Bebek ve Düğme – Bölüm 10

Turhan’ın cüzdanındaki yedi delikli tahta düğme dedesinin elinde yaptığı düğmelerdendi. Nene ölünce çeyiz sandığından dedesine ait iki tane eski gömlek çıkmıştı İkisinin üzerinde de yedi delikli düğmeler vardı. Onları yine çerçeveletip fabrikaya astılar ama bu defa bir tanesini kendine ayırdı Turhan. Dedesinin yedi delikli düğmeleri bu aileye şans getirmişti. Cüzdanının dolup taşmasının nedeninin o düğme olduğunu düşünmüştü hep. Cüzdanla birlikte düğme de gidince çok üzülmüştü o yüzden. Paraya veya cüzdana değil, düğmeye üzülmüştü en çok. Sonra mektupta kızın düğmeyi alıkoyduğunu okuyunca gülmüştü kendi kendine. Düğme cüzdandaki parayla başkasına gitmişti. Sanki artık Turhan’a senin bana ihtiyacın yok mesajı veriyordu. Kız paraya ihtiyacı olduğunu yazmıştı. Karşılığında da bebeğini vermişti. Kirlenmiş kötü bir bebekti, ufacıktı üstelik ama yinede saklamıştı dolabına. Kız söz verdiği gibi gelirse düğmenin ona nasıl yardım ettiğini görmek istiyordu. Harika bir reklam filmi olur bundan diye düşünmüştü kendi kendine. Dedesinin anısına böyle bir şey yapabilirlerdi kardeşiyle.

Kader sınavdan çıktığında kendini iyi hissediyordu çünkü tüm endişesine rağmen beklendiğinden çok daha fazlasını yapabilmişti.

“Sahi mi çok heyecanlıyım sonuçlar için!” dedi Nihal ona sevinçle. Bir kaç gün içinde günlük gazeteler ve ilgli siteler soruları ve cevapları yayınlayacaklardı. O zaman daha net görebileceklerdi sonucu. Müjdeyi vermek için hemen eve gittiler. Perihan hanım örgü örüyordu. Mesude hanım da boşluğa bakarak parmağına doladığı elbisesinin eteğini çekiştirip duruyordu.

“Sınavım çok iyi geçti!” dedi Kader kapıdan girer girmez, hemen annesinin yanına koştu.

“Allahım şükürler olsun!” dedi Perihan hanım içtenlikle, o da artık aileden biri gibi olmuştu.

Mesude başını çevirip baktı kızının yüzüne, “Dedem sandıkta annenin gelinliği var dedi ama muhtar evden bir şey almama izin vermedi. Sonradan Tekin söyledi, bir kağıt imzalatmış bana. Dedemin evi için, döve döve aldı elimden evimizi biliyor musun?”

Kader donup kaldı öylece, hepsi dikkatlice baktılar Mesude’nin yüzüne. Aklı öyle çok gidip geliyordu ki doğru mu söylüyor, yine hayal mi görüyor anlamak mümkün değildi.

“Doğruysa bile değmez babanla muhatap olmaya!” dedi Nihal

“Alçak herif kadının elinden almadığı bir şey kalmamış ki? Aklı, malı, hayatı ne varsa çalmış. Bir kızını bırakmış neyse ki!” diye tığı hızlı hızlı oynatmaya başladı Perihan hanım. Onunda kendi hesaplar vardı hayatla, başına gelenler ve acı dolu bir hikayesi vardı. Kimin yoktu ki zaten. Odanın içinde dört kadın, dört ayrı hikaye vardı işte. Hepsinin yolları kesişmişti bir şekilde.

“Zehir zıkkım olsun, bir daha kapısına gitmem zaten!” dedi Kader.

“E ben bir çay koyayım bir de kek dökeyim, kutlayalım şu sınavı değil mi?” diyerek kalktı Perihan hanım yerinden.

Nihal ve Kader gülümseyerek karşılık verdiler.

“Nihal abla madem enişte yok kalsana burada sen de bu gece? Senin evin burası!”

Nihal hüzünle baktı etrafına, eşyalara. Onun eviydi burası sahiden. Büyüdüğü, anneciği ile yaşadığı evdi. Şimdi ev yeni sahipleriyle başka yaşamlara dahil olmuştu. Kader ve Perihan hanım evde gerekmedikçe hiç bir şeyi yerini değiştirmiyorlardı zaten.Emanetti hepsi, Nihal’in annesine aitti.

“Eşyaların enerjileri olduğuna inanınırım biliyor musun?” dedi Nihal, “Yani bu eşyalar annemle öyle özdeşler ki, onun güzel ve anaç enerjisi ile dolular sanki. Buraya kendi evim veya sizin eviniz olarak geliyor olmam bir şeyi değiştirmiyor. Aslında sevmem eski eşyaları kullanmayı bu yüzden. Kötü anılar, ağır enerjileri olabilir diye. Ne yaşanmışlara nelere şahit olmuşlardır kim bilir?”

“Senin ve annenin sevginiz sinmiş bu eşyalara!” dedi Kader gözleri dolarak, “Bizi sarıp sarmalıyor, annemi bile sakinleştiriyor. Onun hiç annesi olmamış biliyorsun!”

İkisi birden başlarını çevirp baktılar Mesude’ye. Annesiz, babasız bir dedeyle büyümüş, daha genç kız olduğunu anlayamadan şehirde hiç sevmediği öküz mü öküz bir adamın eline düşmüştü. Ruhunda, bedeninde bırakılan izler görünebilseydi kadınların o zaman kimse onları güzel bulmazdı belki de. Etlerini bu kadar iştah açıcı bulup, bir eşyalarmış gibi kullanmaya çalışanların hoyratlıkları görünebilseydi keşke de parmak izlerinden bulunup cezaları verilebilseydi her birinin.

Kadın deyince anladıkları etten ibaret bedenlere nikahlanmadan yaptıkları saldırılara bahaneler üretip salıverilenler, nikahlarına aldıklarında hepten aklanmış sayılıyorlardı maalesef. Nikah her tür taciz, tecavüz ve şiddete kılıf olarak görülüyordu.

Şiddetin fiziksel olmayanına kimsenin lafı sözü de olamıyordu, o sadece nikahlanılanla değil nikahlanılanın yedi sülalesi ile birlikte bile yaşanabilen daha sosyal bir işkence şekliydi pek çok kadın için.

Hayatı boyu bahsi geçenlerin hiç birine denk gelmeyenler ise en az bir kere, mahalle baskısı, iş yerinde uygulanan psikolojik, sözlü ve hatta fiziksel taciz, hepsini bırakın evin kapısından çıktıktan sonra her türlü gözlü, sözlü, elli tacize illa ki denk gelirdi.

Perihan hanım öyle nefret ediyordu ki “erkek milleti”nden, Kader’e sürekli bunlardan bahsedip tembihliyordu.

“Bak kızım ananın hali ortada, hakeza benim! İşte aç televizyonu akşama kadar kadın hikayesi dinle televizyonda. Dünyanın çivisi çıkmış derdi annem, o zamanlar hem de!”

“İyisi de var!” diyordu Nihal, nişanlısı onun için beklemişti bunca zaman. İncinecek diye aklı çıkıyordu. Nihal onun için bir et bedenden ibaret değil, ruhu olan bir varlıktı aynı zamanda.

“Sana denk gelmiş!” diyordu Perihan hanım yine de ağzını eğerek, “Belki sen görmüyorsun var adamın açığı da! Görmek istediğini görür insan!”

“Tekin atacak evden!” diye bağırdı Mesude onlar çay ve kekleri yanında sohbetlerini ederken. kalkıp Kader’in yanına geldi.

“Canım kızım, baban atacak bizi bu evden! Paralar biriktirdim ben ama şimdi bulamıyorum! Bu Seçil geldi aldı hepsini!”

Perihan hanım artık alıştığı için cevap vermedi hiç, verse ne olacaktı, biliyordu işte elindeydi, muhtaçtı bu kadın. Hayatında kimseye sabretmezdi ama bu hastalığı biliyordu. Hapşurdun diye kızılır mıydı bir hastaya, işte bu da böyle bir şeydi.

“Mesude abla, paraları biz sakladık Kader ile sen merak etme, Tekin size bir şey yapamaz, aldık biz bu evi onun elinden!”

“Sahi mi?” dedi gözlerini kocaman açarak Mesude, gülümseyecek gibiydi ama inanamıyordu besbelli.

“Sahi anne sahi! Seçil köyden misafir geldi sana, almadı paralarını!”

“Alır o, eskiden de gelir dedemin bana yaptığı ekmekleri alırdı. Şişkoydu anası kızardı yeme diye!”

“Hey Allahım bak neler hatırlıyor!” dedi Perihan hanım çayları tazelerken.

“Mesude anlatma herkese bak rezil oluyorum!” dedi oyuna dahil olup.

“Olursan ol! Dedem benden biliyordu sonra bütün ekmekleri yemişim diye!”

Saat altı olunca Perihan hanım izin isteyip ayrıldı evden. O gece Kader, Nihal ve Mesude oturdular geç saate kadar. İki kez kovdu Nihal’i evden Mesude.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s