Kazara bir yaşam – Bölüm 32

“Bu evin oğlu kendi yaptıklarının sorumluluğunu alacak yaşta! Seninle hiç ilgisi yok! Varsayalım ki aranızda bir aşk bile olsa ki olmadığını hepimiz biliyoruz, yine de bu kitaba konu edilemez özel bir mesele olurdu bu. Karısı bebekllerini doğurmak üzereyken, Mesut’un bu kitabın basılmasına izin vermesi sadece onun sorumluluğu. Kitap basılmadan önce herhangi birimize güvenip okutmuş olsaydı yine bu hatadan dönebilirdi!” dedi Salih bey.

Evdeki herkes Ayfer dahil onayladı bu sözleri.

Ayfer’in gelip hepsini teselliye uğraşması, çok duygusal anlar yaratmıştı. Ancak Ayfer’in babası kızının o evde olduğunu duyunca kıyameti kopardığı için çok kalamadan geri dönmek zorunda kaldı.

“Siz babama aldırmayın, o sizleri beni tanıdığım gibi tanımıyor. Mesut’un yaptıklarını hepinize mal ediyor ama bu benim için bir şeyi değiştirmez!” dedi giderken, “Sizler her zaman benim ailem olarak kalacaksınız!”

“Acaba barışırlar mı?” dedi Füsun kızın ardından, “Yani bebek için en azından? Çok zor hamilelikte böyle şeyler yaşamak. Çok üzülüyorum bu kıza!”

“Ay ne barışacaklar abla ya! Ağabeyim kızı aldatsa inan bundan daga affedilir olur! Şu hale baksana, hepimiz yuva yıkan konumundayız! Ayfer istenmeyen eş pozisyonunda, ailesi hakeza başka durum! Bu kitaptan yara almayan kim var Allahaşkına!”

Yelda kendi yaşadıklarını da hatırlamış ağabeyine iyice bilenmişti, “Erkek milleti işte gözü dönüverir, elindeki unutur hemen! Ondan sonra kendi kız kardeşlerine biri aynını yapsın, ya kardeşini, ya adamı öldürür. Ayfer böyle bir kitap yazsa, kim bilir kıza neler ederdi?”

“Bu ülkede kadının adı yok anacığım, işte Duygu Asena kaç yıl önce yazdı. Her gün kaç kadın ölüyor deniyor ama ölmeyip fiziksel ya da Ayfer gibi, Azap gibi psikolojik şiddete maruz kalanların esamesi okunmuyor. Çocuk yaşta kızlar evlendiriliyor, tecavüzcüler her nasılsa aklanıyor! Tecavüze uğramak bile kadının suçu sayılıyor işte.” diye ekledi Füsun öfkeyle.

“Hiç düşünmüyorlar anaları, bacıları, karıları hayatlarının neredeyse tamamını onlara yatakta, ayakta, sokakta, mutfakta hizmete adanmış olarak yaşıyor. Yetmiyor çoğu çalışıyor eve katkı sağlıyor, yetmiyor çocuklarına bakıyor, yetmiyor kendi ana-babası, adamın ana-babası, cümle akrabalar, mahalle, arkadaşlara karşı da sorumlulukları sıra sıra diziliyor. Sorsan kadının kalbinin yerini bilmezler ama başka şeylerinden gözünü indirmezler!”

“Tamam Mukadder oğlumuz bunları ne zaman yapmış ki?” dedi Salih bey şaşkın şaşkın.

“Oğlumuz yapmış yapmamış, erkeklerin hepsinin potansiyeli bu işte. İstisnalar var tamam ama biz bu oğlanı bunca saygı sevgi içinde büyüttük Salih. İçinde olmasa bunları yapar mı? Kadını, erkeği, büyüğü, küçüğü bilerek büyüdü bu oğlan. Dağdan gelmedi.” dedi ki Azap aklına geldi, “Kızım kusura bakma deyim diye söyledim ben!”

“Yok Mukadder ana anladım ben sen merak etme!” dedi Azap, babasını düşünmüştü o da tüm bunlar konuşulurken. Bayide gibi bir yerde bekareti gitmiş bir kızın başına neler geleceğini hiç düşünmemişti babası. Haydi ilkin gençlik heyecanıydı, haydi hamile kalacağıını hiç düşünemedi ama sonra hiç mi büyümedi, hiç mi olgunlaşmadı bu adam. Gül’ü karnındaki çocuğuyla öldüreceklerdi Bilge olmasa. Ancak öteki tarafa gidince hesap verirken öğrenecekti, cahilce hevesinin bir masumun ve karnındaki bebeğinin, üstelik kendi bebeğinin canına mal olduğunu. Ölmemişlerdi ama ölmekten beter edecek günler yaşatmıştı Sultan onlara. Gül’ün ana babası sağ olsalar başka şeyler olur muydu onu da tahmin etmek zordu. Sonuçta bu günlere kadar gelmelerinin tek nedeni Bilge’ydi. Karnında bebekle bir insanı öldürmeyi kendine hak sayan nasıl bir varlık olabilirdi. Hangi insanlığa, hangi öğretiye, hangi inanca, hangi vicdana, hangi hukuka, hangi ahlaka sığardı bu?

Nüfusun bile haberinin olmadığı bir Gül ve karnındaki bebeği, bu ülkede yaşadığı bile bilinmeden yok olup gidecekti. Annesi de onun gibi kazara bir yaşamdı sadece.

Yok! Babasını da, Mesut’u da, onlar gibi olan tüm insanları da Allah’a havale ediyordu. Feyyaz, Salih amca, Muhamed amca daha mı az erkek, daha mı az insandı onlardan? Peki ya Bilge? İstese köyden istediğini kadın alırdı kendine. Kendi haremini bile kurardı. Yan gözle baktığı görülmemişti bir kişiye bile. Her nasıl ettiyse bir erkek olduğunu unutturmuştu hepsine. O kadar insan olmuştu ki, kimse onun bir erkek olduğunu aklına bile getirmemişti. O kadar insan olmuştu ki, kimseyi kadın-erkek diye ayırmamıştı. Önce insan, sonra gerektiğinde kadın ya da erkek olunurdu. Babasının cahil hevesi vardı Mesut’da da, babasının annesine ettiğini ederdi Azap annesinin hikayesinden tecrübeli, Bilge’den eğitimli olmasaydı.

“Azap iyi misin kızım?” dedi Muhammed bey.

Onun gözlerini yere dikmiş, omuzlarını yukarı çekip, yumruklarını ve dişlerini sıktığını farketmişti adamcağız. Feyyaz hemen kalkıp Azap’ın yanına geldi.

“İzin verirseniz biz yarın geçelim evimize! Bu kızın okulu aksayacak bu dalgalanmalar yüzünden!” dedi halasına ve eniştesine dönüp.

“Gidin evladım, gidin!” dedi Salih bey.

“Ne diye yarını bekleyelim!” dedi Muhammed bey, “Feyyaz bu kızı gezdirelim biraz, sonra da diğer eve geçelim, haydi hazırlayın bir kaç parça şey. Kalanı sonra gelir alırız!”

Feyyaz başını salladı. Azap sahiden kasılıp kalmıştı, sanki konuşulanların hiç birini duymuyor gibiydi. Hepsi endişeyle etrafını aldılar.

Hülya korkmuş gelip Azap ablasına sıkıca sarılmıştı ağlayarak. Ancak o zaman biraz toparlanmıştı Azap. Hülya’nın göz yaşlarına dayanamamıştı

“Üzülme kuzucuğum! İyiyim ben. Her şey yoluna girecek!” dedi kızın saçlarını okşayarak ve o gece toparlanıp gittiler diğer eve.

Bir hafta sonra Feyyaz, Mesut’un Avusturya’ya gittiği haberini verdi hepsine. En doğrusunun bir süre ortadan kaybolmak olduğuna karar vermişti.

“Çocuğu doğarken burada olmayacak mı?” dedi Mukadder hanım.

“Ayfer onu yanında istemiyor hala!”

“Bu bahane değil!”

Evde derin bir sessizlik oldu ardından. Ertesi gün Ayfer’in hastaneye kaldırıdığı haberi geldi bu defa. Yoğun kanaması olmuştu gece. Akşamına bebeğin anne karnında yaşamının sona erdiği haberi geldi. Yedi ayına kadar gelen bebek doğmaktan vazgeçmişti sanki. Ayfer hastanedeyken babası Mesut’un ailesinden hiç kimsenin onun yanına girmesine izin vermedi. Daha sonra eve gelmelerini, aramalarını ve bir daha kızına yaklaşmalarını bile istemiyordu. Bir tanecik kızı evlendiğinden beri onların elinde mahvolmuştu.

Mesut’dan hiç haber yoktu ve evde artık kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Azap ve Feyyaz’ın nikahları ertelenmişti. Gül’e nikah tarihi verildiği için ona bir şekilde haber verilmesi gerekiyordu ama Azap’ın sınav dönemine denk geldiği için köye gitmesi mümkün değildi. Olanlar yüzünden zaten derslere de kendini veremiyordu. Mukadder hanım nikahsız taşınmalarına izin vermişti ama kardeşi başlarında diye içi rahattı. Bu çocuk emanetti ve başına gelecek ikinci bir iftirayı kaldıramazdı.

Bebeğin doğmayacağı haberi geldikten sonra herkes onun için hazırladıklarını çıkarıp uzun uzun ağladı. En çokta Mukadder hanım. Gerçekten çok üzülmüşlerdi olanlara, bir bebeğe bile hayattan korkutmuştu olanlar. Bebek kız doğacaktı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s