Hesap – Bölüm 6

İlk günden girmek istemedi ait olduğu köye. Bir gece konaklayıp, biraz havasına alışmak istedi. Çadırını köyün dışında, ormana yakın bir yere koydu. Kayalıkların uzağında bir yerdi burası ama hava kararmadan yaban dedenin keçilerinin devamını gördü kayalarda. Gülümsedi, bilmeden kendisi de.

Sabah erkenden uyanıp çıktı çadırdan, hayatında bu kadar oksijen dolmamıştı ciğerlerine sabahları. İçine çekti serin havayı. Sonra çantasından kabını kacağını çıkardı bir su koydu ateşin üzerine. Döndü köye baktı. Onu doğuran kadın oralarda bir yerlerde yaşıyor olmalıydı. Babası olacak adamda belki. Ne olmuştu Ahmet Almanya’ya götürüldükten sonra bilmiyordu.

Hüseyin ile Turna hiç aramamışlardı köyü bir daha. Oysa onlar kaza geçirdiğinde bulmuşlardı muhtarın numarasını aileleri. İsteseler onlar da bulurdu yeniden. Aramamışlardı çünkü arayıp ne diyeceklerini de bilmiyorlardı. Ayşe’yi isteseler telefona kimse onların Ayşe ile karşılaştığını bilmiyordu. Yaban dedeyi sorsalar yaban dedenin öldüğünü duymuşlardı zaten. Hem ne diyeyceklerdi zaten arayıp. Ayşe’ye belki oğlun iyi merak etme diyebilirilerdi ama kız muhtarlıktan nasıl konuşsundu ki bu konuyu. Aramamışlardı velhasıl. Bilmiyorlardı sonra neler olduğunu. Sonrasını öğrenmek isterse Ahmet gidip öğrenir demişlerdi.

Şimdi Ahmet çadırın önünde hazırdı öğrenmeye herşeyi, hazır da denmezdi de, gelmişti buraya kadar en azından.

Su ısınınca içine çantasındaki hazır çorbayı döktü karıştırdı. Yemek borusunu yaka yaka içti hepsini. Bir pakette peksimet çıkardı çantasından. Kemirdi köyü seyrederken. Annesine o kötülüğü yapanlar ne yapıyorlardı acaba şimdi? Gencecik kızı dağ başında doğurmaya mecbur edenler. Kimse Ayşe’nin bir oğlan doğurup dağda bir aileye verdiğini bilmiyordu muhtemelen hâlâ. En azından Ayşe sonradan demediyse bilmiyorlardı. Ben Ayşe’nin oğluyum diye doğrudan girilmezdi köye. Turna ve Hüseyin’in oğluyum diyebilirdi ama. Anne ve babasının ölümden döndüğü yeri görmeye geldim diyebilirdi.

Bu fikir aklına yatınca kabı, kacağını yıkadı topladı. Sırtladı çantasını başladı köye doğru yürümeye. Muhtara gidecekti doğrudan. Biliyorsa o bilirdi kimin nerede olduğunu. Köyün bayırına gelince durdu bir derin nefes aldı. Geçmişine attığı ilk adımlardı bunlar. Yaşaması gerekipte, senaryosu değiştirilen geçmişine, kendi memleketi olan bu köye. Hayatını böyle yaşamasına neden olan o berbat heriflerin yaşadığı yere ilk adımlarıydı. Güçsüzü gücü yettiğiyle ezmeye hevesli, aç gözlü ve merhametsiz adamların köyü. Ayşe’yi dağda doğurmaya mecbur edecek kadar duyarsız köy .

O ana kadar hissetmediği bir öfke yükseldi içinden beynine vurdu. Yine derin bir nefes aldı. Ağır adımlarla yürüdü köy meydanına. Bir çocuk koşarak geçiyordu ki önünden pençe gibi kocaman eliyle yakaladı çocuğu gömleğinden.

Çocuğun ödü patladı bu kocaman saçlı, sakallı adamın pençesine düşünce.

“Muhtarı arıyorum?” dedi sert sert.

Oğlan ağlamaklı gösterdi muhtarın evini, bıraktı gömleğini o da. Ayakları sırtına değerek kaçtı çocuk.

Kapıyı iki kere çaldı çok yüklenmeden, muhtar geldi açtı kapıyı. Bir anda karşısında bu kocaman adamı görünce irkildi, geri adım attı.

“Kime baktınız?” dedi şaşkın şaşkın.

“Ben yıllar önce yaban dedenin hayatlarını kurtardığı ailenin oğluyum!” dedi arkadaşça bir sesle Ahmet. Karşısındaki bu adam anca kendisi ile yaşıttı.

Nitekim anlamadı muhtar neden bahsettiğini Ahmet’in ; “Yaban dedeyi duymuşluğum var ama eskileri soruyorsun belli. Eski muhtara götüreyim seni de onunla konuş” diye kapının önündeki ayakkabılarını geçirdi ayağına düştü Ahmet’in önüne.

Oldukça eski bir evin önünde durdular. Bahçe kapısından el edip ayrıldı yanından muhtar. Ahmet’de girdi eski evin kapısını çaldı bu kez. On beş yaşlarında bir oğlan açtı kapıyı.

“Eski muhtar evde mi?” dedi Ahmet.

Çocukta korktu tanımadığı bu iri adamdan, başını salladı ve koşarak gitti içeri bir şey demeden.

“Dede! Kocaman bir adam geldi seni soruyor!” diyen sesi duyuldu içerilerden.

Kapı yarı aralık, Ahmet önünde bekliyordu. Biraz sonra iyice yaşlanmış, iki büklüm bir adam çıktı kapıya. Belli ki buraya kadar gelmesi bile çok zaman almıştı. Gözlerini kısıp baktı Ahmet’e ama belli ki çıkaramadı.

“Hayırdır oğul? Kimsin?” dedi bağıra bağıra.

“Ben yıllar önde Yaban dedenin hayatlarını kurtardığı ailenin oğluyum!” dedi Ahmet duysun diye bağırarak.

Yaşlı adam bir durdu düşündü önce sonra “A deme! Bir kez geldiler ama daha sen yoktun o zaman!”

“Evet!” dedi Ahmet sıkıntıyla, “Ahmet benim adım, yaban dedenin adını verdiler bana!”

“Ya ne vefalı insanlarmış senin annen, baban! Geldiler geri teşekküre ama yaban dede çoktan göçüp gitmişti. Onlarda sonra kayboldular ortadan. Bir daha da hiç aramadılar. Demek sen doğmuşsun ardına!”

“Öyle!” dedi Ahmet.

“Merak mı ettin buraları?” dedi muhtar sonra, oğlanın niye geldiğini merak etmişti o da.

“Almanya’da yaşıyorum ben de, ilk kez geldim. Bir bakayım dedim annemler çok anlatmıştı burayı. Yaban dede varmış, bir deli kadın varmış!”

“Meryem mi?” dedi muhtar şaşkın şaşkın, “Onu da mı anlatmışız annenlere!” diye güldü sonra, “Amma boşboğazmışız yav!”

“Meryemmiş evet ismi bir de kızı varmış Ayşe!”

“Onları mı görmeye geldin sen yoksa?”

“Yok işte, onlar bahsedince benimde aklımda kalmış!” dedi Ahmet.

“Zaten istesen de göremezsin evladım, tam annenlerin geldiği zamana yakındı galiba. Unutuyorum artık bir şeyleri. Kayboldu Ayşe ortadan. Daha doğrusu kaybolmuş. Çıkmadılar ana kız bir kaç gün evden. Severdim, kollardım ben de onları. Kırdırdım kapıyı açan olmayınca. Bir de ne göreyim, o deli Meryem asmış kendini evin ortasına.”

“Peki ya Ayşe?” dedi merakla Ahmet, o da mı asmış kendini yoksa.

“Yok oğlum yok, o gitmişmiş işte kaybolmuş dağlarda, anasını da kilitlemiş giderken. O da kızı göremeyince mi artık niye bilmiyorum asmış kendini.”

“Ayşe’ye ne olmuş peki!” dedi heyecanla Ahmet, sonra toparlanıp, “Yani merak ettim ondan!”

“Ayşe çıktı geldi bir kaç gün sonra, anasının kendini astığını duyunca yeri göğü inletti. Delirmiş gibiydi durduramadık. İlçeye götürdüm hastaneye. Doktorlar şoka girmiş dedi! Sonra da bir bakımevine yatırdılar onu!”

“Bakımevi mi?” dedi Ahmet hayretle.

“Evet, delirdi sonra kızcağız, gelemedi köye!”

Tıkandı kaldı saçlı sakallı koca adam.

“Hangi bakımevi bu?” dedi sert sert sonra, nasıl insandı bunlar böyle kızı atıvermişlerdi köyden.

“Artvin işte! Ne yapıcan ki sen oğlum hangi bakım evi. Ayşe ile bir ilgisi yoktu annenlerin. Yaban dedeydi onları kurtaran. Deli Meryem ile Deli Ayşe’ydi onlar işte!”

Bu son cümle iyice tepesini attırdı Ahmet’in ayağa kalktı “Yazık olmuş! Kimse sahip çıkmamış demek köyden!” dedi sinirli sinirli.

“Ben çıktım işte, götürdüm ilçeye!”

“Tabi, tabi!” dedi yine ters ters, kapıya yürüdü.

Yaşlı adam hiç bir şey anlamamıştı oğlanın tepkilerinden, “Bir kahve içeydin bari hemen gidecek misin? Yaban dedeyi anlatırdım ben sana daha!”

“Başka sefere muhtar!” dedi çıktı evden.

Çadıra doğru yürürken yumruklarını sıkıyordu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s