Diğerleri – Bölüm 23

“Peki babam? Babamı anlatmaya devam edin!”

“Ben anneni daima sevmiştim Verna. Annenin yeryüzünden bir insanla birlikte olmasının sonuçlarının iyi olmayacağını biliyordum. Aslında onu bu konuda uyarmıştım. Ancak annen de en az baban kadar aşıktı ve ne yazık ki gençlik insanı fazla cesur yapıyor!”

“Murand beni o zaman boyunca sürekli takip etmiş, tabi ki görünmeden. Aslında o babanın bir gün beni terkedeceğini ve benim bu yüzden çok acı çekeceğimi düşünüyormuş ama ben babandan önce davrandım!”

“Ona hiç şans vermedin mi yani?”

“Vermedim kızım! Çok pişman oldum sonradan bunu yaptığım için. Gençtim, kafam karışıktı. Bir anda büyük bir hata yaptığıma karar vermiştim. Solungaçlarım çıktığında bana dokunmak istemeyecekti baban. Bir canavar olduğumu düşünecekti belki de, bunu kaldıramazdım. Onun gözlerinde korku görmektense kaçmayı seçtim!”

“Peki ya sen?” dedi Verna Murand’a dönüp.

“Anneni bizi kimsenin bulamaycağını düşündüğüm bu yere getirdim. Burada bir nehir ve büyük galeriye bağlantı vardı. Hemen ormanın altında!”

“Mağara girişleri!” dedi Verna

“Evet! Ben oradan galerilere girebiliyordum ama anneni riske atamazdım. Sen vardın bir de, senin bir insan mı yoksa bizden biri mi olacağını da bilemiyorduk. Solungaçların çıkmazsa aşağıda boğulabilirdin bir süre sonra. Seni kabul etmeyebilirlerdi. Bu yüzden annenle risk almayıp burada kalmaya karar verdik. Sana da yirmi bir yaşına kadar hiç bir şey söylememe kararı aldık. Solungaçların çıkmazsa hiç bir şey anlatmayacaktık bu plana göre”

“Sana yirmi bir yaşına kadar karşı cinsten bu yüzden uzak durmanı söyledim Verna. Benim yaşadıklarımı yaşamanı istemiyorum!”

“Acıyor mu?” dedi Verna rüyada gibi.

“Ne acıyor mu?”

“Solungaçlar oluşurken yani acıyor mu?”

“Oh hayır, hayır acımıyor, sadece biraz kaşınıyor o kadar!”

“Peki benim solungaçlarım çıkarsa ne olacak?”

“Aşağı dönebiliriz yeniden!” dedi Tomrin.

“Aşağı dönmek mi? Benim tüm hayatım burada, on dokuz yıldır yer altında bir dünyadan haberim bile olmadı, solungaçlı bir yaratık olduğumdan bile. Her şeyi, okulumu bırakıp aşağı mı döneceğim yani?”

“Hayır! Hayır! Tomrin lütfen bunları konuşmuştuk!” dedi Murand onların sözünü keserek, “Hayır Verna, sen nerede nasıl yaşamak istersen biz seninle hep orada kalacağız!”

“Nobra!” dedi Tomrin.

“Ne olmuş Nobra’ya?”

“O bizden olabilir!”

“Ne? Nobra yer altından mı?” dedi Verna şaşkınlıkla, sonra onun okulda hiç görünmeyişini hatırladı. Daima yaşam alanına doğru değil ormana doğru gidişini ve oradan ortaya çıkışını. Saçlarının annesi, Murand ve onun gibi siyah ve dümdüz oluşunu, seslerinin benzerliğini. Kafasında puzzle parçaları gibi birleşiyordu her şey!

“Emin değiliz!” dedi Murand, “Öyle olsa orada olmamalı, eğer bizim veya senin gibi değilse yani!”

“Sana bir şey söyledi mi?” dedi Tomrin

“Hayır, hiç böyle bir şeyden bahsetmedi!”

“Belki o da bilmiyordur! Zaten konumuz şu anda Nobra değil öyle değil mi?” diye yine onların sözünü kesti Murand. Arkin buraya geldiği için tüm bunları konuşmak zorunda kalmışlardı.

“Onunla birlikte olmadın öyle değil mi?”

“Hayır!” dedi Verna telaşla, “Hayır tabi ki olmadım!”. Evlendiklerinden asla bahsedemezdi artık. Nasılsa okul açılınca ayrılacaklar bu mesele çözülecekti.

“O çocuk senin peşini bırakmaz çok aşık!” dedi Murand gülümseyerek.

“Yine niye gülüyorsun sen?” diyerek çıkıştı Tomrin.

“Tomrin her şey senin yaşadığın gibi olacak diye bir şey yok, sakin ol!”

“Babam nerede peki?” dedi Verna yeniden.

“Bilmiyoruz!” dedi Tomrin.

“Asılında ben biliyorum!” ded Murand suçlu bir sesle.

Tomrin ve Verna ona döndüler “Ne? Nerede?”

“Çok üzgünüm, ancak Verna’nın bir gün onu bulmak isteyebileceğini düşündüğüm için onu aradım! Seyahatlerim sayesinde çok fazla yere gidiyorum biliyorsunuz!”

“Buldun mu?” dedi Tomrin

“Buldum denebilir mi emin değilim!”

“Ne demek bu?”

“O bir kaza geçirmiş, kötü bir kaza! Senden ayrıldıktan sekiz yıl sonra!”

“Ne olmuş peki?” dedi Verna heyecanla.

“Melek olmuş korkarım!”

Tomrin bir anda göz yaşlarına boğuldu. Murand sarıldı karısına, “Üzgünüm tatlım, bunu öğrenmeni istemiyordum!”

“Yani gerçek babam ölmüş mü?”

“Korkarım öyle!”

Tomrin katılarak ağlıyor, Murand onu teselliye uğraşıyordu. Verna duyduklarını kendine izah etmeye çalışıyordu sürekli. Başka bir baba, solungaçlar, yer altı ırkı, kafası allak bullak olmuştu.

Annesinin bu krizi kolayca atlatamayacağını anlayınca bir şey söylemeden kalktı ve çıktı evden. Ormana gidecekti. Şimdi orada olmaya çok ihtiyacı vardı. Orman ve nehirin onun için neden bu kadar anlamlı olduklarını orada düşünmek istiyordu. Tek başına!

Murand Tomrin’i sakinkleştiridikten sonra ormana Verna’yı aramaya çıktı. Onun bütün hayatı Tomrin ve Verna’ydı. Onlar için hayatındaki diğer her şeye sırtını dönmüştü. Şimdi de ikisinin de mutlu olması için elinden ne geliyorsa yapmak istiyordu.

Verna ormana girince her zaman hissettiği rahatlamayı hissedememişti bu kez. O yüzden daha içerilere nehire doğru yürümüştü. Nehirin kenarına gelince suya ve mağaralara uzun uzun bakıp olduğu yere oturup kalmıştı. Beyni durmuş gibiydi. Ormanın sesini bile duyamıyordu zihninin sesinden. Zihni sürekli sorular soruyor, sonra kendi kendine cevaplar üretiyordu.

“Bir insan değilim!” diyordu sürekli kendi kendine, “Ben bir insan değilim!”

Murand onu çaresizce oturmuş görünce çok üzüldü bir şey söylemeden yanına gidip oturdu hemen

“Ben bir insan değilim!” dedi Verna ona da dönüp.

“Seni burada bulacağımı biliyordum!” dedi Murand duymamış gibi

Verna onun yüzüne baktı boş boş.

“Biliyor musun Verna, sen bir insansın, çünkü senin baban bir insan güzel kızım! Ayrca bir insan olmak yüce bir varlık olmak anlamına gelmiyor, kuşlar, böcekler, köpekler gibi her birimiz ayrı bir türüz! Bir arada yaşayabiliyoruz!”

“Sadece hayvanlar bir arada yaşayabiliyor! İnsanlar onlarla değil!”

Murand derin bir iç geçirdi, “Düşünmen anlaman gereken çok şey var kızım, bunu yapman için de zamana ihtiyacın var. Arkin iyi bir çocuk. Annenin düştüğü hataya düşme!”

“Annem o hataya düşmese asla seninle olmazdı biliyorsun değil mi?”

“Evet biliyorum! Ancak sevdiklerim mutlu olduğunda mutlu olurum ben! Bak ne diyeceğim sana ırkımız hakkında bir şeyler anlatmakla başlayayım ister misin işe? Böylece kafa karışıklığında yavaş yavaş çözülür. Ne dersin?”

Verna sevgiyle yaklaştı Murand’a ve onun göğsüne başını yasladı, “İyi ki varsın baba!” dedi mırıldanarak. Murand duygulandı onun bu sözlerine ve saçlarını okşadı sevgiyle.

“Gerçek Torfikalılar! Yani biz, insanlardan çok önce vardık ve onlardan çok daha fazla bilgiye ve yeteneğe sahiptik. Dünya ile bütün olmayı biliyorduk. Onun efendisi değil, parçası olduğumuzu da öyle. Var olan diğer tüm türlere saygı ve sevgi duyuyorduk bu yüzden. Yaratıcı gücün bizleri bir bütün olarak yarattığının farkındaydık. Dünya ve bizim enerjilerimiz tam uyumluydu.”

Verna gözlerini kapatıp Murand’ın sakin sesine odaklandı, nehirin ve onun sesi şimdi yeniden ruhuna huzur aşılıyorlardı.

“Torfikalılar yüksek enerjili varlıklardır Verna, insanlar bizim gibi değiller. Aslında olabilirler ama bunun farkında değiller ne yazık ki. Bizim aksimize onlar doğuştan dünya ile bağlarını kuramıyorlar. Ancak sonradan kendi istekleri olursa bunu başarabilirler. Bu yüzden çabuk yaşlanıyorlar. Dünyaya tutunamıyorlar!”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s