Kazara bir yaşam – Bölüm 16

“Ayfer ile aramız biraz limoni ama o seni çok sever biliyorsun. Gelmeni dört gözle bekliyor annemler gibi. Ha Feyyaz geldi bir de Avusturya’dan, onunla meşgul oldular epeyce süre, bende rahatça çalıştım iyi oldu.”

“Muhammed amcanın oğlu mu?”

“Evet biliyordun değil mi annemler anlatmış. Dayım gelecekti yine ama ben hem kendim gelmek istediğim için, hem de o oğluyla kalsın diye ben geldim.”

“Adamcağız mutlu olmuştur tabi, oğluyla çok az vakit geçirmiş yazık!”

“Temelli gelmiş Feyyaz bu sefer. Dönmeyecekmiş geri herhalde. Dayımın odasına yatak yaptılar ona, evde nüfus arttıkça artıyor. Bir sen eksiksin işte!”

Cevap vermedi Azap.

“Sen hiç özlemedin mi beni?” dedi Mesut hiç sıkılmadan.

“Bana neden sardın ki sen?” diye tersledi Azap bu sefer, “Anlattım ya olanları, burada hareketli geçince nasıl bitti tatil anlamadım bile!”

“Kocanım ben senin unuttun mu?”

“Sen Ayfer ile evlisin. Kendin demiştin hatırla! Burada kıyılan nikahın bir hükmü yok. Alay mı ediyrosun yine benimle!”

“Azap bunu eve dönünce konuşamam, ne olur dinle biraz. Ben bu köye boşa gelmemişim onu anladım. Seni boşa tanımamışım. Hayatımda her şey değişti seni tanıdıktan sonra. Ben ilk zaman anlayamadım. Ayfer’i sevdiğimi sandım ama meğer senden sonra onu sevmeyi bırakmış yüreğim!”

Azap’ın gözleri faltaşı gibi açıldı, “Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? Ayfer abla ne kadar iyi bir insan, seni ne kadar seviyor. Senin için ailesinin kurallarını çiğnedi. Seni işe koydu babası, hiç utanman yok mu?”

“Bunların hepsini biliyorum, olanların Ayfer’e haksızlık olduğunu biliyorum ama yüreğe bunlar anlatılmıyor işte. Aklımdan hiç çıkmadın buraya döndüğünden beri. Benim asıl kaderimin sen olduğunu anladım diyorum!”

“Eğer böyle konuşmaya devam edeceksen ben dönmeyeceğim!” dedi Azap hışımla çıktı evden, ahıra annesinin yanına gitti.

Gül kızının yüzündeki tuhaf ifadeyi görünce anladı bir şeyler olduğunu, “Araya zaman girince, insan hasretinden saçmalar kızım bazen. Düzelirsiniz” dedi yumuşak bir sesle.

Bir şey diyemedi Azap, annesine evli olmadıklarını söylemeye dili varmıyordu bir türlü. Ancak okulu bitirip işe girdikten sonra söyleyecekti.

Biraz sonra Mesut göründü ahırın kapısında, Gül evden bir şey alacağım bahanesi ile yanlız bıraktı onları yeniden. Azap annesi gidince ahırın arka kapısından çıkıp nehire doğru yürümeye başladı. Konuştuklarını kimsenin duymasını istemiyordu. Mesut yüzünden bir kez belaya girmişti başı zaten, köyde olanlar duyulursa artık Sultan’a güne doğardı.

Koşarak gitti Mesut peşinden, kolundan tuttu döndürdü yolundan, “Hiç mi bir şey hissetmedin bana? Gözlerime bak öyle söyle!” dedi kızın gözlerine gözlerini dikerek.

“Hayır, asla! Ben kimsenin kocasına göz dikecek biri değilim. Hele ekmeğini yediğim evde! Hele senin karın gibi dünya iyisi, melek bir insanın evinde!”

Oysa şehire ilk gittikleri zaman Ayfer’i tanıyana kadar hep umutlanmıştı, nasıl olmuşsa hoşlanmıştı o da Mesut’tan. Farklıydı, dik başlıydı belki ondan. Belki annesinin kandığı gibi kanmıştı yüreğii Mesut haklıydı yürek anlamıyordu yasaktan ama insan aklı anlıyordu. Ayfer dünyanın en kötü kadını da olsa değişmezdi zaten. Bir yuvayı yıkmaya neden olmanın vebali ödenir miydi?

“Ben senin bakışlarında gördüm bana hissettiklerini yalan söylüyorsun!” dedi Mesut

“Sana bir şey diyeyim mi?” dedi Azap dik dik bakarak, “Var say ki cahil yüreğim sana yanmış olsun bir zaman. Ayfer ablayı tanıdıktan sonra, senin şu düştüğün durum var ya! İşte seni şu kadar küçük yaptı gözümde!” diyerek baş ve işaret parmağı ile küçücük bir aralık gösterdi.

“Yani boş değilsin işte!” diyerek onu kendine çekmeye çalıştı Mesut ama kurtuldu Azap, “Gelmiyorum ben sen yalnız dön!” diyerek bu defa yukarı ahıra doğru yürüdü.

“Okulun ne olacak?”

“Seneye yine girerim sınava!”

“Saçmalama, bunca çabayı çöpe mi atacaksın yani?”

“Evet benim bir yılım gitsin başkasının ömründen ömür gideceğine!”

“Tamam haklısın!” dedi Mesut yumuşak bir sesle, “Tamam dön benimle, bir daha açmayacağım bu konuyu söz veriyorum! Özür dilerim!”

Azap yine cevap vermedi.

“Özür dilerim diyorum!”

“Duydum!”

“Gelecek misin?”

“Evet!”

Köydeki detayları hikayesine aktarabilmek için bir gece daha kalmak istedi Mesut, söz verdiği gibi de o konuya bir daha girmedi. Azap annesi ile vedalaştı, annesinin ısrarına rağmen Sultan’a uğramadı, Bilge’ye uğradı sadece ve birlikte döndüler yeniden şehire.

Evdekilerin Azap gelecek diye gözleri yolda kalmıştı. Feyyaz geldiğinden beri hikayesini dinlediği bu kızı merak etmişti iyice. Mesut’la kapıdan girer girmez Hülya koşup boynuna atladı kızın.

“Azap abla ya tek başıma uyuyamadım sen gidince! Annemin yanında uyudum hep!”

“Sorma Azap, sabaha kadar tekmeledi beni! İyi ki geldin!” dedi Yelda gülerek gidip sıkıca sarıldı kızıyla Azap’a.

Hepsi teker teker sarılıp öptüler ve hemen o yokken olanları anlatmaya başladılar ayak üstü ve onlarla kapıya gelip merakla bakan Feyyaz’ı tanıştırdılar hemen. Muhammed amcanın gözleri parlıyordu oğlunun yanında.

“Gözünüz aydın, hoşgeldiniz siz de!” dedi Azap.

“Sen de hoş geldin, bu evde benden daha çok havan var, beni böyle karşılamadı kimse!” dedi Feyyaz gülerek, “Geldiğimden beri dinliyorum zaten hikayeni, meraktan ölecektim gelmeseydin!”

Mesut ters ters baktı kuzenine, Ayfer’de pek yüz vermemişti geldiğinde. Azap’ın gözünden kaçmamıştı ikisinin soğuk duruşu.

“Allah’ım sen beni yuva yıkanlardan eyleme ne olur? Bu güzel insanların yüreklerini birbirine döndür!” dedi içinden.

Hemen salona geçip bu defa Azap’ı sorguya çektiler, iki ay köyde ne yaptığını bilmek istiyorlardı.

“Ne yapayım, aynı köy işte!” dedi gülerek. Annesinin cezasını bir tek Mesut ile Hülya bildiği için olanları anlatamadı. Annesi bostanlarından biber ile reyhan koymuştu biraz onları çıkardı çantasından.

“Ay valllahi girdiğinden beri soracaktım bir güzel koku var ne bu diye de! Bak reyhanmış gördün mü? Nasıl severim!” dedi Füsun neşeyle, hemen bir bağı alıp koklamaya başladı.”

“Reyhan öğretmenim gibi mi?” dedi Hülya hemen yengesinin yanına giderek.

“Dağlar kızı Reyhan!” diye türkü söylemeye başladı Füsun hemen. Hülya türküyü de hiç duymadığı için uyduruyor sandı önce. Yatana kadar Azap’ın etrafından ayrılmadılar hiç biri. Nevzat bey, Muhammed bey ve Feyyaz televizyondaki maça daldılar. Mesut gördüklerini hemen yazmak istediği için odaya kaçmıştı.

Ertesi gün Azap gidip okulunu görmek istediğini söyledi. Aslında çıkmışken işte bakmak istiyordu. İzin vermiyordu evdekiler ama o kafasına koymuştu yarım günde olsa bir işe girecekti.

“Geldiğimden beri evdeyim, ben de geleyim mi?” dedi Feyyaz hemen, “Eniştem arabasını da veriyor bana hem!”

“Tabi, tabi gidin!” dedi Nevzat bey hemen, babasının kendisine bile arabasını zor verdiğini bilen Mesut, Feyyaz’a her şeyi böyle sunmalarına gıcık oluyordu geldiğinden beri. Şimdi bir de Azap’la gideceklerini duyunca iyice sinir oldu ama onun ne yazık ki işe gitmesi gerekiyordu.

(devam edecek)

Kazara bir yaşam – Bölüm 16” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s