Kazara bir yaşam – Bölüm 18

“Yok Füsun abla ben giderim!” demeye kalmadan Feyyaz koştu geldi odadan.

“Feyyaz ya Azap’la şu fotoğrafçıya gidip geliverin ablam ha?”

“Uzak değil ki yürüyeceğim ben!” dedi Azap.

“O da yürüsün hiç çıkmıyor odasından!” dedi Mukadder hanım. Oğlanın uzun saatler odasına kapanmasına takılıyordu kafası. Temelli geldiğini söylüyordu ama burada bir yaşam kurmak için hiç bir girişimde bulunmuyordu nedense.

Azap bir şey diyemedi, Feyyaz da itiraz etmeyince ikisi birden çıktılar evden.

“Bende seninle konuşacaktım aslında iyi oldu” dedi Feyyaz.

“Ne konuşacaktın?”

“Dün bir arkadaşımı aradım, yani işte bizim oradan bir arkadaşın kardeşi için aradım anlatacağım. Dün senin okula gidince aklıma gelmedi de eve gelince aklıma geldi niyeyse. Senin okulun değilmiş gerçi de!”

“Hiç bir şey anlamadım söylediklerinden!”

“Haklısın karıştırdım. Türkçe de zorluyor ama beni bazen! Bir arkadaşımın kardeşi senin okulunun değil ama sizin üniversitenin başka bir fakültesinde öğrenci işlerinde çalışıyor. Bahsetmişti bana Türkiye’ye gelmeden. Aklıma geldi onu aradım dün?”

“Neden aradın başka okuldaysa!”

“Zaten zor topluyorum bir de bölüyorsun! İş için sana, yani okulda bir işe girsen, evdekilere söylemen gerekmez öyle değil mi? Okula gidiyorum dediğinde bu işte olabilir, derste!”

Azap şaşkın şaşkın baktı onun yüzüne, “Sen ne kadar akıllısın, bu hiç aklıma gelmedi benim!”

“Benim geldi işte! Doçentlerin falan yazılacak tezleri, raporları oluyormuş konuşacak, eğer isterlerse haber verecek. Bilgisayar biliyorsun değil mi?”

“Hayır hiç bilmiyorum!” dedi Azap endişeyle.

“Deme! Ben de biliyor dedim!” diye kahkaha attı Feyyaz, “E ne yapalım öğretiriz o zaman!”

“Sahi mi? O kadar istiyorum ki öğrenmeyi. Şey bizim köyde elektirik bile olmadığı için..”

“Ya halam da bahsediyor ara ara da bu ülkede nasıl böyle yerler var inanamıyorum! Bunca yıldır ülkenin bu kadar unutulmuş yerleri nasıl olur, akıl almıyor gerçekten!”

“Mesut’un var bilgisayarı ama?” dedi Azap düşünceli bir şekilde.

“Vermez o ya! Benim diz üstü var ben sana orada anlatırım dert etme! Gitme o kuru temizlemeye içime sinmedi benim!”

Azap tatlı tatlı baktı Feyyaz’a, “Ne iyisin sen! Bilge gibi!”

“Bilge? Ha şu köyündeki adam değil mi? Biz suç ortağı olduk artık bunun bilgelikle bir ilgisi yok!”

“O zaman fotorğafı çekildikten sonra döneriz, ben oraya da uğrayayım diyordum. Yani ütü işi için!”

“Yok uğrama! Haber bekleyelim bir kaç gün, o arada bilgisayar çalışırız evde.”

Eve döner dönmez Azap ve Feyyaz salona geçip Feyyaz’ın diz üstü bilgisayarını açtılar. Füsun’da seyrettiği televizyonu kapatıp onlara katıldı.

“Ya ne iyi düşünmüşsün Feyyaz! Eninde sonunda lazım bu meret! Ben de dinleyeyim de eksiğimi tamamlayım bari!”

Mesut geldiğinde, Hülya, Füsun, Yelda ve Azap salonda Feyyaz’ın bilgisayarının başındaydılar.

“Feyyaz ders veriyor kızlara!” dedi Muhammed yeğenine. Onlarda Nevzat beyle tavla oynuyolardı yemek masasında. Mukadder hanım bir onları, bir gençleri dinliyor vakit geçiryordu.

“Ayfer yok mu?” dedi karısını göremeyince.

“Annesigile gitti!” dedi Yelda gözünü Feyyaz’ın anlattığından ayırmadan, “Sana demedi mi?”

Mukadder hanım döndü baktı oğluna “Ne oluyor?” der gibi.

“Ya dedi ama ben unuttum eve geldim. Hay Allah!” dedi Mesut yapmacık bir edayla.

“Salaksın ağabey sen! Buldun gül gibi kızı vallahi hiç kıymetini bilmiyorsun!”

Mesut kardeşinin herkesin içinde hele ki Azap’ın yanında böyle konuşmasına bozuldu. Hepsi Feyyaz delisi olmuş çıkmıştı zaten.

“Gidip alayım karımı!” dedi kapıyı vurdu çıktı.

Füsun kızların yanından kalkıp geldi annesinin yanına, “Anne bunların arasında bir sorun mu var?”

“Ben de sana soracaktım!” dedi Mukadder hanım fısıldayarak, “Ağabeyine bir şey söylememiş mi Mesut?”

“Yok söylese bilirdim ben!”

“Konuş o zaman kocanla gelince de Mesut’u sıkıştırsın. Şimdi biz sorsak ukalalık eder. Görmedin mi havasını!”

“Anne ne fısıldaşıyorsunuz ya bize de söyleyin!” dedi Yelda. Saatlerdir bilgisayarın başında oturdukları için artık herkesin dikkati dağılmıştı. Önce Feyyaz gösteriyor, Azap tekrarlıyordu. Bir süre sonra hepsi tek tek başına geçip tekrarlamaya başladılar.

“Haydi yeter oyalandığınız, Azap öğrenecekti hani bir tek? Kalkın sofrayı kurun acıktık!”

Feyyaz hariç hepsi ayaklandılar evin büyükannesinden buyruk gelince.

“Çok teşekkür ederim!” dedi Azap sevinçle.

“Sonunda hepinizi sınav yapacağım ona göre!” diyerek bilgisayarı toplayıp kaldırdı Feyyaz.

Mesut ve Ayfer onların yemeği bittikten çok sonra geldiler. Ayfer kocasının gelip onu almasından memnun olmuştu. Aslında ona söylememişti annesine gideceğini. Kocasından yeterince ilgi görmeyince kendi başına gitmeye karar vermişti. Günlerdir birlikte gidelim diyordu ama Mesut sürekli bahane buluyordu. Köyden geldiklerinden beri iyice gergindi niyeyse.

Evin büyükleri hariç herkes odasına çekilmişti kapıdan girdiklerinden. Mukadder hanım küçük gelininin yüzünün güldüğünü görünce bir “Oh!” çekti. Kız zengin bir aileden geliyordu burada bir odanın içinde ev ev üzerinde yaşıyorlardı. Bunalıyordu muhakkak. Diyordu oğluna ayırın evinizi diye ama dinlemiyordu oğlan. Babasını konuşturmaya karar verdi ikna etsin diye. Ayfer’in babası ev açacaktı isteseler zaten adam dünden hazırdı. Onlar alışıktı bir arada olmaya ama Ayfer için zor oluyordu belli ki. Kız belki de ondan mutsuzdu bu kadar. Feyyaz geldiğinden beri onu da kıskandığını anlıyordu tabi, annesiydi anlamaz mıydı? Bir tek o kıskanıyordu kuzenini ama nedense, ağabeyi ile kız kardeşi hiç öyle değildirler. Çok hırslıydı Mesut oldu olası, hırslı ve geçimsizdi. Ayfer gibi bir kızı nasıl ikna edip evlendiğine hayret etmişlerdi hepsi. Ayfer uysal, yapıcı, melek gibi bir kızdı. O kadar zenginliğin içinde zerre kadar kibiri yoktu. Onlar gibi davranıyor, onlar ne yaparsa uyuyordu. Evinde hizmetçiyle büyüyen kız burada her işe girişiyordu gocunmadan. Tabi çalışmadığı zamanlar. Kolay değildi çalışıpta eve bakmak. İşte Füsun ile Yelda’da gözünün önündeydi Mukadder hanımın. Bir arada yaşamaları iyi oluyordu o yüzden. Hiç değilse Mukadder hanım evi çekip çeviriyorud gücü yettiğince, onlarda hiç nankörlük etmiyor ne aralarında bir iş dövüşü yapıyorlar, ne de yapacakları bir şeyi esirgiyorlardı. Hafta sonu Mukadder hanıma izin vermişlerdi. Hepsi evde olduğu için ona hizmet ediyorlardı.

Onlar işteyken Azap vardı artık, Azap ablası işe girşince, Hülya’da hemen geliyordu. Oysa annesi yap dese hayatta yapmazdı bu işleri. Azap okula başlayınca, Hülya’nın da okulu açılacaktı o zaman Mukadder hanım yine tek başına olacaktı onlar gelene kadar. Şimdi Feyyaz’da vardı tabi. O da hiç kadın işi falan demiyor her işe giriyordu görünce.

“Hala Avusturya’da tek başıma yaşıyorum ben yıllardır!” diyordu açıklama olarak.

Onunla da konuşacaktı Mukadder hanım, bu temelli geldim hikayesi tamamdı da, ne demeye hep evdeydi bu oğlan. Bir planı yok muydu burada?”

(devam edecek)

Kazara bir yaşam – Bölüm 18’ için 2 yanıt

  1. Hikayelerin hepsi birbirinden güzel ama bu hikaye bambaşka güzel. Zevkle okuyor, heyecan ve merakla devamını okumak için sabırsızlanıyorum. Bakalım hikayenin sonu nasıl olacak? Emeğine sağlık arkadaşım, teşekkürler…🌷🌷🌷

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s