Hikaye anlatıcı – Bölüm 5

Neşe içinde yola çıktı, pan flütü ile çaldığı parçalardan birini mırıdanıyordu kendi kendine. Etrafta onun genç ve duru sesini duyacak kimse olmadığı için endişe duymuyordu şimdilik. İnsanların olduğu yerlere yanaşınca susacaktı.Uzaktan kasabayı görünce derin bir iç çekti. Büyük babası ve kendisi dışında bir kalabalığı ilk kez görecek ve onlara yakın duracaktı. Nasıl davrancağını ve konuşacağını bile bilmiyordu. Yaşlı bir adam sesiyle konuşamayacağı için dilsiz gibi davranmaya karar vermişti. Böylece kimse ona fazla soru da soramazdı. Yaşlı bir adam gibi yürümeye başladı uzaktan görünme ihtimaline karşılık. Kasabanın evlerinin başladığı yere gelince yanından hızlı bir atlı geçti. Biraz ileride duran iki kadın “Bir kızı aradıklarını söylemişler!” dedi diğerine. Heyecandan anlamlandırmadı bu cümleyi ve yürümeye devam etti. Kasabanın içlerine dolu insanlar çoğalmıştı. Çocuklar sokaklarda oyun oynayıp koşuyorlardı. Tazgahlar kurulmuş üzerine sebzeler dizilmişti. O kısım oldukça kalabalıktı. Oraya uzaktan bakmaya karar verdi. O kadar kalabalığa girmesi doğru değildi.

Sonra birden bire bir gürültü oldu ve kalabalık kenara kaçmaya başladı. Birden çok atlı girmişti meydana. Bir tanesi gözünü dikip ona bakıyordu. Tedirgin olup bir kaç adım geri attı ve kalabalığın arkasına geçti.

Bu defa iki adamın konuşmasına şahit oldu, “İz mi sürüyorlarmış öyle bir şey, tuhaf tipler, yüzlerinde maskeleri var. Birini arıyorlarmış!”

“Bir suçu mu varmış aradıklarının?”

“Nereden bileyim öyle sohbetli adamlar değiller ki, çok sert ve ürkütücüler. Ses tonları da değişik!”

Andora o zaman anladı bunların onun peşindeki iz sürücüler olduğunu. Rengi bembeyez olmuş, dizleri titriyordu. O maskenin ardından ona bakan tuhaf gözleri hatırlardı ve hızla arkasını dönüp evlerin arasından koşmaya başladı. Arkasından kimse geliyor mu diye arada kontrol ediyordu.

“Takip edin!” dediğini duydu birinin ama ona mı başkasına mı söylendiğine bakmaya cesaret edemedi. Yaşlı bir adam gibi giyinip koşmaya çalışmakta oldukça zor bir işti.Nefes nefese iki evin arasındaki boşluğa girip saklandı. Yarım saat kadar bekledi orada, sonunda arkasından kimsenin gelmedine emin olunca çıkıp sakin ama temkinli bir şekilde geldiği yola doğru yürümeye başladı ve hızlı adımlarla kasabadan uzaklaştı ve evlerine geri döndü. Eğer büyük babasının anlattıkları doğruysa ki hepsi tam olarak doğru çıkmıştı şimdiye dek, kasabaya kadar gidip onlara rastladığı için iz sürücüler kokusundan onu bulabilirlerdi.

“Allahım ben ne yaptım!” dedi panik halinde, hemen bir şeyler toparladı aceleyle yağ lambası kalan biraz hamur, mektup, biraz su ve battaniye alıp dışarı çıktı ve büyük babasının mezarına koştu ağlayarak.

“Büyük baba beni bulacaklar! Çok korkuyorum. Yağ lambasını bir türlü çalıştıramıyorum. Ne olur bana yardım et!”

O anda atlıların sesini duyunca panik halinde toparlandı ve kalan son ağaçlık bölgeye doğru kaçtı.

“Yağ lambasını iyice temizle!” diye çınladı büyük babasının sesi kulaklarında.

Öyle ya bunu nasıl hatırlayamamıştı. Belki de anahtar buydu. Onu silip temizlemesi gerekiyordu. Koşmaya ara veremediğ için epeyce bir ilerledikten sonra durabildi. Atlıların sesi duyulmuyordu artık. Muhtemelen eve girmişler ve orada oyalanıyorlardı. Hemen beze sarılı yağ lambasını çıkardı çıkınından, bezin ucundan bir parça koparıp, yanına aldığı azıcık su ile ıslattı ve yağ lambasının kirli yerlerine sürtmeye başladı telaşla. Bu arada lambanın kırık yerine eli hızla çarptığı için eli kanamaya başladı. Atlıların sesini yine duyunca telaşla doğrulmaya uğraştı o anda elini saracak vakti yoktu. Kanı yere damlamasın diye lambayı elinin altına doğru tuttu. Atlıların yanında köpekler de görmüştü çünkü. Bir damla kan elinde birikip lambaya düştü, atlıların uzaktan gördüğü sırada. Kanın lambaya düşmesi ile derin bir düşme hissi duydu ve bir karanlığın içine yuvarlandı.

“Hanımın, hanımım uyanmanız gerek!” dedi ince bir kadın sesi ve açtı gözlerini.

Yüksek çatılı bir odada olduğunu farketti ilkin, sonra tavana kadar yüksek pencereyi farketti ve yanlarından sarkan kalın kumaştan yapılmış hantal perdeleri. Tavanda garip süslemeler vardı. Pembe çiçekli bir ağaç çizilmişti, öyle güzeldi ki çiçekler camdan biraz esse odanın içine yağacakmış gibi canlı duruyorlardı.

Aynı tiz ses yineledi “Hanımım giyinmeniz gerek!”

Gözlerini sesin sahibine çevirdi. Kısa boylu tuhaf görünümlü bir kadındı bu, elinde uzun ince bir kumaştan yapılmış bir elbise tutuyordu. Bir anda iz sürücüleri ve köpeklerini, sonra elinin kanayışını ve yağ lambasını hatırladı. Tıpkı dedesinin anlattığı masaldaki gibi başka bir boyuta gelmiş olmalıydı. Rivayete göre şimdi hikaye anlatıcıydı. Bu kadın da onun yardımcısı olmalıydı. Doğruldu ilk önce uzun dümdüz saçlarını farketti. Neredeyse dirseğinin altındaydılar. Üzerinde beyaz bol kumaştan bir gecelik vardı.

Elibisesini tutan kadın sabırsızlandığı belli edince kalktı. Kadın onun uzun boyuna yetişebilmeye çalışarak geceliğini çıkarmasına yardım etti. Sonra elbisesini giymesine yardım etti ve sonunda da saçlarını tarayıp, yüzünü pudraladı.

“Araba birazdan sizi almaya gelecek, çantanızı hazırladım. Acele ederseniz bir şeyler yemeğe vaktiniz olacak, yoksa aç gideceksiniz!” dedi sonra aceleyle.

Andora neler olduğunu anlayamıyordu ama nedense soramıyordu da. Bir hikaye anlatıcıya dönüştüğünü anlamıştı. Araba onu alıp nereye götürecekti acaba, çantasında neler vardı? İz sürücülerden kurtulup bir masalı yaşamaya başladığına göre akışına bırakmaya karar verdi. İçinden büyükbabasına teşekkür etti ve vedalaştı. Bir süre sonra onu ve önceki hayatına dair her şeyi unutacağını biliyordu. Büyük babası masalın burasında defalarca tekrar etmişti.

Kahvaltısını etmek için küçük boylu yardımcısını takip etti. Odadan uzun bir koridora çıkmışlardı. Yerlerde kırmızı desenli halılar vardı. Duvarlarda da bir çok resim. Sonra büyük bir kapıdan geçip bir büyük salona girdiler, oradan da daha küçük salona cemakanla bağlanan bir küçük odacığa. Daha da doğrusu bir kapalı bahçeye. Tam ortasına bir masa kurulmuş ve harika tabakların içinde harika yiyecekler konulmuştu. Çiçeklerin kokuları muhteşemdi Bir cennet bahçesi gibiydi. Kadın sandalyesini tutunca hemen oturdu ve iştahla her şeyden yemeğe çalıştı. Son bir kaç gündür gerçekten iyi beslenememişti. Fincandaki sıcak içeçeği de çok beğendi. O bitirdikçe kadıncağız yenilediğinden dört fincan içmişti. Sonra kapıdan lacivert elbiseli bir adam girip arabanın geldiğini söyledi. Adamın kıyafeti o kadar göz alıcıydı ki, çok beğendi Andora.

Adamın peşinden evin dışına çıktı, küçük boylu kadının adının Geydan olduğunu öğrendi adamın ona seslenişinden. Atların çektiği çok sevimli bir araba vardı kapıda. Bembeyaz arabanın mavi ahşap süslemeleri vardı Bir arabadan çok az önce içtiği çayın fincanına benziyordu. Neyseki uzun eteklerine rağmen giydiği elbise çok hafifti, eteklerini toplayıp lacivert giysili adamın açtığı süslü kapıdan arabaya bindi. Lacivert giysili adam da onun peşinden bindi. Çanta onun elindeydi. Kadının yardımcısı olduğunu anlamıştı ama adamın nesi olduğunu bilmediği için yol boyunca hiç sesini çıkarmadan dışarıyı seyretti.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s