Kaçak Yolcu – Bölüm 11

Çabucak tükenen üç haftanın ardından Zeliha o sabah yurt konusunu görüşmek üzere yeniden okula gidecekti. Aslı Zeliha’nın ne diye gidip orada kalması gerektiğini bir türlü anlayamıyordu.

“Kızım okulu yakın olacak, hemen çıkacak yurttan bakkala gider gibi çıkacak yurttan gidecek !”

“Buradan da gidebilir okuluna bu yurtta kalması için bahane değil, ben de haftada iki gün gidiyorum ama gidip orada yatmıyorum geceleri!”

“Okuldan kızıyorlarmış Aslıcığım!” diye kızı iknaya yeltendi Hamiş teyze.

“Gidip konuşalım öğretmeniyle o zaman! Babam konuşur tanıyor o öğretmenini!”

Canberk merakla döndü baktı kızına, Sevinç hakkında – ona anne demek istemiyordu- onun yanında konuşmamaya özen gösteriyorlardı her zaman.

“Tanıdığını biliyorum, kötü bir kadın o! Zeliha abla orada kalmasın!”

Hepsi şaşkın şaşkın kızın yüzüne bakıyorlardı şimdi. Zeliha hiç anlamamıştı elbette konuyu ama Hamiş teyze ile Canberk yaramazın konuşulanları dinlediğini anlamışlardı hemen.

“Ben Zeliha ablanın öğretmenini tanımıyorum. Sadece konuştuğum bir kaç kişi var orada!” diye düzeltti hemen Canberk.

“Sahi mi?” dedi Zeliha, “Hiç söylemediniz!”

“Pek sevdiğim birileri değiller!”

“Anladım!”

“Ben gidip konuşacağım Zeliha ablamın öğretmeni ile!” dedi Aslı elleri belinde hışımla.

“Aslıcığım biz gidip bu gün konuşalım tamam mı?” dedi Zeliha kıza eğilip, “Hem geceleri orada uyuyacak olmam seni bir daha görmeyeceğim anlamına gelmiyor. Benim de, senin de okullarımız açılıyor artık ve ona göre düzenlerimizi ayarlamamız lazım.”

“Sen de benim okuluma gel!” dedi Aslı bu sefer. Çocuk üç haftada kendisiyle oynayan sevecen bir genç kızın varlığına çok çabuk alışmıştı. Hamiş teyze yaşlanmıştı ve ev işleri ile ilgilendiği için her zaman Aslı ile oynayacak enerjisi olmuyordu. Canberk sürekli çalışıyor arada bir de şehir dışına gidiyordu. Bu yüzden Aslı’yı hafta da iki gün yakındaki bir kreşe yazdırmışlardı ki çocuk yaşıtları ile oynama imkanı bulabilsin. Bu sene iki günü de üç güne çıkarmayı düşünüyordu Canberk okulla konuşup.

“Aslı ablan okuluna daha yeni başlıyor. İzin ver gidip önce kuralları öğrensin. Sonra bu konuları konuşalım anlaştık mı?” dedi Canberk ciddi bir tonlama ile. Aslı kendisi ile büyük biri konuşulmasını seviyor ve hemen ciddileşiyordu o da.

“Tamam” dedi kız kural sözünü duyunca “Bu akşam geri gelecek ama değil mi?”

“Okula gidip konuşsun sonra buna cevap verelim!”

Canberk ve Zeliha böylece zar zor çıktılar evden kızın elinden kurtulup. Aslı yine eşyasını toplamış ve çantasını arabaya yerleştirmişti.

“Şey!” dedi Canberk, “Olur rahat edemezsen, yani yurtta, her zaman burada bir evin olduğunu bilmelisin!”

“Teşekkür ederim. Arabanıza bindiğimden beri size yeterince yük oldum zaten.”

Böylece Canberk yine aynı yerde indirdi Zeliha’yı okulun önüne gelince. Bu defa Zeliha görüşmeyi yapacak ve arayacaktı Canberk’i. Yarım saat geçmeden aradı ve yurdun ayarlandığını haber verdi. O zamana kadar arabada bekleyen Canberk’te içi rahatlamış bir şekilde dönüp gitti bürosuna.

Akşam Zeliha’nın gelmeyişi evde bayağı kıyamet kopardı Aslı’nın sayesinde. Önce ben o olmadan uyumam diye tutturdu. Sonra gidip alalım diye ağladı. En son kızı aramak zorunda kaldılar ve Zeliha hafta sonu görüşme sözü verince ikna oldu ve uyudu.

“Aslı bu kızı gerçekten çok sevdi. O da sahiden çok iyi bir kız çıktı. Allah bundan sonra yolunu bahtını açık etsin!” dedi Hamiş teyze.

“Amin!” dedi Canberk. Kızının birine böyle sevip bağlanması onu da mutlu etmişti. Aslı dışa dönük bir çocuktu zaten, sevecendi. Annesi gibiydi aynı. Canberk Derya ile ilk tanıştığında en çok etkilendiği özelliği bu samimi cana yakınlığı olmuştu. Okulda tanışmışlardı, aynı bölümde değillerdi. Aslında Canberk’in arkadaşının hoşlandığı kızın arkadaşıydı Derya. Sırf o ikisi görüşebilsin diye dörtlü çıkmışlardı bir akşam. O gece anlamıştı Canberk Derya’nın hayatında kalıcı olacağını. Ölümü hesap etmemişti tabi, ömrünün sonuna kadar onunla olmayı hayal etmişti sadece. Kendi ömrünün sonuna kadar olmasa da, Derya’nın ömrünün sonuna kadar gerçekleşmişti hayali.

Hamiş teyze Canberk’in alışık olduğu dalıp gidişlerinden birine girdiğini görünce, kalkıp odasına gitti. Çok derin bir çocuktu Canberk. Kendi derinliklerinde boğulacak kadar derindi. Annesi gittikten sonra bir süre Hamiş teyzeden de uzak durmuştu. Genel olarak bir tepki almıştı etrafındaki herkese karşı. Bir çocuğun annesi tarafından terkedilmesi ağır bir travmaydı. Hiç üzerine gitmediler o yaklaşmak isteyene kadar. Sonra bir akşam gelip koltuğunun altına girivermişti kadının, bir çocuktu nihayet. Sevgisiz ne kadar yaşayabilirdi ki. Çocuktu nihayet hamurunda sevgi vardı, yüreği kin bilmiyordu. Hisettiği kocaman boşluğun nedenini bile anlayamıyordu henüz. Hamiş teyze kıza belli etmemeye çalışıyordu ama dudakları titremeye başlamış gözlerinden yaşlar süzülmüştü o minicik sıcaklık gelip bedenine dayandığında. O da sevgiyle dolamıştı kolunu minik annesiz bedende.

Aslı’nında aynı şeyleri yaşaması hepten ağır olmuştu. Sevinç belki gelir diye umutlanmışlardı bir süre ama Derya dönülmez yerlere gitmişti. Aslı’da hep Canberk’in küçüklüğünü görmüştü bu yüzden kadıncağız. Zeliha’nın annesiz kaldığını duyunca da çok üzülmüştü, kocaman bir kız olduğunu bilmesine rağmen üzülmüştü çünkü Canberk ve Aslı’dan farklı olarak o zavallı kızın başka hiç bir dayanağı kalmamıştı. Güvende hissetmek istediğinde sığınacağı bir beden, hatta bir çatı bile yoktu. Sevinç’in sahip olduğu bir çatıya gitmişti şimdi. Bu onu da, Canberk kadar rahatsız ediyordu ama kız bir öğrenciydi neticede, Sevinç öğrencilere yılan dilini uzatacak kadar vahşileşmemişti herhalde.

Zeliha annesi ile ayaralanan lojman yerine bir yurda yerleştirilmişti elbette. Geçen geldiğinde annesinin vefat ettiğini söylediği için ona olması gereken odasını vermişlerdi. Yurt kampüsün bahçesindeydi ve üç katlı elli odalı bir binadan oluşuyordu. Sınıf ayrımı gözetmeksizin yatılı tüm öğrenciler burada kalıyorlardı. Bunun anlamı lisans öğrencileri ile birlikte aynı koridorda kalacaktı. Gençler onu gördüklerinde ilk önce asistan sandılar bu yüzden. Yüksek lisans öğrencisi olduğunu sonradan öğrendiler.

Okul yurda kabul edildiği gün başlamıştı zaten. Bu yüzden önde derslere girip, sonra yurt odasına gidebilmişti Zeliha. Kocaman sırt çantası ile anfilerde dolanmak epey zor olmuştu. Burslu öğrenciler dersten sonra Sevinç’in odasına çağrılmışlar ve bursu ne durumda kaybedecekleri konusunda ciddi olarak yeniden bilgilendirilip, nasihatlandırılmışlardı. Hepsi okulun onlara verdiği sözleşmeyi imzalamak zorundaydı. Bu sözleşmede mezuniyetleri ardından iki yıl sadece okul adına çalışacakları yazıyordu. Yarı ücretle. Yani diğerlerinin aldığı parasının yarısına okul yönetiminin verdiği görevi yerine getireceklerdi. Bu uygulama ilk kez bu sene başlamıştı. Daha önce okulun sağladığı herhangi bir burs bulunmamaktaydı.

Bu arada Sevinç’in üvey oğlu Çağatay o yıl profesör olmuştu ve Zeliha’nın derslerinden birine o girecekti. Sevinç oğlu ile gurur duyuyor, babasının yerine ileride onun geçeceğini söylüyordu. Ancak şimdilik o akademik kariyerine devam etmek istediği için yönetim kurulu başkanlığını o üstlenmişti. Yoksa kesinlikle böyle bir makamda gözü yoktu. Kızlara verilen özel burslarla okula yeni bir misyon eklediğini düşünüyor her yerde övünerek bunu anlatıyordu. Kendisi de zor şartlarda büyümüştü. Tabi oğlunu bırakıp gittiğinden bahsetmiyordu tüm bunları şov malzemesi yaparken.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s