösterecek ve hayatları boyu aralarındaki bağı temsil edecekti. Üç yüzük seçmişti bu gün Zeliha, hangisini daha çok beğendiğini düşünüp hatırlamaya çalışacak, sonra da gidip onu alacaktı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s