İkinci şans – Bölüm 10

Karşı odadan gelen temiz hava ve kuş seslerini hissetti Levent ama uyku o kadar ağır geldi ki diğer tarafına dönüp daldı yeniden.

Suna tahta zemini gıcırdatmamaya dikkat ederek çıktı odadan ve mutfağa geçti. Levent’in kapısının açık olduğunu görünce, iyice sessiz olmaya çalıştı. Evin içine harika bir aydınlık dolmuştu şimdi. Dün geldiklerinde belki ruh halinden belki saatten bu kadar parlak gelmemişti içerisi ona. Mutfak lavabosunun arkasındaki pencereden ilerideki ağaçlar görünüyordu. Çaydanlığı doldururken seyretti onları.

“Bir an önce kalacak bir yer bulmalıyım” diye düşündü. Burada kalırsa Levent beyide burada kendisine mahkum edecekti. O uyandıktan sonra onunla şehre inmeyi planladı. Böylece o kendi işlerini yapabilir, Suna da bir ev bakmaya başlayabilirdi. Elbette evi hemen bulacak, hızlıca döşeyecek ve yerleşecek değildi bir günde. Eczanenin arka sokağındaki misafirhaneye uğrayacaktı. Bu tür yerlerde artık üye olmadan da kalınabildiğini biliyordu. Bir haftalığına bir oda tutsa yeterdi herhalde. Yetmezse de daha uzun kalırdı. Hiç değilse işine yakındı, şehirdeydi ve geceleri korkarak kimseyi esir etmesi gerekmezdi.

Çayın suyu kaynarken odasına geri döndü, kapıyı kapatıp üzerine bir şeyler geçirdi. Çantasından çıkardığı her şeyi ve yatağı topladı. Bu gece buraya dönmeyi düşünmüyordu artık. Kendi başının çaresine bakmalıydı.

Sonra dönüp ses çıkarmaya çalışarak kahvaltı hazırladı. Levent bey dünyanın yiyeceğini almıştı dün. Eğer bir süre buraya uğramaycaksa dolabın da boşalması gerekiyordu. Ona çok şey borçlanmıştı. Başlangıçta onun küçük bir ilaç borcu varken, şimdi Suna’nım bir hayat borcu vardı. Şu son bir kaç gündür o olmasaydı başına neler gelir ya da o neler yapardı hiç bilmiyordu.

Hayatını düzene koyduktan sonra teşekkür için bir şeyler planlamalıydı. Önce gerçekten bir hayata ihtiyacı vardı. Yeni bir hayat, yeni bir başlangıca. Son sekiz seneyi kayıtlardan silebileceği yeni bir yola.

Çantasını hazırlayıp kapının yanına bıraktı. Sonra dönüp dün gece uyuduğu nevresimleri söktü ve banyodaki çamaşır makinasının içine yerleştirdi. Odadaki dolaptan temiz nevresimler çıkardı ve serdi.

Evin içindeki hareket Levent’e nerede olduğunu ve neden burada olduğunu anımsatınca doğruldu yerinden. Suna hanımı nevresimleri değiştiriken görünce evdekilerden rahatsız olduğunu düşündü bir şey söylemedi.

“Ben, temizleri serdim. Dün gecekiler makinanın içinde!” diye açıkladı Suna.

“Tamam sorun değil!” dedi Levent.

Bu defa Suna anlamadı onun ne demek istediğini ama sormadı.

“Kahvaltı hazırladım, sonra sizinle şehire geleceğim uygunsa!”

“Tabi, uygun. Dün gece rahat uyudunuz mu?” diye sordu Levent. Gerçekte uykuda olup olmadığını merak ediyordu.

“Evet uyumuşum. Çok erken uyandım. Buranın havası insana iyi geliyor teşekkür ederim her şey için. Size daha fazla yük olmak istemiyorum artık!”

“Bana niye yük olasınız, sayenizde bir süredir uğramadığım evime geldim bende!”

“Yani burada kaldınız benim yüzümden, bu gün eczanenin arka sokağındaki misafirhaneye uğrayacağım. Orada yer vardır”

“Gidiyor musunuz?” dedi Levent şaşkın bir şekilde.

“Evet, sizi burada esir etmemeliyim değil mi sorunlarım var diye! Henüz tanıştık ve gerçekten bütün derdimi yaşadınız benimle. Artık sizi serbest buraksam iyi olur! Benimde toparlanmam lazım zaten. Bu şekilde devam edemem!”

Levent daha arabayı bile teklif etmemişti ona. Birden bire gideceğini söyleyince şaşırmıştı gerçekten. Oysa burası insanlardan uzak içini dinlemesi için bulabileceği en güzel yerdi.

“Burası şehre uzak biliyorum ama ben size bir araba temin edecektim. Yani sorun oysa gitmenize gerek yok!”

“Ah lütfen! Ne kadar da naziksiniz ama bu kadarını kabul edemem! Burası çok güzel bir yer evet ama sonsuza dek burada kalamam zaten. Bir hayat kurmalıyım!”

“Doğru, tamam!” dedi Levent küsmüş bir çocuk gibi. Kendiside inanamıyordu bu yaptığına.

“Koçum neyin var senin?” dedi içinden. Bu ev sahiden bozuyordu insanın psikolojisini belki de. Acaba şu kullandıkları ağaçtan mıydı? Belki bir şeyler salıyordu ağaç ortama ondan böyle tuhaf şeyler hissedip, yapıyordu ikisi de.

İkisi de kahvaltı bitene kadar sessizleştiler ve hiç konuşmadan topladılar masayı.

“Dolabı da doldurdunuz ama siz daha sonra gelirsiniz belki!”

“Kalsın burada bir şey olmaz, ben ya da arkadaşlarım uğrarız mutlaka!”

Birlikte evi kilitleyip arabaya bindiler.

“Siz dün sayıklıyordunuz!” deyiverdi Levent.

“Ne söylüyordum?” dedi Suna endişeyle. Tanıştıklarından beri yaptığı tuhaflıklar yetmez gibi bir de konuşmuş muydu uykusunda.

“Anlaşılmıyordu!” dedi onun yüzündeki endişeyi görünce. Bir anlamı yoktu şimdi ona kocasını sayıkladığını söylemek.

Derin bir nefes aldı Suna. Neyse ki bu gün sonra eriyordu bu saçmalıklara maruz kalması adamcağızın.

Suna bahsettiği misairhanenin önünde indi. Eğer misafirhanede yer yoksa Levent beyi arayacağına söz verdi inerken. Diğer türlü yer olduğunu doğrulayana kadar bekleyeyim dedi çünkü genç adam. Daha ne kadar iyi olabilirdi ki bir insan hiç tanımadığı birine.

Yıllardır her şeyi kendi başına halledişini düşündü. Kocasının kariyeri ve işine saygısından çoğunlukla yanlız, hatta Hatice hanımla geçirmişti evliliğini. Aslında Sinan ile değilde annesi ile evlenmişti düpedüz. Tüm bunlara maruz kalan kocasıymış gibi o kaçmıştı bu evliliklten ilk önce.

“Ne salakmışım!” dedi misafirhanenin danışmasına geldiğinde.

“Efendim?” dedi görevli kız ona bir şey söylediğini sanarak.

“Size demedim özür dilerim. Bir kişilik yeriniz var mı acaba on gün ila bir ay arası kalabilirim!”

Kız boş odanın formunu uzattı ona cevap vermeden ve kimliğOda anahtarını alıp çıktı yukarıya. Bunu neden o gün düşünememişti de gitmişti o göl evine sanki. Oysa şehir dışından bir arkadaşı falan gelse bu misafirhanede yer ayarlarım diye düşünürdü hep. Hoş kimsede gelmezdi ama o yine de her şeyi düşünüp planlı olmayı severdi.

“Bu seninki planlı olmak değil Suna!” demişti Sinan bir keresinde, “Sen garanticisin, her şeyi garantiye almak istiyorsun. Oysa dünyada aldığın nefesi tekralayabileceğinin bile garantisi yok tatlım!”

O sakin sesiyle aslında gerçeği söylemişti onun yüzüne Sinan. Beni garantiye aldığını düşünme demişti belki de. Sadece hafta sonu söz verdiği yere gidip gitmeyeceklerini sormuştu kocasına. Gideceklerse işlerini ona göre planlayacaktı. Sinan ise bir türlü kesin gideriz diyemiyordu. Konu buradan garanticiliğine gelmişti işte. Zaten de gidememişlerdi o geziye. Sinan’ın hastanede olması gerekmişti.

Geçici olarak kalacak yer bulduğuna göre şimdi sıra tek başına yaşayabileceği bir ev bulmaya gelmişti. Telefonunundan civardaki ilanlara bakmaya başladı. Bir oda bir salon küçük bir ev istiyordu. Az eşyalı. Yetecek kadardan fazlasına ihtiyacı yoktu.

“Eşyalarını almaya gelceksin değil mi?” diye mesaj geldi o sırada Sinan’dan. O zaman aklına geldi dışarıda kaldığından telefonu uzun uzun çaldıranın kim olduğuna bakmak.

Sekiz yüzlü bir numara aramıştı. Güldü kendi kendine. Tam da evini ve eşyasını düşünürken Sinan’dan gelen mesajın zamanalması da pek ilginçti doğrusu. O evden alacağı ne vardı ki düşündü. Elbiseleri, makyaj malzemeleri, ayakkabıları, bir kaç şey daha. Hiç birinin acelesi yoktu. Sinan bey yeni sevgilisi için yer mi açmaya çalışıyordu acaba?

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s