Kaçak Yolcu – Bölüm 1

Sevinç hanım muhafazakar ve çok çocuklu bir ailenin kızıydı. Bakacak güçleri olmadığı halde durmadan çocuk yapan ama yapmaktan öteye gidemeyen bir ailesi vardı. Çocukların çoğu kız olunca ilk isteyene verip evdeki nüfusu azaltmaya çalışıyorlardı. Kaderleri olmasa da yüzleri gerçekten güzeldi hepsinin ve mahallede pek çok hayranları vardı. İlk isteyene veriliyorlar dediysekte, maddi gücü olan ilk isteyene veriliyorlardı kızlar. Sevinç istenildiğinde on yedi yaşına gelmişti. Mahallenin bakkalına kendi fırınlarından ekmek getiren Sedat onu ilk gördüğü anda vurulmuştu. Kahverengi dalgalı saçları rüzgarda savruluyor, kirpiklerinden her göz kırpışında yıldızlar dökülüyordu. Ela gözleri beyaz yüzünde öyle buğulu duruyordu ki insana bir hayalmiş gibi görünüyordu gülüşü. Sedat’a gülmüyordu aslında, arkadaşları ile kapı önünde sohbet ediyorlardı Sedat onu ilk gördüğünde. Saçındaki tokayı çıkarıp saçlarını omuzlarına dökülmeleri için savurup, sonra bir yandan gülerek bir şeyler anlatırken, gözünün ucuyla bakmıştı o da Sedat’a ama aslında görmemişti. Sedat öyle olduğunu sanmıştı sadece. Bakkala kimin kızı olduğunu sordurdu onunla gelen emektar Talip amcaya. Bakkal evlerini hemen tarif etti ikiletmeden. Zaten evlerinin önünde duruyorlardı.

Sedat daha fırına dönmeden, Sevinç’in babasına gitmişti kızının bir fırıncı tarafından pek beğenildiği. Her şeye ihtiyaç biter nimete bitmezdi. Evlere yemek girmez ama ekmek illa ki girerdi. Fakirin karını doyurandı o, parası olan olmayan, hatta parası olmayan daha çok ekmek alırdı her gün.

“Gelsinler!” dedi Sevinç’in babası hemen bakkala haber uçurdu. Oysa kimse kızı bakkaldan istememişti bile, sadece sordurmuştu.

Bir sonraki ekmek gelişinde, bakkal haberi Sedat’a yumurtladı. Önce afallayan Sedat bir kaç gündür aklında çıkaramadığı kızın babasının bu kadar razı olduğunu duyunca çok sevindi.

“Aldım gitti!” dedi heyecanla daha babasına bile bahsetmeden.

Annesi pek istemedi kızın ailesi hakkında duyduklarından sonra, “Pek sana göre değil oğlum bu kız!” dedi hemen, “Baksana kızları ilk isteyene veriyormuş babası, hatta istemeden vermiş sana! Bir konuşsaydın kızla da, bir kusuru olmasın!”

Sedat annesinin ne kastettiğini bile anlamadı, “Ne kusuru olacak anne kız cennetten düşmüş gibi!”

“Tövbe estağfurlah! Ona mı kaldı melek olmak!”

“Cahil kız!” dedi Sedat’ın babası, “Yaşı da küçük, sen onu yetiştirirsin dert etme!”

Böylece daha merhaba demeden isteme oldu sözleri kesildi Sevinç ile Sedat’ın. Sedat’ta gösterişli çocuktu gerçekten. Evlenen ablaları hiç değilse eli yüzü düzgün, dalyan gibi bir kocan olacak diye kıskançlık gösterdiler biraz kız kardeşlerine. Sevinç güzelliğinin her kapıyı açacağına çok emin olduğu için “Babam beklese çok daha iyileri çıkardı ama mahalleye gelen fırıncıya düştük işte!” diye cevap verdi ablalarına.

İki ay içinde kına, düğün tastamam adetler yapıldı. Kollarına bilezikler takıldı, bilezikleri Sevinç’in ailesi kaptı. Aslında Sedat ve ailesi öyle sandı. Sevinç aptal değildi, ablalarının başına geleni bildiği için bileziklerin üç beşini o farketmeden Sedat’ın cebine attı düğünde. Gece de yine o farketmeden çıkarıp aldı.

Dokuz ay sonra bir oğulları olmuştu, adını Canberk koydular. Sedat daha kolay bir isim bulalım dediyse de Sevinç bu isimde ısrar etti. Bu isim şehirli ve zenginlerin kullandığı bir isimdi. Oğlulları da böyle bir hayat yaşayacak bu isimle o hayata dahil olacaktı. Hamileliği sırasında vücudu biraz bozuldu diye yediğine, içtiğine, oğlundan daha çok dikkat etse de, Sedat karısına o kadar aşıktı ki çocuğa bakmaya yardım etmesi için annesine bir kız buldurdu. Kız güzel çıkınca Sevinç onu istemedi. İki ay sonra Hamiş teyze geldi. Hamiş teyzenin asıl adı Hamiyetti ama Canberk büyüdükçe söyleyemediği için kadının adı sonraki yıllarda hep Hamiş kaldı.

Hamiş teyzenin eve gelişinin beşinci, Canberk’in yedinci ayında bir akşam Sevinç eve gelmedi. Yürüyüş yapacağım diyerek Sedat’ın geliş saatinden bir kaç saat önce evden çıkıp gitti. Hamiş teyze kadının üzerindeki kıyafetin ve ayağındaki ayakkabının yürüyüş için pek uygun olmadığını düşünse de elbetteki bu düşüncesini kendine sakladı.

Sedat geldiğine yatak odasında karısının yastığının üzerindeki mektubu buldu. Sevinç bu evliliği kendi tercih etmemişti. Babası istediği için Sedat ile evlenmişti. Sedat iyi biriydi ama Sevinç’in hayal ettiği hayatı ona veremeyeceğini bir yılda anlamıştı. Bu yüzden hayal ettiği hayata gidiyordu. Boşanma davasını açmıştı, “celbi yakında gelir” diyerek mektup sonlanmıştı.

Sedat bunun bir şaka olduğunu sanmış olsa da bir kaç saniye içinde zihni böyle bir şaka olmayacağına onu ikna etti. Güzelliği ve cilvesi uğruna canını vereceği karısı onu terketmiş, üstelik hiç sevmediğini ima etmişti. Hepsinden kötüsü oğlu ile ilgili tek satır bile yazmamıştı. Yedi aylık Canberk içeride her şeyden habersiz Hamiş teyzenin kollarında uyuyordu.

Sedat hemen ertesi gün Sevinç’in ailesine gitti ve mektubu gösterdi. Kızlarını görmediklerini ve karısına sahip çıkamayanın o olduğunu söyleyip Sedat’a gülmekten ötesini yapmadılar. Kızın başına bir şey gelmiş olmasına dair de bir endişe taşımadıkları, hatta hiç ilgilenmedikleri açıktı. Sevinç’in Canberk’i bırakıp giderken gösterdiği soğukkanlı sevgisizliğin ailesinden geldiği açıkça görülüyordu.

“Nafaka ister benim kızım!” dedi annesi hatta o kapıdan çıkarken.

Sedat’ın annesi haberi duyduğunda ufak bir kalp spazmı geçirdi. Hayatının sonuna kadar da bu kızı baştan istemediğini, oğlunu uyardığını ama Sedat’ın dinlemediğini söyledi durdu.

Hele bir buçuk yıl sonra tüm gazeteler ülkenin sayılı zenginlerinden Özel Dicle Üniversitesi’nin sahibi olan ailenin en büyük oğulları ile evlendiğini yazınca hepsi şoka girdi. Sevinç müstakbel kocasının parasıyla iyice kuşanmış, güzelliğine güzellik katmış objektiflere gülümsüyordu. Elbetteki bu haberlerin hiç birinde Sevinç’in ardında bıraktığı geçmiş yer almıyordu.

Sedat daha terkedilmenin şokunu atlatamamış ve karısının her an geri dönebileceği umudunu taşırken bu haberi görünce tamamen yıkıldı. Canberk annesi ve babası arasında yaşanılan bu tuhaf dramadan habersiz Hamiş teyzenin koynunda büyümeye devam etti. Zaten kimi kimsesi olmayan kadın, Sedat çocukla ortada kalınca kıyamadığı için onları bırakmadı. Aslında bu olaylar yaşanırken o da otuz beş yaşlarındaydı ama kilosu ve genetiği yüzünden olduğundan çok daha büyük görünüyordu. Bu görüntüsü yüzünden onu isteyen kimse olmamıştı. O da çocuk bakıcılığı ile geçimini sağlamaya başlamış ve Canberk’e denk gelmişti. Canberk baktığı üçüncü bebekti. Diğerleri üç yaşına geldiğinde kreşe başladıkları için o evlerdne ayrılmak zorunda kalmıştı. Canberk üçüncü ve son işi olarak kalacaktı. Sedat kendini iyica dağıtıp her gece içmeye başlayınca Canberk’in bütün sorumluluğu ona kaldı. Elbette Sedat’ın ailesi torunları ile ilgileniyorlardı ama Sedat çocuğun doğduğu evde kalması ve büyümesi konusunda ısrarlı olduğu için bir şey diyemiyorlardı. Sonunda oğullarının kendini toparlayamayacağını anlayınca onu bir tedavi merkezine yatırdılar. Geçen üç yıl boyunca Canberk ve Hamiş teyze büyükanne ve büyükbabasının evine yerleştiler.

Sevinç ve zengin kocası sürekli sosyete magazininde ve televizyonlarda göründükçe Sedat’ın bütün travması başa dönüyordu. Üç yılın sonunda ancak toparlanabildi ama içinde yaralar asla iyileşmedi. Oğlu üniversite son sınıfa geçtiğinde kalp krizi geçirerek hayata gözlerini kapadı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s