Kazara bir yaşam – Bölüm 31

Mesut’un kitabının basılıp raflara çıktığı haberi yine Salih bey ile geldi eve. Mesut çok yoğun olduğundan uğrayamamıştı. Ayfer’in hamileliği ilerliyor, bebek için hazırlıklar yapılıyor o da yayınevi, imza günü planlamaları ve işi ile uğraşıyordu. Neredeyse bir aydan fazladır evdekiler onu görememişlerdi. Salih bey evdekilerin okuması için matbaadan ilk dört kopyayı alıp eve getirmişti. Hepsinin aynı anda kitaba sarılacağını biliyordu. Kitabın eve girdiği akşam, Füsun, Yelda, Mukadder hanım ve Salih bey odalarına çekilmişlerdi. Feyyaz “Ben kitabın kahramanı ile nişanlıyım, köyüde gördüm siz okuyun sonra biz okuyalım!” demişti baştan. O öyle söyleyince Azap’ta itiraz etmemişti. Muhammed bey, “Siz bana anlatın” demişti okumaya gönüllü olmadığını belli ederek. İki gün içinde evdeki ilk dört kişi uykusuzluk pahasına kitabı okuyup bitirmişlerdi ama nedense hiç kimse bitiridikten sonra kitap hakkında konuşmamıştı.

Feyyaz Yelda’nın okuduğu kitabı alıp kitapçıda çalışırken bir günde okuyup bitirince nedenini anlamıştı bu sessizliğin.

“E?” dedi Azap işten gelince, “Söylesene nasıldı kitap?”

“Korkarım Mesut’un başı belaya girmiştir!”

“Anlamadım?”

“Bence kendin oku ve karar ver!”

Azap’ın içine ciddi bir korku düşmüştü bu sözlerin ardından, evdekilerin son günlerdeki ifade ve sessizliklerini yeniden değerlendirmişti. Hiç biri ona karşı bir tavır içinde değillerdi, en azından o öyle anlamamıştı. Öyleyse sorun neydi?

Eve gidip daha kitabı okumaya fırsat bulamadan, herkesin yüzünün asık olduğunu farketti korkuyla Feyyaz’a dönüp baktı. Birlikte girmişlerdi içeri.

“Neyiniz var?” dedi Feyyaz salondakilere dönüp.

Salih bey her zamanki koltuğundaydı, ama her zamankinden daha asıktı yüzü, “Ayfer kitabı okumuş” dedi sıkkın bir sesle.

Azap’tan başka herkese bunun ne anlama geldiğini anlamıştı.

“Ayfer bu bir kurgu neyi anlamıyorsun?” diye kendini savundu Mesut karısının öfkeyle kitabı onun yüzüne fırlatmasının ardından.

“Kurgu öyle mi?” dedi Ayfer, “Her şey gerçek ama nasılsa gazetecinin köyün güzeline duyduğu aşk kurgu öyle mi? Üstelik zorla evlendirilmeye çalışıldığı zengin kız da kurgu!”

“Kitabın satılması için aşk ve entirika gerekiyordu!”

“Bana bu kitabın bir belgesel niteliğinde olacağını söylemiştin, ayrıca gerçekleri yazsaydın sevdiğin nişanlınla da bir aşk hikayesi yazabilirdin öyle değil mi? Hani şu yedi yıl peşinden koştuğun nişanlınla!”

“Hayatım o zengin kızın sen olduğunu nereden çıkardı? O kurgu bir karakter!”

“Evet Ayter isminde her niyeyse? Bu kadar mı hayal gücün kıt senin! Bari benzemeyen bir isim bulsaydın? Ben aileme çevreme nasıl anlatacağım şimdi bunu?”

“Ayter kurgu bir karakter ve talihsiz bir isim benzeliği bu!”

“Evet o kadar talihsiz ki, Ayter’in zengin babası, gazeteci olmak isteyen baş kahramanın adamın şirketinde çalışmaya başlaması falan hep kurgu öyle değil mi? Satın alınmış bir damatsın demek sen öyle mi? Ailenin paraya tamah etmesi yüzünden köylü aşkından ayrılıp zengin kıza yar olmak zorunda kalan bir mağdur!”

“Ayfer bu bir kitap! Çok abartıyorsun!”

Mesut ne söylerse söylesin Ayfer, ailesi, arkadaşları, kendi ailesi, kitabı okuyan ve onları tanıyan herkes, Mesut’un Azap’a gizli aşkını, kitaptaki zengin kızın Ayfer olduğunu bal gibi anlamıştı.

“Kuzenim gerçekten bir gerizekalı!” dedi Feyyaz. Bir kitap yazarı için bu kadar hayal gücünden yoksun, bu kadar öküz, bu kadar empati yoksunu bir adam daha olamaz!”

Azap kitabın sonuna gelmeden ağlamaya başlamıştı. Ayfer’in Mesut’tan boşanmak istediği haberinin tek sorumlusu kendisi olarak görüyordu. Kitaptaki Azap Mesut’a aşıktı ve bu durumda yuva yıkanında o olduğunu düşünecekti herkes.

“Bunu nasıl yapar!” diyor ve sürekli ağlıyordu. Öyle çok ağladı ki sonunda ateşlendi ve yatağa düştü. Feyyaz halasına bu kitapta yazılanların doğru olmadığını bildiğini ama Azap’ın kendini utanç içinde hissettiğini ve bu yüzden hastalandığını söyledi. Mukadder hanım Mesut’un eve gelme isteğini geri çevirmişti. Ayfer onu evden kovmuştu ve bir otele yerleşmek zorunda kalmıştı. Azap bu evdeyken, Mesut’un bu şartlar altında gelip evde kalması hiç doğru olmazdı.

Salih bey de oğluna bağırıp çağırmıştı, o bakışları ilk yakalayan olduğu için kitabın bir kurgu değil, Mesut’un fantezi dünyası olduğunu zaten anlamıştı. Kitap basılırken o da kesinlikle içeriğin bu olduğunu tahmin etmemişti. Zaten öyle olsa kendi okumadan kitabın aile bireylerince okunmasına asla müsade etmezdi.

Bütün bunlar yetmez gibi Ayfer’in babası arayıp, evlerine getirdikleri bir köylü kızıyla oğullarının böyle gizli bir aşk yaşamasına nasıl izin verdiklerini anlamadığını söyledi. Bu telefon herşeyi olduğundan daha kötü bir duruma soktu, evdeki herkes zanlı durumundaydı. Bir kaç saat sonra Ayfer arayıp konunun evdeki hiç kimse ile başta Azap olmak üzere hiç kimse ile ilgili olmadığını bildiğini söyledi. Mukadder hanım ağlamaktan konuşamadı geliniyle Füsun aldı o yüzden.

“Füsun abla sizler her zaman benim için çok değerlisiniz. Bu tamamen Mesut ile ilgili bir konu. Lütfen Feyyaz Azap’ın böyle bir kız olmadığına benim kefil olduğumu bilsin. Benim Azap ile ilgili hiç bir tereddütüm yok.”

“Feyyaz zaten kitaptan hiç etkilenmedi Ayfer, lütfen sen kendine dikkat et! Karnındaki bebeği düşün olur mu?” diyerek kapattı Füsun telefonu ve evdekilere kızın söylediklerini söyledi.

“Yemin ederim abim olmadan ailede kalabilse Ayfer ben kabul ederdim!” dedi Yelda.

Azap odasından bir türlü çıkamıyordu günlerdir. Köye gitmek istemişti ama Feyyaz onu engellemişti.

“Hala biz acaba diğer eve mi geçsek?” dedi sonunda, ” Nikah olmadı biliyorum ama Azap kendini kimsenin yüzüne bakamayacak gibi hissediyor!”

Mukadder hanım o akşam kocasını da alıp Azap’ın odasına daldı. Hülya’yı annesinin yanına yolladılar ve içeriye kimseyi almadan neredeyse üç saat konuştular. Kimse Azap’ın o kitaptaki kız olduğunu düşünmüyordu, başta da Ayfer. Ancak Mesut’un yazılanlar gerçek olsa da, olmasa da kendi ailesinin fertlerinin bu duruma düşürmesi affedilir bir şey değildi. Bu konuda da tüm aile aynı fikirdeydi. Ayfer’de dahil diye ekleniyordu her seferinde.

Zaten nişanlısı sorun etmedikten sonra gerisi kimseyi ilgilendirmezdi. Feyyaz bu dönemde Azap için tam bir koruyucu olmuştu. Bu konuşmanın ertesi gün kapı çalıp Ayfer’i görünce hepsi şoka girdi. Kızın rengi bembeyaz gözleri ağlamaktan kıpkırmızıydı.

Azap onun geldiğini duyunca odadan çıktı ve ona sarılıp ağlamaya başladı.

“Azap!” dedi Ayfer, “İnan bana sen benim her zaman kızk ardeşim olarak kalacaksın ve bu bebeğin teyzelerinden biri olacaksın!” diyerek o da ağlamaya başladı. Bu sahne evdeki herkesi ağlatmıştı. Hiç konuşmayan Muhammed bey beklenmedik bir şekilde kalktı ve iki kızın yanına giderek “Benim gelinim ve Salih’in gelinlerine laf eden karşısında beni bulur, adam öldürseler ben arkalarındayım!”

Salih bey alkışlamaya başladı, evdeki herkes bir yandan ağlıyor bir yandan alkışlıyordu. Azap bu evin oğlunun kendisi yüzünden bu duruma düştüğü için çok suçlu hissettiğini söyledi. Doğacak o masum sabi, Ayfer, bu evdeki herkes onun gelip bu eve yerleşmesi yüzünden acı çekiyordu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s