Savur gelini – Bölüm 2

“Nişanlısı?” dedi Nazlı başından aşağı kaynar sular dökülerek, “Ama biz?” demeye kalmadan da olduğu yere yığılıverdi.

“Ah Berdan eşek oğlum!” diyerek koştu kızın yanına Hatice hanım hemen, kolonyalarla ovarak ayılttılar Nazlı’yı ama bir hafta boyunca acısını alamadılar.

Konağın içinde Berdan gelecek diye hazırlıklar yapılırken Nazlı da ne yapacağını şaşırıyordu. Yanında nişanlısı ile geleceğini düşününce sinirleri iyice bozuluyordu. Sonunda Berdan ile kız geldiklerinde Nazlı’nın yayla evinde kalmasının daha iyi olacağına karar verdiler. Çalışanlardan birini de yanına katarak Nazlı’yı yayla evine taşıdılar. Berdan İstanbul’a dönünce Hatice hanım haber yollayacaktı.

Zarife hanım yayla evinde Nazlı ile üç hafta kaldı. Üç hafta boyunca da Nazlı neredeyse hiç konuşmadan uzaklara daldı durdu. Kadıncağız da üzerine varmadı. Üç hafta sonra Hatice hanımdan haber geldi. Berdan ve nişanlısı İstanbul’a dönmüşlerdi. Hatice hanım kızın bu üç hafta da iyice eriyip bittiğini üzülerek gördü.

Çocukluğundan beri Nazlı’dan başkasını gözü görmeyen Berdan’ın böyle apar topar bir kız bulup nişanlanmasını kendisinin de aklı almıyordu. Kız iyi bir aile kızıydı. Kötü biri değildi ama Nazlı’ya verilmiş onca söz varken Berdan’ın bu yaptığının hadsizlik olduğunu düşünüyordu Hatice hanım ama sesini çıkaramıyordu torununa. İstanbul’a gidince buradaki gibi olamayacağını biliyordu elbette ama kızı bu kadar üzeceğini hiç ummuyordu.

“Aşık oldum Hatice ana!” dedi Berdan bir tek açıklama olarak. Nazlı’yı sormadı bile.

Nazlı’nın toparlanması bir kaç ayı buldu. Bu arada sınav sonuçları da açıklandı. Puanı Berdan’ın okulu tutmasına rağmen yazmadı Nazlı ve Hatice hanımdan çok uzağa gitmemek için Artuklu Üniversitesini tercih etti. Yine de konaktan her gün gelip gitmesi zor olacağı için ilk yıl için yurda yazılmak istedi ve Hatice hanımda onun isteğini kırmadı.

“Ev tutarız kızım ben de gelir kalırım” dediyse de kız kadıncağızı bu masrafın altına sokmak istemedi. Zaten bu zamana kadar ona en iyi şekilde bakmıştı. Artık konağın gelini de olmayacağına göre kendi ayakları üzerinde durması gerekiyordu. Berdan’ın nişanlanması Nazlı’yı birden bire büyütmüştü, çocukça hayallerin peşini bırakıp hayatına yön vermesi gerektiğine dair ciddi kararlar aldı.

İlk yıl boyunca sadece dersleri ile ilgilendi. Her haftasonu ve tatillerde konağa dönüyor, hafta başı yeniden geliyordu. Böylece birinci yılı başarıyla tamamladı. Yurtta iki samimi kız arkdaş edinmişti. Yurdun sıkıntıları nedeniyle kızlar ikinci yıl eve çıkmayı düşündüklerini söyleyince Hatice hanım hemen onayladı. Nazlı’da onlarla birlikte eve çıkacaktı. Tek başına tutulacak ev kadar masraflı olmayacağını düşündüğü için Nazlı kabul etti bu teklifi. Böylece iki yıl daha geçti ve üçüncü sınıfın sonlarına doğru geldiler. Berdan o kızla nişanlıydı hâlâ. Okul bitmeden ikisininde babası evlenmelerine izin vermemişti. Nazlı artık sormuyordu bile Berdan’ı zaten. Hatice hanım da kız üzülmesin diye konuyu hiç açmıyordu. Yazları Berdan geleceği zaman Nazlı okula yakın tuttukları evde gidip kalıyordu.

Berdan son gelişinde bir kaç kez sormuştu Nazlı’yı. Nihayet üçüncü yılın sonunda anlayabilmişti kızın onun geldiği zamanlarda konaktan ayrılıp başka yerde kaldığını. Çünkü bu defa nişanlısı ile gelmemişti Savur’a Konaktaki tüm çalışanlar tembihli olduklarından ve tabi konak çalışanının kızını kandırıp başkasıyla nişanlanan Berdan’a kızgın olduklarından Nazlı hakkında hiç konuşmuyorlardı.

Hatice hanım da hiç cevap vermemişti oğlanın sorularına. O da kızı ortada bıraktığı için kızgınlığını saklamıyordu torunundan. Hatice hanıma göre Nazlı bir çalışanın değil bu konağın kızıydı. Ona annelik yapıp sahip çıkmıştı yıllar boyunca ve onu üzen torunu da olsa kızdan yana duruyordu.

Üniversiteden Nazlı’yı beğenenler olsa da kimseyle fazla konuşmadığı ve devamlı derslere odaklı olduğu için “Soğuk nevale” koymuşlardı adını. Nazlı onun için kullanılan bu lakabı bilse de hiç umursamıyordu. Berdan’dan sonra hiç bir erkeğe güveni kalmamıştı. Ev arkadaşları oğlanlardan bahsedip kıkırdamaya başladıklarında o kalkıp odasına kaçıyordu.

Aynı fakültede ama başka bölümde okuyan Barlas’a okulda Savur’dan gelen bir kız daha olduğunu söylemişlerdi. Barlas’ın ailesi Savur’un en bilinen ve zengin ailelerinden biriydi. Savur’lu bir ailenin kızını da tanımasa da mutlaka bilirdi. Annesi ve babası o ilkokuldayken bir trafik kazası geçirmişler, ağabeyi, ablası ve annesi o kazada hayatlarını kaybetmişlerdi. Babası ise felçli kalmış, bu nedenle bütün varlıklarının yönetimini halası devralmıştı. Okulu bitirdikten sonra ise her şeyin başına Barlas geçecekti. Yörenin zenginlerinden olduğu bilgisi okuldaki kızların arasında çoktan duyulmuştu. Geleceği parlak, yakışıklı ve zengindi. Okulda bir çok kızla çıkmıştı ve onunla çıkmak için sırada olan daha bir sürü aday vardı. Bu yüzden öyle kolay kolay beğenmiyordu. İlk yıllarda bu ilgi onu çok memnun ederken, sonraları artık sıkılmaya başlamıştı.

Okulda Savur’lu bir kız olduğunu duyunca merak etmişti sadece. Kızın lakabının soğuk nevale olduğunu duyunca da gülmüştü kendi kendine. Sonra kızın Nursayan’ların kızı olduğunu duymuş şaşırmıştı. Bildiği kadarıyla Nursayan’ların çocuklarının hepsi İstanbul’da okumuşlardı. Geride kalan bir kız olmuştu demek onun da bilmediği. Soğuk nevale olarak anıldığına göre bilmemesi de normaldi zaten.

Kızı ona uzaktan gösterdiler. Adına rağmen hoşta bir kıza benziyordu. Nursayan’ları uzaktan da olsa tanırdı. O da Nazlı gibi haftasonları eve dönüyordu. Babasına kızı sordu ama o da çıkaramadı.Aynı bölgenin insanı olmalarına rağmen çok eskiye dayalı bir husumet yüzünden aileler samimi olmamıştı. Husumet sürmüyordu aslında, zaten kimse de ne olduğunu hatırlamıyordu ama onca zaman uzak kalan iki aile sonra birden bire de yakınlaşmamış, gelme gitme yapılmamıştı.

Barlas, Nazlı’yı bir iki kez görünce onun dikkatini çekmeye çalışmış ama kız hiç oralı olmayınca biraz kafaya takmıştı. Bir kez kantinde karşısına çıkıp espri yapmış ama Nazlı yine suratına bakıp yürüyüp gitmişti.

“Hakikaten de soğuk nevale bu kız!” demişti etrafındakilere yüz bulamadığını bastırmak için o da.

Bundan sonra bir girişimde bulunmasa da kızı uzaktan uzağa takibe almıştı.

Nazlı dört yıl boyunca kendini derslerinden başka hiç bir şeye vermeden dereceyle mezun olacak duruma gelmişti. Ev arkadaşları bile onun bu ders merakı ile dalga geçiyorlardı. Onlarında durumları kötü olmasa bile Nazlı kadar başarılı değillerdi. Çoğu zaman sınavlara onları Nazlı çalıştırdığı için bu kadar başarı kazanmışlardı zaten. Son sınıfa geldiklerinde ikisinin de birer erkek arkadaşı olmuştu. Okul bitince evlenme hayalleri kuruyorlardı. İkisininde ailesi başka şehirlerde olduğu için eve döner dönmez ailelerine bahsedeceklerinin planlarını yapmaya başlamışlardı. Okul bitince Nazlı hemen konağa dönecekti. Hatice hanımla biraz vakit geçirip hasret giderdikten sonra da kendine bir iş bırakacaktı. Hatice hanım artık iyice yaşlandığı için onu tek başına bırakıp başka yerlere gitme fikrinden vazgeçmişti Kalıp hem ona bakacak, hem de yanlız kalmasına izin vermeyecekti. Bunu zaten ona borçlu olduğunu düşünüyordu. İstanbul’da olan ailesinin kalanı senede bir kez ya geliyor, ya gelemiyorlardı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s