Hiç kimse – Bölüm 12

“İnanamıyorum sana!” dedi Nermin şaşkın şaşkın, “Sen soba mı yaktın yani her gün? Yemek yaptın öyle mi? Bir gecekonduda hem de?”

“İnsan mecbur kalınca her şeyi yapıyormuş, çok şey öğrendim hayat hakkında!” dedi Arzu gülerek, Sonra babasına döndü yeniden “Senin sayende öğrendim baba!” dedi minnet dolu bir sesle.

“Bu kadar zor yoldan olmasını istememiştim, hemen geri dönersin sanmıştım!” dedi Arslan bey.

“Evet dönüyordum aslında, eğer ayağım kayıp düşmeseydim. O düşüş her şeyi değiştirdi ve benimde bu zor günlerde sizin yanınızda olmamı engelledi. Aslına bakarsanız eski Arzu olarak yanınızda olsaydım bir işe yarar mıydım bilmiyorum ama yeni Arzu olarak artık bana güvenebilirsiniz!”

“Sana her zaman güvendik canım kızım!” dedi Hatice hanım.

Heyecan fazla geldiği için Arslan beyin nefes problemi başlayınca hemen odaya doktoru çağırdılar. Doktor onları dışarı çıkarıp, gerekli müdahaleleri yaptı ve artık dinlenmesi gerektiğini onların da gitmesini rica ettiğini söyledi. Böylece üçü birden yeniden eve döndüler.

Sabaha kadar Arzu’nun, Nermin’in ve ailenin başına gelenleri yeniden yeniden konuştular.

Arzu’ların evinde tüm bunlar yaşanırken Turgay bakkala haber bırakmış, Saime hanım onu arayıp Arzu’nun her şeyi hatırladığını ve ailesini görmeye gittiğini anlatmıştı.

“İnanamıyorum!” dedi Turgay sevinçle, “Allah nihayet yüzümüze bakıyor Saime abla!”

“Evet oğlum çok şükür. Aysel çok üzüldü gittiğiniz için, yanımda koştu geldi vereyim sesini duysun olur mu?”

“Tabi ki!” dedi Turgay gülerek, Arzu için de her şeyin yoluna giriyor olmasına, dahası onun da iyi bir ailesi olmasına çok sevinmişti. İnsanın ailesi olmayınca kendisini çok yanlız ve öksüz hissediyordu. Annesini kaybetmişti, hasta da olsa babasının nefes alıyor olması ona güç veriyordu. Arzu’da şimdi hem annesine, hem babasına kavuşmuştu demek. Bundan güzel ne olabilirdi. Yakında büyük mutlu bir aile olacaklardı hep beraber.

“Turgay ağabey! Arzu ablam da gitti. Hani hiç ayrılmayacaktık biz!” diye ağlamaya başladı Aysel telefonu alır almaz. Saime hanım bakkalın meraklı bakışlarını da görünce dürttü kızını ama Aysel’di bu.

“Ayrılmayacağız prensen, bak göreceksin yakında hep birlikte harika bir hayatımız olacak yine. Üstelik artık ne istersen alacağız sana, en iyi öğretmenleri tutacağız başarılı olman için. Biraz sabret. Bak ne kadar güzel şeyler olmaya başladı!”

“Ya geri dönmezseniz, ya bir süre sonra bizi unutursanız! Benim telefonum da yok sizi arayamam!”

“Kız istediğin telefon olsun sana söz veriyorum en iyisini yollayacağım sana hemen!”

“Sahi mi?” diye sevinçle çığlık attu Aysel ama Saime hanım hemen kaptı kızının elinden telefonu.

“Turgay evladım sakın ha? Bak ölümü gör! Yapmayacaksın öyle bir şey!”

“Saime abla o nasıl söz ya? Sen bizim annemiz oldun, Aysel’de kardeşimiz, onca hakkın var. Bir telefon almışız çok mu ne olur?”

“Olmaz Turgay bak ne olur çok gücenirim!”

“Tamam abla konuşuruz şimdi kapatmam lâzım!” dedi Turgay gülerek ve vedalaşıp kapattılar.

Saime hanım ve Aysel telefon konusu yüzünden tartışa tartışa çıktılar bakkaldan. Saime hanım da bir şey demiyordu ama iki gençte ait oldukları güzel yaşamlarına geri dönmüşlerdi. Bir süre sonra yeniden bir araya gelecekler ve tabi ki burayı ve buradaki yaşamlarını unutacaklardı. Onlar aslında burada da denklerdi, şimdi kendi hayatlarında da denkler. Saime hanımların ise hayatları buradaydı. Başka bir yerde yaşam hakkı bulamadıkları için buraya kadar gelmişlerdi. Tıpkı bir zamanlar Arzu, Turgay ve İhsan’ın bulamadığı gibi. Burada “hiçkimse” oluyordu insanlar. Bütün “hiçkimse”ler de buraya gelip yaşamaya çalışıyordu o yüzden. Aysel küsüp odaya gittikten sonra hüzünlü hüzünlü düşündü pencereden Arzu’nun gecekondusuna bakıp. Aysel için iyi bir hayat istiyordu anne olarak. Elbet onlarında bir açık kapısı vardı bir yerlerde.

Arzu Saime hanım ve Aysel’i anlata anlata bitiremiyordu annesi ve ablasına.

“Çok uzakta değillermiş kızım zaten, gideriz inşallah en kısa zamanda!” diyordu Hatice hanımda.

Peki ya Turgay ne olacaktı? Ne diyecekti şimdi ona? Nasıl bakabilirdi ki onun yüzüne?

“Ne hatırladın?” dediğinde

“Annenin katili olan adamların ortağının kızıyım ben!” mi diyecekti?

Arslan beyin bir suçu yoktu olayda elbette, olsaydı zaten onu da çoktan hapse atarlardı. Sadece şahit olarak ifadesine başvuruluyordu şimdilik. Ortaklar onu işin içine bulaştırmayı denemişler ama başaramamışlardı. O gün yaşanılanlardan haberi bile yoktu zavallı adamcağızın. Olsaydı da zaten böyle bir şeyin olmasına asla izin vermezdi. Kim bilir belki o zaman onu da öldürmek isterlerdi bu kötü adamlar. Yine de ne olursa olsun babası Turgay’a en büyük acıyı yaşatan olayların içinde yer almıştı bir şekilde. Turgay onu her gördüğünde annesinin öldürüldüğünü hatırlayacaktı. Belki suçlayacaktı.

Saime hanım ve Aysel’e bundan bahsetmeli miydi bilmiyordu. Eğer bahsetmezse Turgay’ın onu bulamaması için onlardan da uzak durması gerekiyordu. Bu Saime hanım ve Aysel’i çok üzerdi muhtemelen. Neler olduğunu bilmedikleri için terkedilip, unutulduklarını düşüneceklerdi. Arzu bu kadar nankör biri asla değildi.

Turgay oraya dönmeden her şeyi anlatmalıydı ama Aysel’in bu defa gerçekten çenesini sıkı tutması gerekiyordu. Buraya dönerken onları da yanına almayı hayal etmişti ama babasının durumunda böyle bir bozulma olabileceğini aklına bile getirmemişti. Tam olarak ellerinde hâlâ ne kaldığını anlamamıştı. Evin satılığa çıkarıldığını söylemişti Hatice hanım. Burası zaten çok büyük ve pahalı bir evdi, satışından gelecek parayla rahatlıkla bir daire alabilirlerdi. Arzu o eski harcama meraklısı, elinden bir iş gelmeyen kız değildi artık. Mesleği ile ilgili bir işe girebilir ve ailesine bakabilirdi. Nermin’de çalışırdı bir yandan. O zaman Saime hanım ve Aysel’i de alabilirlerdi yanlarına.

Turgay olmadan nasıl yaşayacaktı peki? Hayatı boyunca karşısına çıkan en doğru insanı bu şekilde kaybetmeyi nasıl kabullenecekti. Satıkadın’da yaşadıkları her şey bir bir geçiyordu sürekli gözlerinin önünden ve onu gerçekten çok özlemişti. Bir daha görmeme düşüncesi ise içini dağlıyordu adeta. Göz yaşları hücum ediyordu gözlerine ama kendini tutmaya çalışıyordu. Orada yaşadıkalrını anlatırken onunla ilgili anılar dilinin ucuna kadar geliyor bahsetmiyordu.

Oradaki iki iyi insan olarak anlatmıştı elbette Turgay ve İhsan’ı ama daha fazlasını söylememişti. Aslında daha fazlası olalı da çok bir şey olamamıştı ki. Aysel ve İhsan ona oyun edene kadar Turgay bir türlü cesaret edememişti duygularını itiraf etmeye. Her şeyi bir filmde izlemiş gibi hatırlıyordu şimdi. Artık ikisininde o hayata geri dönüp kaldıkları yerden devam etmeleri mümkün değildi. Öyle olmasını çok isterdi ama ailesini de böyle bırakmayı içine sindiremezdi diğer taraftan. Annesinden telefonunu istedi ertesi gün. Neyse ki o duruyordu. Bir süre şarjda kaldıktan sonra açıldı hattı ve hemen bakkalı aradı Saime hanımla konuşmak için.

Saime hanım ve Aysel yine birlikte geldiler telefona. Bakkal yine kulak kesilmiş ne konuşacaklarını merakla belkiyordu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s