Kaçak Yolcu – Bölüm 5

Satı’nın iyiliği ancak Zeliha üniversiteyi bitirene kadar sürdü. Mustafa ya da Bahadır’ın kızın bir okul kazanıp oraya gittiğinden bile haberleri yoktu. Okula gidiyor okuldan çıkış bulduğu yarım gün işte çalışıyordu. Satı’da ilk hastalığı atlattıktan yaklaşık bir yıl sonra yeniden temizlik ve binanın işlerine bakmaya başlamıştı. Mustafa’nın borçları yüzünden kapıya dayananlar, hacize gelenler de giderek artıyordu. Bu arada Bahadır bir kıza takılmaya başlamıştı. Kız annesiyle yaşıyordu, babası hayatta değildi. Durumları oldukça iyi olmasına rağmen Bahadır’dan başlık parası istiyordu annesi. Görünen ne bir akraba ne de başkası yoktu yanlarında, adetlerde ısrarcı olmaları tuhaf görünse de, kız annesinin başka türlü evlenmelerine izin vermediğini söylüyordu sürekli. Mustafa’da kız ve annesini görmüştü bir kez beraber.

“Bu mu lan anası! Ana değil bu ancak abla olur!” demişti Bahadır’a. O saatten sonra istedikleri başlık parası gözüne gözükmemişti bile, “Halledeceğiz!” diye oğluna gaz vermeye başlamıştı hatta durmadan kızın annesinin hatırını soruyordu. Satı’nın hastalığı nüksedince bu defa zayıf bedeni direnç göstermeyi başaramıyordu. Mustafa ve Bahadır’ın hali ilk hastalığından sonra iyice azınca, Satı’da ister istemez sadece kızını düşünmeye başlamış, onun için kenara sürekli para ayrmıştı. Diğer türlü elindekinin tamamını baba oğula yedirmek zorunda kalıyordu. İlk geldiğinde Satı’ya sokulup “Anne!” diyen o oğlandan eser kalmamıştı.

Hastalığı iyice ilerleyip doktorlar artık yapacak bir şey kalmadığını söylediğinde Zeliha’da büyük şehirdeki bir üniversitenin açtığı başarı bursu sınavını kazanmış, yüksek lisans için hazırlanıyordu. Plana göre annesi ile birlikte oraya gideceklerdi, onu hasta haliyle burada bırakmak istemiyordu. Üniversitenin yönetim kurulu başkanına ulaşmış, kazandığı burs ile kalacağı yurtta annesine yer verip vermeyeceklerini bile sormuştu. Özellikle başarılı öğrencileri toplayarak ülkede nam salmış üniversitenin yönetim kurulu başkanı bir kadındı ve kızın anlattığı hikayeden etkilendiği ve bunun basında da iyi duracağını düşündüğü için yönetim kurulunu ikna etmişti. Yurt binasında değil ama akademisyenlere verilen ve kampüs içinde bulunan lojmanlardan birini bu başarılı öğrenciye ayarlayabilirlerdi. Zeliha her gün bir saat dolmuşla gidip geldiği üniversitesinden derece ile mezun olmuş, başarı bursunu da birincilikle kazanmıştı. Yeni dönemin açılışında basının önünde böyle öğrencileri desteklediklerini, kız çocuklarının gelişmesine katkı sağladıklarını anlatan bir konuşma yapıp, kıza da söz vereceğini düşünmüştü yönetim kurulu başkanı Sevinç hanım. Onun Canberk’in öz annesi olduğunu yeniden hatırlatmaya gerek var mı sevgili okuyucu. Beyin avcılığı ile ünlenen üniversitenin başında artık o vardı ve neredeyse tapındığı üvey oğlu üniversitelerinde profesör olmuştu. Kocası altı sene öldüğünde allem edip kallem edip kendini yönetim kurulu başkanlığına seçtirmişti. O günden beri de üniversiteyi yeniden yaratmış gibi bir imajla dolaşıyordu. Zeliha gibi öğrencileri ise sosyal sorumluluk başarısı olarak öne sürüp, toplum yararını gözeten üniversite sahibi kadın rolünü oynuyordu başarıyla. Canberk annesinin bu başarısını pek de mutlulukla izlemese de basında sürekli yer bulduğu için ister istemez haberdar oluyordu.

Konumuz hâlâ Zeliha olduğu için şimdilik Canberk ile olan kısma geri dönmüyoruz. Tam yönetim kurulu Zeliha’nın annesiyle lojmanda kalmasını onayladığı zamanın ardından Satı dött hafta daha yaşayıp hayata gözlerini yumuverdi. Zeliha annesinin hastalığını bilmesine rağmen ikinci kez yine yenebileceği umudunu hiç kaybetmediği için derin bir şok yaşadı bu ölümle beraber. Üvey babası ve erkek kardeşine hiç bahsetmedikleri yüksek lisans macerası ile annesi ile birlikte ortadan kaybolup onları kendi dünyalarında bırakmayı planlarken bu yaşanılanlar bir anda yolunu kaybetmiş gibi hissetmesine neden olmuştu. Satı kızıyla o okula asla gidemeyeceğini bilse bile yine de onun vazgeçmemesi için kendini ne kadar kötü hisettiğini ve çok ömrü kalmadığını zaten farkettiğini hiç açıklamamıştı Zeliha’ya.

Daha annesini toprağa verdikleri günün akşamı başsağlığına gelenlerin ayağı kesilince Mustafa karşısına dikilip ona bir koca bulduğunu açıkladı pat diye. Yüklü bir başlık parası verecek olan elli yaşın üzerindeki damat adayının verdiği parayla Bahadır’ın almak istediği kızı anasıyla birlikte alacaklardı planlarına göre. Mustafa zaten Satı’dan bir kadınlık görmediği için ona karşı bir sadakat beslemiyordu. Ölümü de denk gelince zaten başından göz koyduğu kadını kızıyla birlikte kapatmaya karar vermişti. Hem de karısını toprağa koyduğu gün kesinleştirecek kadar hızlı yapmıştı bu planı. Elbette Zeliha’ya başlık parası ya da o parayla göz koydukları ana kızı alacaklarından bahsetmemişlerdi ama o kadar aptallardı ki ertesi gün sabaha kadar içtikleri için -bir şekilde özgürlüklerini kutluyorlardı- Zeliha tüm konuşmalarını duymuştu. Annesini mezara koyup ardından bu iyi kişiliksiz ve sureti insan varlıkla seviyesiz planlarını dinlediği korkunç bir gece geçirmişti. Ertesi sabah onlar sızmış bir şekilde yatarken, eşyasını toplamış, annesinin ona ayırdığı parayı da alıp, kazandığı üniversitenin şehrine gitmek için kaçıverdi. Yönetim kurulu başkanını yeniden arayıp annesini kaybettiğini anlatacak vakti yoktu. Annesini toprağa verir vermez böyle kaçıp gitmeyi de içine sindiremiyordu ama eğer kalırsa bu iki serserinin onu esir edip o adama zorla vereceklerinden de hiç şüphesi yoktu. Göz yaşları içinde bir süre yürüdü. Annesinin kaybını hâlâ atlatamadığı için kendine sürekli doğru mu yapıyorum diye soruyordu. Bu adamlarla kalmaktan daha doğru geliyordu yapacağı her şey ama bir şekilde kendini ikna etmek zorunda hissediyor otobüs garına gidemeden sokaklarda dolanıp duruyordu. Karar verdiği şeyi içine sindirmesi yorgunluk içinde akşamı buldu ve doğrudan otobüs garına yöneldi.

Mustafa ve Bahadır onun evden çıkmasının ardından neredeyse üç dört saat sonra kendilerine gelmişlerdi. Artık Satı olmadığı için tüm hizmetçiliği ondan beklediklerinden evin içinde onu aramış bulamayınca da binaya bakmaya çıktığını sanmışlardı. Sonunda kızın eşyalarını toplayıp kaçtığını hatta annesinin altınlarını da aldığını farkedince ikisi de çılgına döndü. Satı’nın biraz altını olduğunu Mustafa farkedeli çok olmuştu ama ondan korkusuna bir türlü yolunu bulup kadının elinden alamamıştı. Planları hazırlamışken kadıncağız ölüp gidince de zaten alacağı için sorun etmemişti. Tabi Zeliha’nın altınları ve onun bilmediği diğer birikimleri de alıp evi terkedeceği hiç aklına gelmemişti. Kızın üniversite bitirip de yüksek lisans için başarı bursu kazandığından bile haberi yoktu ki.

“Polise haber verelim!” dedi Bahadır ana – kız konusunun tehlikeye düştüğünü anlayınca.

“Lan kız on sekizin geçmiştir çoktan polis ne yapacak?” dedi Mustafa sinirli sinirli. Kadını tavlamak için ne zamandır uğraşığ duruyordu, tam tava getirdiğini inandığı şu zamanda başlık parasının ortadan kaybolması sinirlerini bozmuştu.

“Altınları çaldı, bizi soydu deriz!” dedi Bahadır sırıtarak. “O senin kızın bile değil!”

Mustafa’nın gözleri parladı birden, bal gibi kıza çamur atıp hırsızlık yaptı diye suç duyurunda bulunabilirlerdi. Üstelik evdekinden daha çok mal bildirimi yaparlardı. Hemen iki gözü iki çeşme karısını yeni kaybetmiş acılı koca pozlarında karakola koşturdu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s