Kazara bir yaşam – Bölüm 15

Gül neredeyse düşüp bayılacaktı Azap’ın söylediklerini duyunca, göz yaşları sel olup aktı yanaklarından bir anda. Bütün vücudu titriyordu. Sultan’ın yüzü simsiyah olmuştu. Yıllardır hayatlarıyla oynayıp durdukları elinden kurtulmuşlardı. Annesine yaptığı gibi Azap’ı da yerden yere vurmayı beklerken kız ummadığı şeyleri başarıp gelmişti. Hiç inanmamıştı bu kızın okuyacağına, Allah var ya kocasının bunu yanına koyacağına da inanmamıştı.

“Aman iyi gözünüz aydın!” deyip dönüp yürüdü eve, sonra döndü Azap’ın ailesinin yıkık dökük duran evini gösterdi, “Aha! Eviniz orada!”

Azap annesi bir şey söylesin de sesini duysun diye hemen ona baktı;

Ağzını açtı Gül “Yavrum!” dedi zor duyulan bir sesle, “Canım yavrum! Başaracağını biliyordum!”

Köylü hep birlikte alkışlamaya başladı, Azap’ı tebrik ediyorlardı, tabi Gül’ü de, sanki ceza sona erince Gül her şeyi unutacak hiç bir şey olmamış gibi onlarla ahbaplık yapacaktı.

“Geçmiş olsun!” diyorlardı tek tek bir de. Sultan’ın annesini eve sokmayacağı ortadaydı. Gül’ün ailesinden kalan evin anahtarı Sultan’ın evinin girişinde duvarda asılıydı. O anahtarı almak Azap’a ve Gül’e yasaktı. Sultan’ında ilk zamanlar kızın eşyalarını almak dışında o eve girip çıktığını kimse görmemişti.

Azap hemen koşarak gidip aldı anahtarı.

“Haydi artık Sultan’ın değil kendi evinin kadını olacaksın. İlk eşikten de benimle geçmeni istiyordum!”

Köylü onlarla birlikte ahırın önünden harabeye dönmüş evin önüne kadar geldi. Gül titreyerek kendi evinin eşiğinden içeri girerken alkış tuttular yine. O gece ana kız bu eski evi yaşanır hale getirmek için çalışmaya başladılar. Koyun koyuna sokulup uyudular. Azap annesinin sesini duymanın mutluluğu ile yaşadığı her şeyi unuttu. Ertesi sabah Azap uyandığında annesini yanında bulamadı. Kadıncağız yine ahıra gitmiş Sultan’ın kahvaltısını hazırlamış kapısının önüne bırakmıştı içeri girmeden. Sultan’da hiç itiraz etmeden içeri almış bir güzel yiyip, bulaşığı kapının önüne çıkarmıştı yeniden.

Gül yılların nefesizliği ile akıcı konuşmasada artık sözlerini içinde tutmadığından “Analık nihayet, yıllardır iyi kötü ekmeğini yedim!” diye açıkladı kızına.

Annesinin kendisi gibi köyün dışına çıkmadan gerçeklerkle yüzleşemeyeceğini bildiği için sesini çıkarmadı Azap. Kadıncağızın yıllardır kurduğu dünyasını böyle sert bir şekilde yıkmaya çalışmanın da bir yararı olmayacaktı belki. Artık özgürdü sonuç olarak, kendine ait ailesinden kalan bir evi vardı. İstediği eşikten geçip, istediği ile sohbet edebilirdi.

Azap’ın gelişi ile köyde olanlar hemen ertesi gün gitti Bilge’nin kulağına. Bilge hiç yapmadığı bir şey yaptı, Gül’ün evine kahve içmeye geldi akşam üzeri. Yanında evin onarımı için malzeme ve adamları vardı. Bolca da erzak.

“Azap kızım tebrik etmeye geldim!” dedi kapıdan girerken. Öğretmen olacağını duyunca iyice sevindi. Azap onun ne kadar değerli bir öğretmen olduğunu anladığını anlattı Bilge’ye. Adamcağızın gözleri dolu dolu dinledi kızı. Bir hafta da ev eskisinden yeni ve güzel oldu. Bilge’den rica ettiler ilçeden çiçek fideleri geldi Azap onları annesinin kapısının önüne kendi elleriyle ekti. Köydeki en yeni ve neşeli eve dönüştü Gül’ün evi. Çerçeveler mavi, ev beyazdı, kırmızı ve beyaz sardunyalar camların altından eve uzanıyordu. Evin arkasına bir bostan yapmışlardı. Bir hafta sonra köyde bir ev daha yıprandı bahanesiyle girdi tamirata, ardından bir ev daha. Bir ay içinde köyde üç tane renkli pırıl pırıl ev olmuştu. Herkesin hoşuna gitmişti bu fikir. İhsan ağanın oğlu Cemşir okuma yazma bilmiyordu ama çok yetenekli bir çocuktu. Babası görmeden ağaç dalları ile çok güzel işler çıkarıyordu. Evlerin boyalarından da kalınca yaptığı işleri boyamaya da başladı. Hatta kendi evlerinin duvarına boyalarla bir şeyler çizdi. Önce yadırgandı ama sonra herkesin hoşuna gitti bu çizimler.

Sultan Gül’ün devam eden hizmetinden memnun, beş karış suratla gezip, gözlüyordu olanları. Ara ara kocası bıraktı bunu buraya gelmeyecek diye laf üretmeye çalıştı ama insanlar Gül ve kızının köye renk getirmesinden memnun kaldıkları için bu defa kulak arkası ettiler. Ana kız her şenliğe el ele katılıdılar. İki ay çabucak tükendi. Azap’ın okulunun başlamasına az kalmıştı. Azap anasına onunla gelmesi için yeniden yalvardı.

Gül bu defa da kendi evinde, kendi köyünde özgürce yaşamayı tatmak istediğini söyledi ona. Azap biliyordu analığıydı sorun yine ama bu defa gözü arkada kalmadan gideceği için sesini çıkarmadı. Muhammed beyin geleceği güne kadar annesi ile vakit geçirmeye devam etti. Dönüp bir işe girdiğinde ve kafasındaki düzeni kurduğunda annesinin direnmek için bahanesi olmayacak diye düşünüyordu.

Bir sabah Sultan’ın sesi ile fırladılar yataktan, gün daha yeni ağarmış horozlar bile ötmemişti. Sultan bar bar bağırıyordu evinin önünde. Azap ile Gül fırladılar dışarı. Mesut ne yapacağını şaşırmış Sultan’ın bağırmasını dinliyordu. Onların başka bir evden çıktığını görünce hemen o tarafa doğru geldi.

“Seni arıyordum!” dedi Azap’a, “Ne bileyim ben içerde olmadığını, ahırda anneni görmeyince içeri bakayım dedim. Üzerime atladı birden!”

Sultan Gül ile Azap öte eve geçtiğinden beri tek başınaydı. Eşiğinden içeri de kimse girmiyordu artık. Kızına kestiği cezayı şimdi eşiğin gerisinde kendi çekiyordu. Sabahın kör karanlığında evin içinde ayak sesleri duyunca bastonunu alıp girişe fırlamıştı. Gözleri de seçmediği için Mesut’un kim olduğunu anlamamış, erkek silüeti görünce bastonu vurarak onu dışarı atmıştı.

Azap Mesut’un dehşet içinde kalmış yüzünü görünce kahkalarla gülmeye başladı. Kızının gülmesi Gül’e bulaştı sonra. Mesut Azap’ın hiç böyle yürekten güldüğünü işitmediği için yaşadığı korkuyu unutup, hayran hayran onlara bakmaya başladı. Bilmediği Azap’ın bu sabah neşesinin altında Muhammed amca yerine Mesut’u görmüş olmanın da sevinci vardı.

“Gel oğlum gir içeri, Azap sana anlatsın!” dedi Gül. Konuşması artık eskisinden daha iyi ve anlaşılır olmuştu. Mesut kadının konuştuğunu duyunca cezanın bittiğini anladı. Azap ona bu evin asıl anneanne ve dedesinden kaldığını anlattı. Gül Sultan’ın kahvaltısını hazırlayıp geldikten sonra birlikte kahvaltı ettiler yer sofrasında.

“Yazdıklarım çok ilerledi.” dedi Mesut, “O yüzden toparlamak için köyü bir kez daha gelip görmem gerektiğini düşündüm!”

“İyi yapmışsın!” dedi Azap. Annesi onları karı koca sandığı için hasret gidersinler diye ahıra Sultan’ın işlerini yapmaya gitmişti.

“Evdekiler de seni çok özlediler yolunu gözlüyorlar!”

“Ben de onları özledim!”

“Annen için sevindim, ev gerçekten güzel olmuş, köy de değişmiş biraz!”

“Evet sözümü tuttum sonunda, annem artık özgür!”

“Ben de özledim seni!” diye döküldü bir anda Mesut’un dudaklarından, “Farkında olmadan çok alışımışım varlığına, tabi hikayenin de çok etkisi var. Aklımdan hiç çıkmadın!”

Azap kıpkırmızı oldu bir anda, “Soracağın var herhalde ondan!”

“Çok düşüdüm ben aslında olanları, yani buraya gelişim, senin hayatıma girişin ile çok şey değişti!”

“Ayfer nasıl keşke onu da getirseydin merak ediyordu!” dedi Azap onu susturmak için.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s