Kanatlarım var! – Bölüm 1

Mehtap’ı annesi daha küçük bir kızken bale okuluna yazdırmıştı. Henüz o yaşlarda bile öğretmenleri onun ileride çok başarılı bir dansçı olacağını söylüyorlardı. Çok iyi bir müzik kulağı vardı her şeyden önce, müzik başladığı andan itibaren onu hissedebiliyor ve kareografi dışına çıkarak kendini tamamen müziğin içine katabilecek kadar konsantreydi. Ortaokuldan sonra konservatuar sınavlarına girmek istese de, annesinin yakın çevresindeki insanlar dansı hobi olarak yapmasının daha doğru olduğunu söyleyip durdukları için yapamadı.

Nurcan hanım kızının dansa olan merakını anlayabiliyordu ama babasız bir kız yetiştirmek hiç kolay değildi. Ona gelecek için bırakacak elinde fazla bir varlığı yoktu. Yapabileceği yegane şey ona iyi bir eğitim aldırıp hayatta başarılı olmasına katkı sağlamaktı. Yine de kızının konservatuara gidemediği için çok üzüldüğünü bildiğinden yazları onu İstanbul’da yeni açılan bir dans okulunun ön kurslarına yolluyordu. Bu okul daha önce benzeri olmayan bir özel sanat okuluydu. Yurt dışında örnekleri olsa da Türkiye’de ilk kez bu tarz bir yer açılıyordu. Her türden sanat dalında yetenekli gençler zor bir sınavdan sonra bu okula alınacak ve yetiştirilecekti. Küçük yaştan okula girememiş olanlar için ise farklı ve zorlu başka bir sınav hazırlanmıştı ve bu sınavı geçmek gerçekten çok zordu. Geçebilen başarılı öğrenciler için de sağlanan burslar vardı.

Mehtap bir yandan devlet lisesine devam ederken bir yandan tatillerde bu okulun sınavları için kendi açtığı hazırlık kurslarına gidiyordu. Bu kursları okulun kendi öğretmenleri veriyorlardı. İstanbul’da yatılı devam edilen kursun süresi yaz aylarında iki ay, kışın ise sadece bir hafta olarak belirlenmişti. Nurcan hanım artırdıkları ile kızının kurs paralarını ödemeye gayret etse de yetişmediği için, erkek kardeşinden de bir miktar borç almak zorunda kalmıştı. Ancak bunu bir dans okuluna vereceğini söyleyemediği için bir süredir faturaları ödeyemediğini yalanını uydurmuştu. Nedim bey kardeşinin parayı kızının hayallerini gerçekleştirmek için harcadığını zaten biliyordu. Hangi fatura bu kadar yüksek meblağlı tutabilirdi ki. Yeğeninin bir dansçı olmasını hiç onaylamıyor olsa da kardeşinin üzmemek için anlamamış gibi yapıyordu.

Mehtap’ın en iyi arkadaşı küçüklüğünden beri komşularının oğlu Ozan’dı. Ozan ondan üç yaş büyük olmasına rağmen, oturdukları bölgede ikisinden başka çocuk olmadığı için hep onunla oynamıştı. İki çocuk bazen Mehtap istiyor diye evcilik ve bebek oyunu, bazen de Ozan sıkılıyor diye futbol maçı veya yakalamaca oynayarak büyümüşlerdi. Biraz daha büyüdüklerinde birlikte bisiklete binip, basketbol oynamaya başladılar. Ozan’ın çok huysuz bir annesi vardı bu yüzden Ozan evde durmayı hiç sevmez sürekli evden kaçıp Mehtap’ların bahçesine gelirdi. Büyüdüklerinde ise ders çalışmak için de Mehtap’lara gelmeye başladı. Nurcan hanım Ozan’ı küçüklüğünden beri tanıdığı için onu sever ve güvenirdi. İki çocuk ders çalışırken onlara kekler ve kurabileyeler hazırlardı.

“Yemin ederim senin annen benimkinden çok çok iyi!” derdi Ozan, Nurcan hanımın pişirdiği kurabiyeleri ağzına tıkarken.

Mehtap sırf kurabiyeleri güzel diye annesine hayran olduğunu sandığı Ozan’a gülerdi sürekli. Yazları Mehtap dans okuluna gidince Ozan çok sıkılıyordu. Bu yüzden onun dansı bu kadar sevmesinden hiç hoşlanmıyordu.

“Ne diye birlikte yapabileceğimiz bir şey seçmiyorsun da gidip uzak bir okulda dans ediyorsun anlamıyorum! Oysa birlikte başka yaz kamplarına gidebiliriz!” diyerek her seferinde sitem etse de, sonunda Mehtap ne kadar çok istediğini yeniden anlatarak onu ikna ederdi.

Ozan onun dans kursuna gitmesini istemediği gibi, okulu da kazanmasını istemiyordu zaten. Çünkü eğer kazanırsa temelli gidecek ve orada okuyacaktı. Ozan’ı da unutacaktı tabi. Mehtap Ozan’ın kendi içinde verdiği bu savaştan habersiz okulun tatil olup dans okulunun zamanının gelmesini dört gözle beklerdi.

Kış tatilinde gittiğinde kursta bir çocukla tanışmıştı. O da Mehtap gibi dans okulu sınavlarına girecekti, bu nedenle aynı grupta çalışmaya başlamışlardı. Daha ilk günden aralarında bir elektirik olduğunu hisseden Mehtap, sadece bir hafta süren kış kursundan sonra, dönemin çabucak bitip yazın gelmesini daha de hevesle beklemeye başladı.

“Ya görsen öyle tatlı bir çocuk ki!” diyerek Ozan’ın başını etini yemişti üç ay boyunca. Zaten okula gıcık olan Ozan, Mehtap’ın bir de oradan bir çocuğa aşık olduğunu duyunca iyice sinir olmuştu. Olmuştu ama Mehtap’ı da o kadar çok seviyordu ki onu üzeceğini düşündüğü için hiç bir şey söyleyemiyordu. O tatlı çocuğun yaz okuluna gelememesi için sürekli dua ediyordu içinden.

“Allahım belki ayağını kırar, belki salgın bir hastalığa yakalanır! Lütfen gelmesin o çocuk bu yaz!”

Yaz gelip Mehtap kursa dönüpte Ozan’a ilk telefonunu edince çocuğun sapasağlam okula geldiğini öğrenmişti tabi, dualarının kabul olmadığını da. İki ay boyunca sürekli surat asıp durdu, annesi ile zaten anlaşamadığı için onlar bu asık suratı ergenliğine ve bu anlaşmazlıklara bağlıyorlardı. Yine eskisi gibi gelip Mehtap’ların bahçesinde oturuyordu bazen tek başına. Nurcan hanım onu camdan görse de sesini çıkarmıyordu.

O yaz o ilk telefondan sonra Mehtap Ozan’ı hiç aramadı iki ay boyunca. Ozan, sevdiği kızı o tatlı çocuğa kaptırdığını anlamıştı. Oraya gidip o çocuğun suratını dağıtmak istiyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. Mehtap iki ay sonra kurstan geri döndü. Eskiden olsa o döndüğü gün koşa koşa onların bahçesine giden Ozan bir kaç gün hiç uğramadı geldiğini öğrendiği halde. Bu arada Mehtap’ta ona uğramadı.

Sonunda Mehtap bakkala gitmek için evden çıktığında onu camdan görüp koşa koşa yanına gitti, “Ne oldu tatlı çocuğu bulunca beni unuttun mu artık?” dedi kızgın bir sesle.

Mehtap’ın suratında ağlamaklı bir ifade görünce de yumuşadı kalbi birden, “Tamam ya, şaka yapıyorum hiç aramadığına bozuldum biraz sadece!”

“Haklısın çok özür dilerim!” dedi Mehtap ama yüzündeki ifade hiç değişmedi.

Birlikte bakkala kadar yürüyüp, geri döndüler ama Mehtap neredeyse hiç konuşmadan dalgın dalgın yürüyüp girdi eve.

Ozan onun bu haline bir anlam veremedi ama kızın bir sıkıntısı olduğu çok açıktı. Ertesi gün kahvaltıdan sonra hemen gitti bahçeye ve her zaman yaptığı gibi odasının camına minik çakıllar fırlattı. Mehtap’ın. Mehtap camı açıp ona el salladı ama kendini iyi hissetmediği için çıkmayacığını söyledi.

Nurcan hanım da kızındaki tuhaflığı farketmişti ama bir kaç kez sorup yanıt alamayınca üzerine varmamıştı.

Bir gün daha geçip Mehtap’tan yine hiç ses çıkmayınca iyice meraklanan Ozan bu defa kapılarına gitti. Kapıyı Nurcan hanım açınca, Mehtap’ı sordu hemen. Kadıncağız onların iyi arkadaş olduklarını bildiği için Ozan’ı içeri alıp, Mehtap’ın odasına yolladı. Belki iki arkadaş konuşurlar ve bir çözüm bulurlar diye düşünmüştü.

Mehtap perdeleri kapatmış zayıf bir ışıkta bir şeyler okuyordu. Ozan’ı görünce,

“Gerçekten kendimi hasta hissediyorum, istersen sana bulaşmasın!” dedi yine durgun bir yüz ifadesiyle.

Ozan onu dinlemeden gidip yatağa yanına oturdu, “Baksana geldiğinden beri bir tuhafsın sen? İyi misin merak ediyorum. Canını sıkacak bir şeyler mi oldu okulda?”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s