Hikaye anlatıcı – Bölüm 10

Şenlik hazırlıkları ve coşkusu kalenin içindeki evlerden tüm bölgeye yayılmıştı. Kurulan yedi platformda hikaye anlatıcıyı dinlemeye herkes gelmek istiyordu. Aslında kimse onun ne olduğunu ve ne yaptığını doğru dürüst anlayamamıştı. Önceleri eğlenceler yerine masal anlatan biri ile nasıl şenlik olacak diye soranlar şimdi bir an önce onu dinlemek için heyecan yapıyorlardı.

Başka bölgelerden gelenlerden namını duyuvermişlerdi bir anda, hikaye anlatıcılık önceden Henbogen dahil bir çok bölgede bilinen bir rivayetti aslında. Zamanla unutulmuştu. Asırlar sonra yeni bir hikaye anlatıcı ortaya çıktığında bu rivayetleri bilenler diğerlerine anlatmışlardı. Hikaye anlatıcılar başka insanların gidemedikleri yerlere gidebilirlerdi. Anlatılanlara göre çok önceleri burada yaşayanların tamamı başka boyutlara geçip geri dönme gücüne sahiplerdi. Ancak sonraları bunu gittikleri yerlere zarar vermekte kullandıkları için güçleri ellerinden alınmış ve sadece hikaye anlatıcıların geçişine izin verilmişti. Böylece her boyutta kalan insanlar için hikaye anlatıcılar bağı anlattıkları ile bağı koruyacaklardı. Boyut değiştiren insanların bir kısmı geri gelmemişler, gittikleri yerlerde yaşamayı seçmişlerdi çünkü.

Hembogan halkı bunları duyunca iyice heyecanlanmışlardı. Daha önce ataları hakkında böyle garip hikayeler duymamışlardı. Aslında genlerinde olan tüm özellik ve güçlere sahip bir hikaye anlatıcıyı görmek için deli oluyorlardı.

Kimi boyu iki metreymiş diye anlatıyor, kimi gözlerine bakan kör oluyormuş diye uyduruyordu. Oysa söylenen sadece Hikaye Anlatıcının sahibinden başkasının gözlerine bakmayacağıydı. Bu yüzden kimse de onun gözlerine bakmazdı. Bu sadece bir saygı ifadesiydi, yaşlı adamın anlattığına göre. Eski geleneklerden biriydi. Sahip ruhunun veya gönlünün sahibi anlamında kullanılırdı. Sahibi olan birinin gözlerinin içine bakılmazdı. O gözler sadece ait olduğuna bakardı özgürce.

Ganham yaşlı adamdan gerçeği dinlediği için duyduğu uydurma hikayelere kulak asmıyordu. Kimsenin bilmediği çok fazla şey biliyordu ve gelecek hikaye anlatıcı ile evleneceğini duyunca herkes çok şaşıracaktı.

Hikaye anlatıcı ile ilgili söylenti ve heyecan devam ederken yaşlı lordun vasiyetinde yazanlar da yayılmıştı her yana. Şenliğe gelecek olupta kızı olanlar onları lordlara gösterebilmek için ne giydireceklerini şaşırmışlardı. Küçücük çocukları bile gelin gibi giydirip, büyük görünsün diye yüzüne boya sürenler oluyordu. Uzaklardan gelenler şenlikten önce varabilmek için çoktan yolarra düşmüşler, kale içindeki hanlar ağzına kadar dolmuştu. Yer bulamayanlar kale surlarının önüne kamp kurmaya başlamışlardı.

Andora oldukça uzun bir yolculuk yapacaklarını duyunca ses çıkarmamıştı. Çok az konuşuyor hikayelerin anlatıyor kalan zamanında ise dinleniyordu. Geldiği yere dair anıları zihninden silinmeye başlamıştı çoktan. Ancak bunun olacağını bilidiğinden bir deftere bazı notlar almıştı geçmişini anlatan. Ne kadarını unuttuğunu anlamak için onları okuyordu bazen. Zihninden silinip notlarda kalanlar anlattığı hikayeler gibi olmuşlardı. Yaşamadığı ama bildiği hayatlar gibi. Büyükbabasının ona öğrettiği her şeyi özellikle yazmıştı çünkü burada bir eş ile karşılaştığında neler yapacağını unutmak istemiyordu.

Evdeki hizmetçiler hikaye anlatıcının bir süredir değiştiğini farkediyorlardı. O sanki bir ruha kavuşmuş gibiydi artık. Çocukluğundan beri bir ağaçtan farksız olarak büyümüştü. Sessizdi, eğitimlerine girip ne söylenirse birebir yapar, genellikle bomboş bakardı. Hikayeleri anlatırken bile artık farklıydı. Onları coşkulu bir hareketlilikle anlatmaya başlamıştı. Yine sessizdi belki ama eskisi gibi sözsüz bir sessizlik değildi bu. Canlı bir enerji yayıyordu nihayet.

“Zamanı geldiği için” demişti evdeki eski hizmetçilerden biri, “O artık görevlerini gerçekleştirecek. Eğitim sona erdi”

Andora’da ruhu ve bedeni yeniden bir araya gelmiş gibi hissediyordu. Buraya geldiğinde görüntüsü değişmemişti, ruhu da, ama nasıl olupta burada başka bir yaşam sürebildiğini tam anlayamamıştı. “Çok boyutta bir ruhuz biz” demişti büyük babası, “Bir okyanusun suyunu milyonlarca bardağa bölebilirsin. Her bardak okyanusun suyudur ve onun özelliğini taşır! Bizler de öyleyiz, bedenlerimizin içinde okyanusun suyuyuz sadece! Bardak kırıldığında okyanus yok olmaz!”

Üç gün sürecek yolculuk için bu kez çay fincanı kadar güzel olan o araba kullanılmayacak, daha büyük ve içi daha konforlu farklı bir araba hazırlanacaktı. Gece hanlarda kalma riskini almak istemediklerinden arabada uyuyacaklardı Andora’nın uyuyacağı ve giyineyeceği bölüm bir örtü ile ayrılmıştı. Yol boyunca dikkat çekmemek için gösterişsiz ve sıradan şeyler giyeceklerdİ. Oraya varana kadar iz sürücülerin dikkatini çekmeden hareket etmeleri gerekiyordu.

“Madem bu kadar risk var neden bu kadar uzağa gidiyoruz hikaye anlatmak için!” diye düşünüyordu Andora kendi kendine. Neden o insanlar hikaye dinlemeye gelmiyorlardı ki?

Bazen büyük babasına yaptığı gibi Syrinks’ini çalıyordu. Çaldığı parçaları nasıl ve nereden öğrendiğini hatırlamıyordu ama içinde tuhaf ve güzel bir huzur duygusu bırakıyorlardı.

Geydan ve lacivert elbiseli adam olarak tanıdığı Muntar onunla gelceklerdi yine. Muntar onun hem yardımcısı hem de koruyucusuydu. Bunun için özel eğitilmişti. Geydan daha çok özel işlerine yardım ederken, Muntar getirip götürme işlerine yardım ediyordu. Başka bir sürü yardımcı olmasına rağman Andora’nın yanına bu ikisinden başkasının yaklaşması yasaktı. Tıpkı anı defterine yazdığı gibi, büyükbabasının evinde de burada da diğer insanlardan uzak durması gerekiyordu. Ancak evlenip görevi sona erdiğinde o da herkes gibi özgür olabilecekti. Tam tersi olması gerekirken sahibi ona özgürlüğünü verecekti.

Böylece sıradan insanlar gibi görünerek yolculuklarına başladılar. Geydan ve Andora gerekmedikçe arabadan inmiyorlardı. Muntar ise arabayı sürüyor, gece olunca uygun bir yerde durup ateş yakıyor ve bir şeyler yiyip uyuyorlardı.

Hembogan topraklarına girdiklerinde kimse onları farketmedi bile, zaten herkes şenlikler yüzünden seyahat halindeydi. Bu yüzden onlarda halkın arasına karışıp rahatça Henbogan kalesine kadar gittiler. Kimse bu kadar ünlü ve etkili bir hikaye anlatıcının böylece içeri girebileceğini akıl etmiyordu. Herkesin gözü yollarda, büyük bir hizmetkar ordusu ve şaşa ile gelecek olan hikaye anlatıcıyı bekliyordu.

Bir davet üzerine geldikleri için doğrudan kaleye gittiler. Burada bir handa kalacak değillerdi. Muntar geldiklerini bildirince, hemen onlar için ayrılan özel konut gösterildi. Hikaye anlatıcı halkın arasında kesinlikle dolaşmayacaktı. Hikaye anlatıcağı günler konuttan çıkacak ve sonra geri dönecekti. Bu yüzden herhangi bir organizasyon ve davet istenmiyordu. Zaten bunlar onun yorulmasına neden oluyordu Uzun bir yol geldiklerinden iki gün çıkmadan dinlenecekti şenlikler başlayana kadar. Arabadan Geydan ile bilrikte yüzünü örten bir şapka ile indiği için onu görememişlerdi. Ancak anlatıldığı gibi iki metre boyu olmadığı bilgisi hemen yayıldı çevreye. Lordlar henüz hoşgeldin deme fırsatı bulamadıkları hikaye anlatıcıyı kimse rahatsız edemesin diye etrafa askerler dizdiler.

Onlarda halkları kadar merak ediyorlardı ancak konuta gidip konuşmayı onurlarına yediremiyorlardı. Kendi güçlerini onore eden bir şenliğe renk katsın diye davet edilen bir hikaye anlatıcının ayağına gitmeleri hiç uygun düşmezdi kalenin ileri gelenlerine göre de. Herkes onların ayağına gelmeliydi. Güç bu demekti zaten!

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s