Kaçak Yolcu – Bölüm 22

“Hoşgeldin Temmuz <3”

Hamiş teyzenin sesiyle düşüncelerinden uzaklaşan Canberk, “Bunu biraz düşüneyim Hamiş teyze!” dedi kendiyle konuşur gibi, “Kafam çok karıştı, bana biraz zaman ver olur mu?”

“Tamam” dedi kadıncağız çaresiz, bütün bu olaylar Canberk’i kendi iç savaşanın içine yeniden sürüklüyordu. Ancak kızın zarar görmemesi için de yapılacak daha iyi bir şey gelmiyordu aklına kimsenin. Zeliha’nın en azından neyle karşı karşıya olduğunu bilmeye hakkı vardı.

Canberk kalkıp odasına giderken Hamiş teyzeye döndü ve “Peki ya bize inanmaz ve kin dolu insanlar olduğumuzu düşünürse ne olacak?”

Hamiş teyze ağzını açtı ama diyecek bir şey bulamadı. Gerçekten de Zeliha özellikle profesörün o kadar iyi olduğunu düşünüyordu ki, şimdi bu olayları öğrendiğinde onların tarafsız bakamadıklarını ve belki de abarttıklarını düşünecekti. Önemli değildi bunu düşünmesi. Onlar kendi üstlerine düşeni yaptıktan sonra temkinli olmak istemiyorsa kendi zarar görürdü. Çağatay kadar onlar da iyiliklerini sunmuşlardı Zeliha’ya. Ancak Canberk’in bunu hazmetmesi çok zor olurdu. Annesine yenilmişlik duygusu, güvendiği kızın ihanet ettiği düşüncesi ve daha bir çok düşünceyi yıllardır çözemediği girdabına ekleyeceğinden ve sonunda o girdabın içinde boğulup gideceğinden hiç şüphesi yoktu.

İyice canı sıkıldı, elllerini açıp hepsi için en hayırlısı olması için dua etmeye başladı.

Canberk kızla biraz yakınlaşma hayali ile başladığı ikinci haftasonunda yine şoka uğramış vaziyette odasına dönüyordu. Annesinin onları gördüğü anda böyle bir şey yapacağını tahmin ediyordu aslında ama nedense gerçek olduğunda tokat etkisi yapmıştı yine her sefer olduğu gibi.Öz annesinin kötülüklerini kabul edemiyordu bir şekilde zihni. Çünkü kendisinin onun bir parçası olduğunu biliyordu ve onun kötülüklerini kabul etmenin kendinin de o kötülüklere sahip olduğunu kabul etmek olacağını işliyordu zihni. Psikologu ona aynen bunları söylemişti daha önceki şoklarında.

Zihin kaygı üretirdi bolca bu yüzden mantıklı olmaktan söz etsekte, vesveseci zihne kulak vermek yapabileceğimiz en kötü şeylerden biri oluyordu. Zihnin ürettiği tüm bu kuruntulardan sıyrılığ gerçeğe ve doğruya doğru mücadele etmek gerekiyordu. Artık o kadar yorgundu ki bu psikolojik savaştan ve yaşadığı acılardan. Ruhu bedeninden çok önce yaşlanmıştı. Bedeni henüz sağlam ve gençlik sınırında olsa da ruhundaki bu yorgunluk onun hayata devam etmesini zorlaştırıyordu. Gönlüde yorgundu çok. Hamiş teyze ve kızı olmasa belkide bir kenara çekilip öylece ölmeyi beklerdi. Bahçesinde çiçekleri çoktan solmuş, terkedilmiş bir ev gibi hissediyordu kendini. Sadece Zeliha o bahçeye savrulmuş bir tohumdan açan bir çiçek gibiydi. Rutinin dışında kızı ve Hamiş teyze için bahçede bakmaya devam ettiği iki çiçeğe ek bir yeni çiçek. Çölde açan bir gül belki de.

“Kahretsin!” dedi yüksek sesle eline olmadan, zihni ile yaptığı mücadele yetmiyor gibi şimdi bir de duyguları girmişti işin içine. Bu girdaptan çıkmak çok zor olacaktı bu defa. İki yıldır gitmediği psikoloğunu yeniden aramalıydı belki. O kadar vakti olacak mıydı Zeliha’nın acaba?

“Neyi değiştirecek her şeyi bilmesi?” diye sordu bu defa zihni ona, hiç biri Sevinç’le mücadele edecek güce sahip değildi ki. Kadın hepsini ezip geçiyordu acımadan. Zeliha ile onunla yeni bi savaşa girmek Aslı’ya neye mal olurdu? Bunların hepsini düşünmesi gerekiyordu. Nasıl? Nasıl?

Bahçedeki o çiçeği koparıp atmalıydı belki de!

Canberk kendi duygusal fırtınasında boğulmaya devam ederken, Çağatay’ın Zeliha’ya duyduğu aşk annesinin onları uzak tutması çabası yüzünden iyice körüklenmişti. Her dakika, her saniye onunla olmak istiyordu artık. Gündüz işler onları ayırsa bile evlerinde kapılarını kapatım kendi mahrem dünyalarında olabilirlerdi. Evet ona evlenme teklif etmeliydi. Bu hissettiklerinin geçici olmadığı açıktı ayrıca işleri hedefleri her şeyleri ortaktı. Üniversiteye de çok büyük katkısı olacaktı bu birleşmenin. Yarın annesinden sonra Zeliha ile yönetebilirlerdi bu okulu. Babası ve annesi gibi onların evlatları belki bir gün o büroda olur kimbilir?

Düşündükçe duyduğu heyecan yüzünden uykusu iyice dağıldı. Hemen annesi ile konuşacaktı bu konuyu, hemen! Hemen yarın! Artık beklemeye tahammülü yoktu, sonra gidip yüzük alacaktı ona bir tane, kendi gibi naif bir yüzük. Sonra büroya dönüp dizlerinin üzerine çökecek yüzüğü uzatıp evlenme teklif edecekti. Ya da büro olmazdı belki. Daha romantik güzel bir plana ihtiyacı vardı. Böyle şeylerde hiç bir zaman iyi olmamıştı ama yarın annesi ile konuşurken bu konuda da bir fikir sorabilirdi. Annesi her zaman çok başarılı çözümler bulurdu. Ayrıca bir kadın olarak Zeliha’yı neyin etkileyeceği konusunda önerileri mutlaka olacaktı.

“Peki ya Zeliha kabul etmezse?” sorusu aklına düşer düşmez kalbine kocaman bir hançer saplandı. Zeliha’nın duyguları onunki kadar yoğun muydu? Biraz beklemeli ve onun gönlünü kazandığından emin olmalıydı belki de. Sanki bu daha doğruydu ama yine de annesi ile konuşup, yüzükleri hazır etmesine engel değildi bu. Doğru zaman geldiğinde teklifini yapıverirdi. Hem o zaman güzel bir teklif planı hazırlamaya vaktide olurdu. Zeliha ile gidecekleri balayına kadar hayal ederek sonunda uykuya daldı ve rüyalarında devam etti mutluluğu.

Sevinç ise birlikte yenilen yemeğin ardından bulduğu ilk fırsatta kız hakkında yaptırdığı araştırmayı ve bursa başvurusu sırasında yapılan araştırma dosyalarını önüne sermiş kıza karşı neyi kullanabileceğinin hesabını yapıyordu. Çağatay yerinde Canberk olsaydı bu plana karşı durmak ve ondan kurtulmak çok daha kolay olurdu ama ne yazık ki Çağatay’ın beyninde o saçma bilgilerden fazlası yoktu. Oğlan yaşayan bir ot gibiydi. Onu sevmediğini söyleyemezdi ama ne yaparsa yapsın keskin bir zekası olmasını sağlayamıyordu işte. Profesör olması ne yazık ki hayatta başarılı bir savaşçı yapmıyordu onu. Sadece tek bir alanda gelişmiş beyni olan bir aptal yapıyordu. Hayatta kalmaya yaramayan bilgiye saygısı yoktu Sevinç’in, bu tür makamları, akademisyenleri gereksiz buluyordu. Ancak laf üretip tonlarca yazı yazıp ceplerini dolduran tembellerdi onlar. Kendi oturduğu koltuğa bakınca onların başarmaya çalıştığı her şey çok anlamsız görünüyordu zaten. O nereden gelmişti buraya. Oysa onlar hâlâ çabalıyorlardı. Üstelik hiç bir şeyleri de yoktu hiç birinin. Çağatay’ın dışında hiç biri aldıkları maaş ile onların sahip olduğu refaha ulaşamazdılar. Üstleri başları bile belli ediyordu zaten. Bazen uyarmak zorunda kalıyordu onları daha iyi giyinmeleri için ve hepsi anlamamış bir şekilde bakıyorlardı yüzüne. Hepsini bir odaya doldurup hayat dersi vermek isterdi Sevinç ama anlayabileceklerinden şüphesi vardı. Kendi etik değerleri cart curt gibi bir sürü saçmalığı öne süreceklerdi muhtemelen bu çapulcu halleri için.

Hırsla eve getirdiği dosyaların sayfalarını çevirmeye devam etti. Çağatay’ın çocukluğundan beri onun odasına girmesi yasak olduğu için rahatlıkla eve getiriyordu Zeliha hakkındaki bilgileri. Gündüz okulda yoğun geçtiği için ve kimsenin bunu yaptığını görmesini istemediği için bakamıyordu istediği gibi.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s