Sen olmasan – Bölüm 9

Nesrin gözlerini açmak istiyor ama bir türlü başaramıyordu. Sanki göz kapaklarının üzerine bir ton ağırlık koymuşlardı. Kolları bacakları tuhaf bir şekilde karıncalanıyor onları kıpırdatmak istedikçe ise itiraz edip iyice gevşiyorlardı. Uyumak istiyordu aslında, derin bir uykunun içinde hiç uyanmadan uyumak. Tehlikede olduğunu biliyordu ama uyumaması gerekiyordu. O arabaya binmeden anlamıştı bir şeylerin ters gittiğini. Sefa’nın birden bire karşısına çıkıp, hiç şaşırmadan onu hemen arabaya bindirmesinin sıradan bir tesadüf olmadığını hissetmişti.

“İşte bu kadar güzelim!” demişti onun kemerini bağlarken, “Artık elimdesin!”

Neden böyle demişti, ne demek istemişti düşünemiyordu, beyni sürekli uyumak istiyordu ama bunun planlı bir hareket olduğunu anlamıştı. Anlamadığı neden birden bayılıverdiğiydi. Sefa bunu nasıl hesaplayabilmişti. Ara ara kendine geliyordu. Bir kaç sefer uyanmaya çalışığında seslerden arabada olduklarını anlamıştı. Şimdi sessizdi etrafı. Pozisyonu da değişmişti muhtemelen. Arabada değildi. Bir gözlerini açabilse bakacaktı etrafa ama yapamıyordu bir türlü. Güzel tatlı bir uyku çağırıyordu onu sürekli. Sanki biri ruhunun tepesinden tutmuş başının üzerinden çekip çıkarmak istiyordu bedeninden. O zaman özgür ve hafif olacak, rahatça uyuyacaktı işte. Uyumamalıydı ama duramıyordu ki biraz sonra içi çekildi yeniden karanlığa gömüldü.

Gözlerini bir kez daha açmaya çalıştığında etrafında ayak sesleri duyuyordu. Sanki biri etrafında dolanıyor gibiydi. Ağır adımlarla geziyordu her neredeyseler. Arada bir derin bir iç çekiş duyuyordu sanki. Gözlerini zorladı iyice, bir aydınlık parladı aniden. Sonra dayanamadı kapandı yeniden göz kapakları, “Uyan haydi Nesrin! Uyan!” dedi kendi kendine ama karanlık bir kez daha yuttu onu.

“Prensesin uyuyası varmış sahiden!” diyen bir erkek sesi duydu bir sonraki sefer. Tanıdığı bir sesti bu. Sefa. Evet onun sesiydi. Göz kapaklarını zorladı yine, o parlaklık geldi gözlerini acıttı ama bırakmadı bu sefer araladı gözlerini, ışık çok parlaktı, sonra yavaşça dağıldı, bulanıkta olsa gördü pencereyi, bir odada pencere kenarındaydı, tavan ve pencere ahşapları aynı görünüyordu. Sonra bir gölge belirdi pencerenin önünde.

“Sabırla bekliyorum uyanmanı!” dedi. Sefa’nın sesiydi yine.

Konuşmak için dudaklarını araladı ama çıkmadı sesi. Karanlık onu yeniden yutmaya hazır bekliyordu.

“Eninde sonunda uyanacaksın güzelim, kaçış yok! Gerizekalı dayın kaç doz verdiyse artık ilacı!” dedi Sefa ona doğru eğilip. Parfümünün kokusunu duydu o kadar yaklaşınca. Yine dudaklarını araladı tuhaf bir inilti döküldü dudaklarından. Bir kapı sesi oldu sonra ayak sesleri kesildi. Çok yorgun hissediyordu kendini.

“Dayım bana ilaç mı vermiş?” dedi zihni birden bire, daha yeni idrak edebilmişti duyduğunu. O yüzden bu haldeydi demek, evden çıkar çıkmaz o baş dönmeleri. Sefa dayısını mı tanıyordu? Nereden? Cevabı bulamadan teslim oldu yeniden karanlığa.

Yüzüne çarpan suyun soğukluğu ile nefesi kesilerek kendine geldi biraz sonra, “Yeter artık sıkılmaya başladım! Uyan!” dedi Sefa’nın öfkeli sesi, “Sersem Sabri’nin yapacağı iş bu kadar olur. Bir kutu ilacı yutturmuş olmalı sana!”

Nesrin bu defa biraz daha açtı gözlerini ve ona dikti, “Sen?” diye çıktı ağzından nihayet.

“Ben dayını nereden tanıyorum diye mi merak ediyorsun?” dedi Sefa gülerek, o nazik, anlayışlı adamdan eser kalmamıştı. Aynı yüz hatlarına sahip bir başkasına bakıyor gibi hissediyordu şimdi. Sanki görüntü Sefa’nındı ama başkası seslendiriyordu onu. İlacın etkisi hâlâ tam azalmadığı için tuhaf hissediyordu kendini.

“Dayın beş para etmez şerefsizin biri!” dedi Sefa, “Seni bana sattı! Ne karşılığı biliyor musun? Kumar borcu!”

İnledi Nesrin, söyleyecekleri çıkmadı ağzından. Ne anlamı vardı bunun. Onlar zaten arkadaştılar Sefa ile dayısından kumar borcu karşılığı almak neyin nesiydi?

“Sana her şeyi anlatmak için tam olarak kendinde olmanı istiyorum!” dedi Sefa, “Bu defa uyumamaya çalış, bir kaç saat sonra yeniden geleceğim!” dedi ve çıktı odadan.

Başını onun arkasından çevirmeyi başardı Nesrin. Küçük bir odaydı burası. Bir gardrop, bir komodin, bir de yatak. Dışarıdan kuş sesleri geliyordu ara ara. Pencereden gökyüzü görünüyordu. Kızıl lacivert bir renkti şimdi. Bir kaç yıldız ve yarım bir ay vardı. Elleri ve ayaklarındaki karıncalanma azalmaya başlamıştı. Başını önüne eğerek vücuduna bakmaya çalıştı. Ayakları yatağın iki kenarına bağlanmıştı. Ellerini göremiyordu ama muhtemelen onlar da bağlıydı.

Kimdi bu Sefa? Nereden çıkmıştı? Coşkun’a attığı mesaj geldi aklına. Ona gerçeği söylemesi gerekirdi. Ne gelecekti başına?

Vural Mustafa’nın son sözleri ile gaza gelmişti ama onlar gidince pişman olmuştu bu adamla birlikte kalmış olmaktan. Sabri’nin ağzından burnundan akan kanlar boynundan aşağı tişörtüne bulaşmıştı. Ön dişlerinden biri yoktu. Sırıtarak Vural’a bakıyordu sinir bozucu bir şekilde.

“Baksana, şu şişeden biraz versene içeyim!” dedi dili dolaşarak. Cevap vermedi Vural. Polisin bir an önce gelmesi için dua ediyordu. Mustafa’lar gittikten yarım saat sonra geldi polisler. Mustafa’nın babası Erdoğan bey de onarlaydı.

“Vural? Nerede oğlum diğerleri?” dedi onun yanına gelip.

Vural hızlıca olanı biteni anlattı Erdoğan beye.

“Lan kim bu çocuklar kendilerini kim sanıyorlar?” diyerek yeniden oğlunun gönderdiği konumu açıp baktı. Telsizden karakola haber verdi, o bölgeye onlara bakmıyordu Jandarma’ya haber vermeliydiler. Sabri sırıtarak doğruladı Vural’ın söylediklerini.

“Bir kutu ilaç içti o salak! Bir yere kaçamaz!” diyordu kendi kendine.

“Erdoğan amca oraya gidecekseniz bende geleyim mi?” dedi Vural.

Adam Mustafa’yı aradı hemen ama Mustafa meşgule attı.

“Sen ara!” dedi Vural’a bakıp. Vural Mustafa’nın numarasını çevirdi çalarken kaptı babası Vural’ın elinden.

“Vural? Geldi mi polis?” dedi Mustafa hemen.

“Geldi seni salak oğlan? Kendi başınıza ne iş karştırıyorsunuz. Jandarmaya haber verdim şimdi, sakın girmeyin eve!” dedi Erdoğan bey.

“Baba?” dedi Mustafa şaşkın şaşkın.

“Sana ne diyrosam onu yap! Kim kimsiniz orada?”

Mustafa saydı herkesin ismini, hepsi dönüp ona bakıyordu şimdi.

“Sesi diyafona ver!” dedi Erdoğan bey.

“Jandarmaya haber verildi, Sabri ve Vural’ın söylediklerini dinledik.Kız orda değilse başınız belaya girer. Oradaysa da başınız belaya girer, siz bu tür adamları tanımazsınız. Arabayı kenara çekin ve jandarmanın gelmesini bekleyin. Yavuz sen aklı selim bir adamsın. Bu çocuklar sana emanet! Anlaşıldı mı?”

“Anlaşıldı Erdoğan ağabey!” dedi Yavuz hemen.

“Zaten çok geç kaldık kızı öldürecek, belki de öldürdü!” diye bağırmaya başladı Coşkun. Artık kendini kontrol edemiyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyor bir yandan bir yandan avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

Erdoğan bey ona sakin olmasını söylediyse de bağırtısından adamın ne dediği anlaşılmadı. Mustafa telefonu atıp onun elini kolunu tutmaya çalışıyordu. Yavuz arabayı tam parkedecekti ki o çırpınmaya başlayınca inmeye kalkar diye yeniden hareket etti.

“Biz hemen bulup girmeliyiz o eve!” diye bağırdı Coşkun yeniden.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s