Bebek ve Düğme – Bölüm 3

Kader nihayet annesiyle başbaşa, hayatında hiç olmadığı kadar huzurlu ve mutlu bir hayat yaşamaya başlamıştı. Yüzüne renk gelmiş dahası eskisinden çok gülümsemeye başlamıştı. Eskiden de başarılı bir öğrenci olsa da mutsuzluğu her zaman yüzüne yansırdı. Onu ortaokuldan beri tanıyanlar değişikliği hemen farkediyorlardı.

Mesude kocasının kızı liseti bitirdiğinde bu evden çıkmak zorunda olduklarını bildiği için baştan örgüler sonra bir iki temizlik işi, ardından da biraz ütü işi derken para biriktirmeye başlamıştı. Örgü hariç olanları Kader okuldayken hallediyor onun bilmesini istemiyordu. Eninde sonunda öğrenecekti çocuk tabi ama tam bu kadar mutlu olmuşken yeniden strese girmesini, hele de ben de çalışacağım diye tutturmasını hiç istemiyordu. Yapardı biliyordu, tanıyordu kızını.

Üç kuruşlar damlaya damlaya göl olsa da bir ev alacak para etmiyordu elbette, baştan umutlu olsa da kızı lise sona geçtiğinde biriken paraya bakınca bununla bir yere varamayacaklarını anlamıştı Mesude. Üstelik Kader’e bahsetmese de bu eve geçtikten bir yıl sonra başlayan bazı belirtiler onun yakında kızına yük olabileceğinin sinyalini veriyordu. Önceleri unutkanlıkları artmaya başlamıştı. Eskiden de unuturdu tabi, o kadar dayak yedikten sonra insanda aklın kalması mümkün değildi. Bu eve geçeli dayak durunca toparlamıştı az da olsa ama sonra unutkanlık daha şiddetle geri geldi. Sonra günün bir kısmında ne yaptığını hatırlayamadığını farketti. İçinden ona hiç uymayan tuhaf şeyler yapma isteği yükseliyordu bazen. Eşyaları kaybettiğini sanıp sonra aslında öyle bir eşyaları olmadığını farkediyordu. Ufak ufak ve seyrek olarak başlayan bu yeni durumlar geçen üç sene de iyice artmaya başlamıştı. Henüz Kader’e yansıtmadan atlatmaya başarmıştı ama daha da artarsa kendini kontrol edebileceğini sanmıyordu.

Günlük hayatını kolaylaştırmak için Kader’in defterlerine gizlice yazdığı günlük tutma işini iyice hızlandırdı. Kader uyuyunca o gün olan şeyleri ya da varsa ertesi gün yapacağı şeyleri aklında kaldığı kadarıyla yazıyordu. Sabah Kader okula gidince, hafta sonu da uyanmadan kalkıp hepsini okuyordu. Bunun epeyce faydası olmuştu üç yılı kolayca atlatmasına. Ancak artık hem evden çıkma vakitleri yaklaşıyor, hem biriktirdiği para onları yeni bir eve taşımaya yetmiyor, hem de hastalık giderek artıyordu. Bunları düşünüp strese girdikçe iyice unutkan oluyordu.

Örgülerin alan mahalle komşularından biri annesiyle oturyordu. Zaten onun için gelip çorap alıyordu üç dört ayda bir. Kadın hem yün çorap istiyor hem de ucundan bir şekilde koparıp söküyordu çorapları. Bir hastalığı vardı aklından. Mesude hastalığın adını aklında tutamıyordu Ayzmayır gibi bişeydi. Kendini köyde sandığını anlatıyordu annesinin, orada hep giydiği çoraplarına takmıştı kafayı. Mesude’nin ördüğünü duyunca çok sevinmiş hemen gelip almıştı annesi için. Ancak yaşlı kadın eskiden her şeyi söküp yeniden örmeye alışık oldukları için, eskidi diye çorapları sökmeye başlıyordu. Yeniden örecekti artık iplerden aklı sıra ama tabi örmeyi hatırlamıyor, söktüğünüde unutuyor, nerede benim çoraplarım diye kıyameti koparıyordu.

Mesude kadının haline çok üzüldüğü için abla ipleri getir sen ben bir daha örerim aynısın dese de kadın kabul etmiyor her defasında yenisini sipariş veriyordu. O da Mesude’nin haline çok üzülüyor yardımı dokunsun istiyor ve annesinden bunaldığı için de bir komşu oturması yapıyordu çorap bahanesiyle.

Mesude kendisinde olan bitenin de bu kadının hastalığına benzediğini düşünmeye başlamıştı. Önceleri dayaktan olduğunu düşündü bir süre, böyle hastalıklardan falan haberi yoktu tabi. İnsan görmüyordu ki diğer evde. Burada bir iki komşu sayesinde insan görüyor, başka hayatları kendi kulağı ile dinliyordu. Önceden Kader’in anlattıklarını bilirdi sadece. Çocuk gözüyle ne anlıyor, ne görüyor, ne duyuyorsa gelir anlatırdı annesine bıdır bıdır eskiden. Bu eve geçip komşular edinince, Mesude’de yavaş yavaş sokağa çıkmaya başlayınca kesmişti anlatmayı. Dersleri de ağırdı tabi bir yandan, vakti de olmuyordu. Arkadaşları da gelebiliyordu şimdiki evlerine onlarla sohbet ediyordu daha çok. Sokağa çıkıp dolaşmayı bile kızından öğrenmişti Mesude. Yine öyle uzaklara gidemiyordu tabi ama bakkala gidiyordu en azından. Başlarda herkes ona bakıyor sanıyordu. İnsan görmeye görmeye yabani olmuştu resmen. Sonraları alışmıştı çıkıp gezmeye. Hatta bir kaç kez yakındaki parka gidip oturmuşluğu bile vardı. Heyecanla atmıştı kalbi kuş seslerini dinleyip, çocuklara bakarken. Neler kaçırmıştı hayatta onları düşünmüştü tek tek. Kızına dua etmişti Allah onu güldürsün, onun çektiğini, kızına çektirmesin diye. O yüzden kendi gibi cahil kalsın istemiyordu. Eli ekmek tutsun kendi ayakları üzerinde dursun istiyordu. Yine de çocuktu daha. Tekin haydi çıkın bu evden dediğinde ne yapacaklardı bilmiyordu.

Üstelik kızın üniversite sınavına gireceği seneydi bu sene. Sınavdan önce diyemezdi sokakta kalacağız diye. Tekin’le konuşmuştu kızın haberi olmadan. Sınavdan sonra çıkacağız sakın önce isteme diye ama adam dinlememişti bile söylediğini. Yeni karısından bir oğlu olmuştu omuzlarından indirmiyordu onu. Çocuktu elbet onun günahı yoktu ama insan kızını sokğa bırakır mıydı böyle evlat severken.

Hastalğını da sınavdan sonra söyleyecekti kızına. Söyelemesi lazımdı çünkü geçen bakkaldan dönerken az kalsın evi bulamıyordu. Birden bire paniğe kapılıp nerede olduğunu toparlayamayınca bir ağacın altına gidip dayandı ve sakinleşmeye çalıştı önce. Sonra nasıl olduysa tanıdı binaları hemen koşup geldi eve. Şimdi bakkala gitmeye korkuyordu yine kaybolurum diye o yüzden cebine bakkal ile evin olduğu bir kroki çizip koymuştu. Bina ve kapı numarası da yazıyordu. En azından biri onu bulursa eve getirebilridi böylece kendi toparlanamasa bile. Anahtarı da boynuna takmıştı kolye gibi. İçeride unutup çıkarsam diye korkuyordu. Yatarken bile çıkarmıyordu boynundan.

Sonunda bir gün Kader haftasonu ekmek almaya gidince bakkal konuştu onunla.

“Kızım annen hasta mı?”

“Yo bakkal amca nereden çıktı?”

“Ne bileyim geçen geldi buraya bana baktı baktı gitti. Sonra Erdem bey köşede ağlarken bulmuş onu ‘Kayboldum’ demiş”

Kader şaşkın şaşkın baktı adamın yüzüne, “Annem mi?” diyebildi sadece.

“Anneni bi doktor götürün kızım. Kadıncağızın var bir sıkıntısı belli!”

“Tamam sağolun!” diyerek hemen eve döndü Kader. O gün hiç bir şey demeden izledi annesini. Kendini bu yeni ve rahat hayata öyle kaptırmıştı ki, yeniden kötü şeyler yaşayabilecekleri aklına bile gelmiyordu o ana kadar.

Ertesi gün annesinin çaydanlığı yatak odasına götürdüğünü farketti. Sonra kapıda durdu birden şaşkın şaşkın etrafına bakındı, bekledi bir süre. İçeri girdi, sonra yeniden geri çıktı. Kader’le göz göze geldiler. Bir kaç saniye boş boş baktıktan sonra gülümsedi, “Ne oldu kızım bir şey mi istiyorsun?” diye soruverdi.

Kader ne diyeceğini şaşırmıştı ama bakkalın doğru söylediğinde anlamıştı. Annesini bir an önce doktora götürmesi gerekiyordu ama nasıl?

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s