Kazara bir yaşam – Bölüm 28

“Hoşgeldin Yaz <3”

Gül’ün sıcak ekmek, ahırdan taze süt, kümesten yumurta, bahçeden yeşillik ile hazırladığı kahvaltıyı bayıla bayıla yediler.

“Gül hanım hakkınızı helal edin ne olur? Yıllar var ki ben böyle lezzetler yemedim. Muhammed bak domates kokuyor gördün mü? Elime sindi yemin ederim. Eve kadar yıkamam daha ben bu eli!”

“Ben koyarım size götürürsünüz giderken, fide de veririm Azap eker size”

“Ekerim tabi!”

“İneği, koyunu, tavuğu ne yapacağız ya? Muhammed şu peyniri yedin mi sen?”

“Yedim abla!”

“Hala babamı boğacaksın dur biraz, bilmiyor musun zaten azıcık yiyor!” dedi Feyyaz gülerek. Mukadder hanım çocukmuş gibi herşeyden sıcak ekmeğin arasına gömüp uzatıyordu kardeşine.

“Eniştem aylarca dinleyecek burada yaşadıklarınızı hiç şüphem yok!”

“Kısmet olursa bir de onunla geliriz canım?”

“Hala burada bir evin olsun ister miydin?” dedi Feyyaz konunun tam yerine geldiğini düşünüp, babasının tepkisini merak ediyordu aslında.

“Sürekli mi?” dedi Mukadder hanım hemen evdekileri hesap edip.

“Yani sürekli olması şart değil belki, yazları en azından! Kışı nasıl bilmiyorum zaten!”

“Kışı zor gelir size, soba, odun, ormana gidip odun toplamak lazım.”

“Kozalak toplardım ben çocukken, ocakta çok güzel yanardı. Anam patatesleri sokardı közün içine!” dedi Azap.

“Ya biz de yapardık bak onu, sobanın üzerine de kestane koyardık. Çocuktuk tabi biz o zamanlar, sobayı büyükler yakardı. Biz keyfini sürerdik Soğuktan gelince hemen dizilirdik başına. Annem Muhammedle beni leğende yıkardı sobanın yanında!”

“Bizde de öyle!” dedi Azap.

“Babam yakar sobayı ne olacak ki? Odun da toplar hem egzersiz olur vücuduna!”

Muhammed bey elindeki yufka ekmeğini dürüp ağzına attı başını kaldırmadan. Feyyaz babasının yüzündeki gülümsemeyi yakaladı ama.

“Muhammed ister misin sahiden? Salih görse o da bayılır buraları?”

“Abla onun için gelmedik ki?” dedi Muhammed bey gözlerini kaçırarak.

“Hay Allah! Tabi onun için gelmedik diye mahcup mahcup gülümsedi Mukadder hanım. Akşama şeyederiz diye düşündümdü, Gül hanım da uygunsa tabi!”

“Şimdi olsa ya?” dedi Feyyaz hemen.

“Ay Feyyaz’ın kusuruna bakmayın, o yurt dışında büyüdü, bilmez adetlerimizi falan!” dedi Mukadder hanım hemen ama kaşıyla gözüyle Feyyaz’a saydırdı hemen.

“Hala o ne hareketler Allahaşkına!”

“Oğlum tamam!” dedi Muhammed, ablasının bu tür şeylere önem verdiğini bilirdi.

Babasının sesindeki ciddiyet durdurdu Feyyaz’ı “Ben terbiyesizlik etmek istemedim, sadece böyle aile içinde olmak hoşuma gitti sanırım frenler boşaldı kusura bakmayın!”

Gül oğlanı özür dilediğini anladı ama sonunda ne demek istediğini tam anlayamadı, “Olsun oğlum biz aile olduk dediğin gibi, aile içinde gücenme, ayıp olmaz, rahat ol sen!”

“Vallahi şanslısın Feyyaz böyle tatlı bir kayınvaliden var!” diyerek ortamı kendince yumuşattı Mukadder hanım. Kahvaltıdan sonra Gül ve Azap onlara iş yaptırmadığı için Muhammed bey ve Feyyaz Mukadder hanımı köye gezdirmeye çıkardılar. Artık ikisi de öğrenmişlerdi buraları.

Nehirin kenarına gelince Feyyaz hemen açtı konuyu yeniden, “Hala bak bu ev çok güzel değil mi? Su sesi insanı dinlendirir biliyorsun. Azap dedi ki burada öyle ev almak yokmuş, boş eve gelip oturabiliyormuşsun. Yani bu ev sahipsizmiş zaten!”

“Oğlum kadının yukarıda iki evi var zaten, bir de burada evi ne yapacaksınız?” dedi Mukadder hanım.

“Bize değil ki?”

“Ya?”

“Babama, sana enişeteme !” Bıkmadınız mı şehirden? Nevzat ağabeyim ile Yelda abla kalırlar o evde, siz de burada rahat edersiniz!”

Mukadder hanım kardeşinin yüzünden gelip geçen ifadeyi gördü bu kez. Dönüp eve alıcı gözüyle baktı. Sonra camlarından içeri görmeye çalıştı. Oğlunun bir süre önce bu evde uyuduğundan haberi bile yoktu tabi, hatta bu nehirde yıkandığından.

Gül hanım akşama isteme olacağını anlayınca Azap’ı Bilge’ye yolladı kahve istemeye, köyde kimse kahve içmezdi. Çerçi de gelmeyecekti bu ara. Zaten ayda bir ya uğrar ya uğramazdı adam. Azap Bilge’nin evine yürüyerek gitmeye alışık olduğu için diğerleri gezerken gidecekti ama sonra Feyyaz ile Muhammed beyin de ona gitmek istediklerini hatırlayınca onları aramaya başladı köyün içinde. Tam köylüden biri merakla sokulup soru soracaktı ki Azap seslenince başıyla selam verip döndü gitti.

“Ben Bilge’ye gideceğim gelecekseniz!”

“Geleceğiz tabi, baba sen de gel bak bu adam çok değişik biri!”

Muhammed bey başını salladı gelirim anlamında. Mukadder hanımı eve bırakıp, bağların bahçelerin içinden geçerek yürüdüler Bilge’nin evine doğru. Yürüyerek yarım saat sürüyordu yol ama Azap’ın adımlarıyla tabi. Buradaki bağı bahçeyi Bilge ektirmişti. Köyün biriken parasına katkı sağlıyordu. İlçede kurulan pazara götürüyorlardı sepetlerle birlikte. Muhammed bey çabuk yorulduğu için bekleye bekleye gittiler ama bu arada Feyyaz ve Muhammed bey hayran hayran Bilge’nin kurdurduğu bahçeleri incelediler. Azap’da onun köyde yaptıklarını anlattı Feyyaz’ın babasına.

Bilge Azap’ı ve yanında misafirleri görünce çok memnun oldu. Kahve almaya gelip, birer kahve içtiler ve iki saati geçene kadar oturdular. Bilge şehirden gelenleri ağırlayıp, sohbeti her zaman severdi. Azap’ı Mesut ile evli sandığı için insanların yanında soramadı kim olduklarını. Azap’ta hiç bozuntuya vermedi.

Kalkmalarına yakın annesinin Sultan’ın evi ile ilgili planlarını söyledi Bilge’ye.

“Sen mi geleceksin yoksa?” dedi Bilge kaşlarını kaldırıp.

“Okul bitince ne olacak bilmiyorum henüz!” dedi Azap.

“Bu köyü Gül’ün Azabı değiştirecek ben hep inandım!” dedi Bilge Azap’ı şaşırtan bir şekilde.

“Biz gidelim annemler bekler!” dedi Azap ve kalkıp yeniden yola çıkacakları sırada, Bilge adamlarından birini yolladı onlarla, araçlar ilçeye gitmişti ama at arabaları boştu. Birinin arkasına oturup köye kadar geldiler.

“Hayatımda yaptığım en güzel yolculuktu bu!” dedi Feyyaz, “Kesin bundan bir tane edinelim!”

“Ne için?” dedi Azap gülerek.

“Gezmek için tabi!”

Mukadder hanım ile Gül birlikte yemek yapıyorlardı. Bu defa Mukadder hanım ikna etmiş işe karıştırımıştı kendini. Evin içi mis gibi kokmuştu.

“Haydi kaç saat oldu gideli, oturun da yine yemek yiyelim bari!”

Hepsi birden sofranın etrafına dizildiler. Öğlen yemeğinde taze fasulye, kavun ve ayran aşı vardı

Akşama kadar vakit hızlıca geçti ama öğlen yemeğini geç yedikleri için kimse bir şey yemek istemeyince, isteme faslına geçtiler hemen. Muhammed bey o kadar sıkıldı ve mahcup oldu ki tam cümleyi kuramadan Mukadder hanım tamamlamak zorunda kaldı.

“Çocuklar da razıysalar?” dedi Gül kızına bakıp

Başını salladı Azap ama gözlerini kaçırdı annesinden. Gül baktı yeniden kızının yüzüne, Azap bu sefer gözlerini kaçırmadan başını salladı.

“E hayırlı olsun o zaman!” diyerek, çantasından yüzükleri, tepsiyi, kurdeleyi, ve makası çıkarıverdi Mukadder hanım.

Hepsi hayretle kadının çantasından çıkan onca şeye baktılar, hiç biri ne bunların alındığını biliyordu ne de o çantanın içinde olduklarını.

Mukadder hanım hepsinin şaşkın bakışlarını görünce, “Ne yapacaktık ya? Bir şey mi unutmuşum?” dedi endişeyle.

“Orkestra da olmasını beklerdim ben şahsen!” dedi Feyyaz. Halasının ters ters baktığını görünce sustu hemen.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s