Hayal – Bölüm 21

Hayal kağıtta yazan adresteki binanın önüne geldiğinde çekime gitmesine hâlâ epeyce vakti vardı. Para çantasını otobüste korumak için sıkı sıkıya yapışmıştı. Adama parayı verecek o da muhtemelen nakiti alıp kolyeyi geri verecekti. Kolye almaya bu kadar parası olan biri elbette gidip kolaylıkla başka bir tane alabilirdi. Tabi eğer aldığı kişiye henüz vermediyse.Aklına kolyeyi geri alacağından başka düşünce getirmek istemiyordu. Ne olursa olsun alacaktı onu. Geldiği yer bahçe içinde iki katlı güzel bir evdi. Gösterişli değildi ama bakımlı ve hoştu. Bahçe kapısının üzerinde “Evcimen” yazıyordu demir harflerle. Dışarıda bir kapı zili aradı ama bulamadı. Böyle evlere genellikle bahçe kapısna bir zil ve kamera, bahçeye de bir köpek koyuyorlardı.Zil göremediyce demir kapıyı itti eliyle kapı açılıverdi hemen.

Çocukluğundaki bahçeli evler gibiydi işte burası. Daha şimdiden ısınmıştı içi, gelene kapısı açıktı. Güven duyuyordu bahçesinden içeri girecek insanlara. Bir kale gibi değil, ev gibi bir evdi demek.

“Neler saçmalıyorum ben?” dedi kendi kendine ve sokak kapısına doğru yürüdü ve zile bastı.Kapıya ulaşmak için bahçeden iki basamak yukarı çıkılıyordu. Veranda olamayacak kadar küçük kırmızı bahçe karoları ile kaplanmış zeminin üzerinde içlerinde neredeyse gülümseyen çiçeklerin bulunduğu saksılar duruyordu. İkinci hoşgeldin mesajı misafirlere.Hayal çiçeklere bakarak gülümserken kapı açıldı.Orta yaşın üzerinde, kısa boylu sevimli sarışın bir kadın açtı kapıyı.

“Buyur evladım!”

“Rahatsız ediyorum ben Tuğrul beye bakmıştım!” dedi nazikçe

“Tuğrul evde yok güzel kızım ofiste, arkadaşı mısın sen?”

“Şey, hayır ama onda bir emanetim vardı da o yüzden gelmiştim!”

“Arayayım ister misin, konuş!”

“Çok iyi olur!” dedi Hayal utanarak.

Yaşlı kadın kapının arkasında kayboldu biraz sonra gözünde gözlüğü ve elinde telefonu ile geri geldi. Ağır hareketlerle telefonun şifresini girip numarayı buldu ve ara düğmesine bastı. Bir taraftan da Hayal’e akıp gülümsüyordu sürekli.

“Tuğrulcuğum, bir kızcağız geldi de! Sen de bir emaneti varmış!”

Karşı tarafın sesini Hayal’de duyabiliyordu çok yakın durdukları için.

“Kimmiş? Ne emaneti?”

“Bilmiyorum burada karşımda istersen vereyim konuşun!”

“Olur anne konuşayım ve sen!”

Kadın yine gülümseyerek telefonu Hayal’e uzattı.

“Merhaba, rahatsız ediyorum kusura bakmayın. Benim adım Hayal. Emanetçiden aldığınız bir kolye ile ilgili konuşacaktım!”

Kolye sözünü duyunca karşı taraf hemen cevap veremedi, sonra “Size adresi vereyim buraya gelin!” diye yanıtladı.

Yaşlı kadın ilgiyle dinliyordu konuşulanları.

“Bakın işe gitmem gerekiyor benim!”

“Eve beş yüz metre mesafedeyim. Tarif ediyorum!” diyerek ofisin yerini tarif etti Tuğrul ve kapattılar.

“Tuğrul yine emanetçiye mi gitmiş?” dedi yaşlı kadın endişeli bir yüz ifadesi ile.

Kadının tedirgin olduğunu anlayan Hayal, adam da evde konuşmak istemeyince bir şeyler söylemek ihtiyacı hisettti.

“Hayır, hayır merak etmeyin. Ben gittim emanetçiye, Tuğrul bey ile bir ilgisi yok o konunun!”

“Ha tamam!” dedi yaşlı kadın ama yine de pek rahatlamışa benzemiyordu.

“Ben şimdi ofise gideceğim sizi rahatsız ettim. İyi günler!” diyerek ayrıldı evden Hayal.

“Yine emanetçiye mi gitmiş?” derken ne kastetmişti acaba yaşlı kadın. Tuğrul beyin ofisi gerçekten de evine çok yakındı. Kolayca buldu. Burası da başka iki katlı bir evdi ama evin aksine dışarıdan zile basılıyordu.

Diafondaki kişi “Buyurun!” deyince

“Tuğrul beye geldim, bekliyor!” dedi ve kapının kilidi açıldı.

Burasının bahçesi az önceki ev gibi sevimli ve hoş değildi. Binanın camları filmli ve parlaktı. İş yerinin soğukluğu hissediyordu daha bahçe kapısından girer girmez. Bahçede çiçekleri kurumuş kameriye de bir adam ve bir kadın sigara içiyorlardı. Kameriyenin zamanında hoş bir yer olduğu beliydi ama şimdi üzerinde kuruyan sarmaşığın kuru dalları sarkıyordu etrafından.

“Kusura bakmayın sizi yürüttüm buraya kadar ama annemin kolyeden haberi yok!” diyen sese döndü Hayal kameriyeye bakarken. Dönmesiyle şaşkınlıktan dilinin tutulması bir oldu.

“İyi misiniz?” dedi Tuğrul afallayarak, kızın onu görünce niye renginin attığını anlayamamıştı.

Hayal “Siz?” derken bir an için kendinden geçip sendeledi. Tuğrul bey onu yakaladı düşmemesi için. Gözlerini aralayıp karşısında yine aynı yüzü görünce “Moil?” dedi bir kez daha şaşkınlıkla.

“Moil?” diye tekrarladı Tuğrul bey.

Onun yüzündeki tedirgin ifadeyi görünce saçmaladığını anladı Hayal toparlanıp doğruldu yeniden. Hikayenin içine her girdiğinde bakmaya doyamadığı, kalbini küt küt attıran o yüzü birden bire karşısında görünce eli ayağı dolaşmış bir an için kendini yeniden hikayenin içinde sanmıştı. Oysa karşısındaki adam adrreste adı yazan adamdı. Kolyesini alan adam.

“Ben çok özür dileirm, tansiyonum düştü herhalde!” dedi dili dolaşarak.

“Sorun değil iyi misiniz? Moil ilacınızın adı mı yoksa, aldırayım mı hemen?”

“Ah! Moil? Yo değil, önemli bir şey değil sahiden. İyiyim şimdi. Ben şey için gelmiştim”

“Kolye dediniz telefonda ama annemin yanında konuşmak istemedim. Endişeli biraz çünkü”

“Kolye yüzünden mi?” dedi Hayal.

“Hayır, hayır! Uzun hikaye. Emanetçi yüzünden!”

“Yoksa sizde mi tuhaf şeyler yaşadınız orada?” dedi Hayal merakla.

“Evet ama sonu iyi bittiği halde annem bir türlü ikna olamıyor! Siz kolyeyi mi sordunuz?”

“Evet o kolye benim!”

“Sahi mi?” dedi Tuğrul, “Emanetçi bana onun hayatımı değiştireceğini söylemişti? Yoksa çalıntı bir kolye mi?”

“Çalıntı mı? Yanlış anladınız kolyeyi ben emanete bırakmıştım ancak para ve senaryoyu bir gün geciktirince emanetçi onu size satmış. Oysa son gün gece yarısı gitmiştim. Siz ne ara gidip o kolyeyi aldınız anlamadım?”

“Bana dün gece oraya gelmemi söyledi. Ben de neden gece geliyorum diye sordum tabi. Ancak o zaman uygun olacakmış. Sonra da kolyeyi verip hemen kapatacağını söyleyip kovaladı beni.”

“Gerçekten dün gece mi aldınız yani bu kolyeyi siz?”

“Evet dün gece aldım ama anneme bundan bahsetmedim”

“Anlamıyorum gecenin bir yarısı emanetçiye kolye almaya niye gittiniz ki?”

“Bakın ne diyeceğim, yukarı ofise çıkalım size orada her şeyi anlatayım” dedi Tuğrul.

Zaten Hayal onun karşısında olmaktan o kadar etkileniyordu ki günlerce burada oturalım da konuşalım dese onu da kabul ederdi. Kendini aptal gibi hissediyordu bu his yüzünden ama elinde değildi. Ona hikayesinin kahramanı olduğunu ve yazarken o kahraman aşık olduğunu ve dahası onu hissettiğini nasıl anlatabilirdi ki? Nasıl oluyorda onun zihninde canlandırdığı biriyle karşılaşabiliyordu zaten. Hem de kolyeyi almak için yazdığı senaryonun kahramanı gelip kolyeyi alıyordu emanetçiden. Bunları kime söylese ona deli derdi kesin. Acaba henüz evdeydi de uykuya mı dalmıştı hazırlanayım derken. Hemen etini çimdiklerdi Tuğrul beyin arkasından giderken ama canını çok yaktığı için ağzından çıkan küçük çığlığa hakim olamadı. Neyse ki Tuğrul bey farketmemişti çığlığını ya da duymaza gelmişti.

“Rüya değilmiş!” dedi Tuğrul beyin ofisinden içeri girerken.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s