Hikaye anlatıcı – Bölüm 6

Araba durduğunda merakla nereye geldiklerine baktı Andora. Lacivert giysili adam inip onun için kapıyı açık tuttu ve inerken yardım etti.

Andora ne yapacağını bilmediği için inince doğrudan adamın yüzüne baktı. O bakınca adam başını hemen yere indirdi

“Sizi bekliyorlar!” dedi nazikçe.

“Andora kızım, hikaye anlatıcılar sahiplerinden başkası ile göz teması kurmazlar. Bunu herkes bildiğinden kimse hikaye anlatıcı ile yakın temasta bulunmaz.” diyen sesi çınladı kulaklarından Andora’nın.

Neyseki adam arkasını dönüp büyük binaya doğru yürümeye başladı, Andora’da peşinden gitti. Oldukça büyük ve gösterişli iki kanatlı kapı onlar giriş merdivenlerini tamamlamadan açıldı ve buyur edildiler. Çanta bu arada kapıyı açan kadına devredilmişti Lacivert giysili adam merdivenlerden inip gözden kayboldu. Andora bundan sonra neler olacağından tam emin değildi. Kadının peşinden bir başka büyük kapının önüne geldi. Kadın kapıyı açıp onun geçmesini bekledi..

Andora içeri girdiğinde şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi. Yüksek tavanlı büyük bir salondu burası. İçeri dizilmiş sandalyelerde oturan kadınlı erkekli neredeyse yüz kişiye yakın bir grup vardı ve o kapıdan girdiğinde tüm başlar ona çevrilmiş ve salonda bir hareketlenme olmuştu.

Çantasını taşıyan kadın yeniden önüne geçip, elindeki çantayı seyircilerin önündeki platformda duran sandalyelerden birine bıraktı.

Andora o zaman buraya neden geldiğini tahmin etti, o bir hikaye anlatıcıydı. Tıpkı büyük babasının anlattığı masallardaki gibi, insanlar hikaye anlatıyıcı dinlemek için toplanmışlardı. Hikaye anlatıcıya duyulan saygı gözlerinden okunuyordu her birinin. Platforma çıkıp emin olmak için çantanın içine bakmaya karar verdi. Tam da tahmin ettiği gib çantanın içinde bir Syrinks ( Pan flüt) vardı. O kadar güzeldi ki elini uzatıp onu çantadan aldı. Bambudan yapılmış syrinks’in üzerinde harika işlemeler yapılmıştı. Bambuya zarar vermeden bu kadar ince iş yapılmış olmasına hayret duydu. Parmaklarını işlemelerin üzerinde gezdirdikten sonra onu dudaklarına götürdü ve çalmaya başladı. Salondakileri çoktan unutmuş kendini pan flütten yükselen harika sese kaptırmıştı. O kadar güzel bir sesi vardı ki, daha önce büyük babasının ona yaptıklarına hiç benzemiyordu. Onu dudaklarından indirdiğinde seyircilerle göz göze geldi.

Hepsi gözleri kocaman olmuş büyülenmiş gibi bakıyorlardı. İçlerinden birinin elleri birbirine vurunca hepsi birden alkışlamaya başladı. Andora her zaman yaptığı bir şeymiş gibi ağırbaşlı bir selam verdi başıyla. Yine sanki ne yaptığını biliyormuş gibi büyük babasının anlattığı hikayelerden birini başladı anlatmaya. O anlatırken salonda çıt çıkmıyordu.

Büyük babası ona her şeyi masallarla süsleyip anlatırken tam da böyle sahneler canlandırıyordu gözünde. Üzerinde harika bir elbise ile peri kızı gibi büyüleyerek anlatıyordu herkese hikayelerini. Salonda çıt bile çıkmıyordu o anlatırken. Arada bir çalgısını üflüyor, arada bir taklitler yapıyor, platformun üzerinde süzülüyordu sürekli.

Hikaye sona erdiğinde yine bir alkış koptu salonda, bu defa onları eğilerek selamladı ve oyalanmadan onu bu salona getiren kadınının açtığı kapıdan çıktı koridora. Kadın çantayı da alıp onun önüne geçti, binanın girişine geldiler. Lacivert elbiseli adam yeniden ortaya çıktı ve fincan şeklindeki arabaya binip yeniden sabah uyandığı eve geldiler.

Yardımcısı onları kapıda karşıladı ve adamdan çantayı alıp Andora’yı yeniden odasına götürdü üzerini değiştirmesine yardım etti ve sonra bir meyve tabağı bırakıp, odanın kapısını kapatıp çıktı.

Garip bir şekilde yarım günün içinde kendini buraya ait hissetmeye başlamıştı Andora. Tabaktan bir üzüm aldı ve son bir kaç gündür olanları düşünmeye başladı.

O sırada Henbogan bölgesinin Yaşlı Lordu yatağında son nefesini veriyordu. Ülkenin en büyük bölgelerinden birinin Lordu olduğundan arkasında ünvan ve büyük bir mülk bırakmıştı. Üç oğlu babalarından kalan bu büyük servetin yönetimi için vasiyetin ne olduğunu merak ediyorlardı. Mühürlenmiş vasiyet ancak Lord toprağa verildikten sonra okunabilecekti.

Yaşlı Lord adil bir adamdı. Bölgesindeki herkes, yanında çalışanlar onu çok severlerdi. Elbette oğulları da, yine de hakim olma duygusu kardeşlerin içini sarmıştı çoktan. Güçlü birer erkek olmak ve evlenecekleri kadını bu güce dayanarak seçmek istiyorlardı.

Kraliyet ailesi ile kan bağı olan ailenin saygınlığı bütün ülke topraklarında bilinirdi. Vasiyetin açıklanması ile yönetimin kime devrolacağı sadece kardeşlerin merakı değildi bu yüzden. Lordun toprağı verildiği gece kalede büyük bir yemek verildi. Herkes onun ne kadar iyi bir insan olduğundan söz ederken yan gözle kardeşleri süzüyordu. İçlerinden biri ertesi gün bu toprakların lideri olacaktı.

Ganham diğerlerine göre daha sakin ve uyumlu bir karaktere sahipti. Babası ve ağabeyleri gibi savaşçı bir ruhu olduğu söylenemezdi. Ancak iyilikleri, arabuluculuğu ve neşesi ile herkes onu çok severdi ama kimse onun lider olacağını sanmıyordu. Yaşlı Lordun sağlığında da bunu ima eden sözleri olduğu söyleniyordu. Ganham’ında bir liderlik beklentisi yoktu aslında ama babasının ölümü kardeşler arasına tuhaf ve beklenmedik bir rekabet havası estirmişti. En acılı günlerinde birlik içinde olmak yerine birbirlerinden uzak duruyorlardı. Bir çok insan yüzünden zaten bir araya gelme veya konuşma şansları olmamıştı bütün gün. Taziyeleri kabul etmekle meşguldüler.

Kalabalık dağıldıktan sonra da her biri kendi odasına çekilmişti yorgunluğu ve acıyı bahane ederek. Sabah erkenden Dagon salonunda olacaklardı. Babalarının vasiyeti açılacak, onun yerine geçecek kişi belli olacak ve sonra da halka duyurulacaktı. Bir tören, kutlama ve benzeri bir gelenek yoktu. Duyurulmanın ardından herkes üstlendiği sorumluluğa dönecek ve hayat devam edecekti. Hayatı değişen tek kişi bölgeyi devralacak kişi olacaktı.

Bütün kardeşler tam saatinde Dagon salonundaydılar. Henbogan’ın tüm ileri gelenleri de gelmişlerdi. Babalarının bu iş için yetkilendirdiği kişi boğazını temizleyerek ne için toplanmış bulunduklarını salondakilere açıkladı ve ardından vakit kaybetmeden elindeki büyük zarfın üzerindeki mühürü kırarak okumaya başladı. Lord yaşamı boyunca ona eşlik edenlere, savaşlarda omuz omuza vuruştuğu askerlere, ailesine, kaledeki herkese ve halkına teşekkür ediyordu.

Her şeyi babasından devralmış ve büyütüp geliştirmenin gururunu taşıyarak evlatlarına bırakıyordu. Gerçektende yaşlı Lord toprakları babasından aldığının neredeyse üç katına çıkarmış, kraliyet tarafından da özel nişanlarla ödüllendirilmişti.

Ve nihayet sıra vasiyetin son ve en önemli kısmına geldi. Okuyucu üç kardeşin ayağa kalkıp öne çıkmalarını istedi. Kardeşler söyleneni yaptılar. Yaş sırasına göre dizilmişlerdi. Üstlerinde törenlerde giydikleri özel kıyafetleri vardı.

Lord en büyük oğluna Henbogan’ın kuzeyindeki toprakların yönetimini veriyordu. Ortanca oğluna ise güneydeki toprakları. Hangisinin ilk önce bir oğlu olursa tüm topraklar onun yönetimine geçecekti. Herkes Ganham’a yönetim verilmeyeceğini biliyor olmasına rağmen vasiyetin o ana kadar okunan kısımda hiç adının geçmiyor olmasına şaşırdı. Ufacıkta olsa bir toprak bırakılmamıştı ona.

“Ve sen Ganham!” dedi okuyucu yeniden boğazını temizleyerek. Sona bırakılan şey en önemlisi olmalıydı ama bütün topraklar payedildiğine göre küçük oğlana ne bırakılmış olabilirdi bu kadar önemli.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s