Gönül kapısı – Bölüm 11

Lale, Barbaros beyin biraz toparlanmak için beklediğini anlamış, ses çıkarmadan bekliyordu telefonun diğer ucunda. Biraz sonra onun boğazını temizlediğini duydu yeniden.

“Annen, yani Rümeysa! Bir türlü toparlanamadı Akın’dan sonra. Oğluna sahip çıkamamakla suçladı kendini. O sabah elinde oltalarla çıkarken, nereye gittiğini sormadığı için suçluyordu. Oysa Akın hep gidiyordu oltasıyla balığa. Nereden bilecektik ki o gün bir tekneyle açılmaya heves edeceklerini. Çocukların hiç biri kurtulamamıştı. Hepside iyi yüzen çocuklardı üstelik bunların. Olmuştu işte olacak olan. Ben de çok zor kabullendim tabi ama Rümeysa hiç kabullenemedi. ‘Gelecek balıktan!’ diyordu, “Gelecek biliyorum!'”

“Çok üzüldüm gerçekten!” diyebildi Lale.

“Sen bir yaşına bile girmemiştin ağabeyin öldüğünde. Rümeysa neredeyse lohusaydı yani. Doktorlar bunun da çok etkisi olduğunu söylediler bu travmayı bir türlü atlatamıyor oluşunda. Her neyse tedavi  ilaçla devam etmeye başladı bir süre sonra. Bu arada sana ben baktım sürekli. Akın’ın ölümünden bir yıl geçtikten sonra annen artık iyi olduğuna ve sana annelik yapabileceğine ikna etmeye çalışıyordu beni. Onun uzun uzun dalmalarına, evde bir şeyleri unutup durmalarına alışmıştım ben zaten. İşimden de ayrılmıştım bu arada. Babamın bıraktığı yerler vardı kirada. Onlarla idare ediyorduk. Sonunda o kadar yalvardı ki seninle kısa kısa parka gidip gelmesine izin vermek zorunda kaldım. Karıma sen çocuğumuza bakacak kadar iyi değilsin diyemiyordum ki. Park çok yakındı evimize. İlk başlarda ona belli etmeden takip ettim ikinizi. Ben zaten o seni çıkaramdan altını değiştiriyor, karnını doyuruyordum. Çoğunlukla uyku saatine denk geliyordu çıkmanız ve arabada uyuyordun annenle gezerken.”

“Annen demesek!” dedi Lale utangaç bir sesle. Durdu Barbaros bey yutkundu.

“Tamam!” dedi sonra, “Haklısın!” ve devam etti anlatmaya, “Bir terslik var gibi durmuyordu gerçekten. Annen seninle dışarı çıktığında o kadar mutlu oluyordu ki onun sahiden düzelmeye başladığını ve bunun da senin sayende olduğuna inanmaya başlamıştım. Bende çok mutluydum elbette bundan. Bir kaç kez de ikinizi yanlız bırakıp bakkala gidip geldim. Bir seferinde altını bile değiştirmişti. Arada sana Akın dediği oluyordu ama bu tuhaf bir durum değildi. Sen zaten çok sakin bir bebektin. İnsanı hiç yormuyordun gerçekten. Neyse uzatmayayım. Bir gün Rümeysa seninle parka gitti yine, bende artık sorun olmadığına inandığım için evdeki işlere daldım. Onları da yapamıyordu çünkü. İşimi bitirip saate baktım. Dönmeniz gereken saat gelmişti. Beş dakika, on dakika geçti. Parkta oyalandığınızı düşündüm ama yine de duramayıp çıktım dışarı. Park görünüyordu olduğum yerden ama orada değildiniz. Hızlı adımlarala yürüdüm parka doğru. Hatta parkın etrafını bile dolaştım İkinizden de eser yoktu.”

“Yani  o park değil mi beni unuttığu yer?” diye böldü Lale şaşırarak.

“Hayır, keşke öyle olsaydı! O gün nedense her zaman gittiğimiz parka gitmek yerine başka bir yere gitmişti. ‘Bütün parklar birbirine benziyordu'” dedi sonradan. Ben paniğe kapılmıştım. Onun aklına güvenip seni emanet ettiğim için hayatım boyu vicdan azabı çektim zaten. ”

“Eve kendisi mi geldi?”

“Onu bulmuşlardı evimizden çok uzakta bir yerde sahilde. Oğlunu beklediğini söylemişti ağlayarak yanından geçenlere. Onun kendinde olmadığını farkedenler polisi aramışlardı hemen. Bende paniğe kapıldığım için karakola gitmiştim hemen. Bizi zaten tanıyorlardı. Rümeysa’nın durumunu da biliyorlardı. Sahilde bir kadın bulunduğu haberi gelince  o olduğunu anlamış ve gidip almışlardı. Sen yoktun onu almaya gittiklerinde. Rümeysa oraya nasıl geldiğini hatırlamıyordu. Seni nerede bıraktığını da hatırlamıyordu. ‘Parktaydım!’ diyordu sürekli, “O da benimleydi!'”

“Aman Tanrım’!” dedi Lale elinde olmadan, “Oralardaki parklara bakılmadı mı?”

“Bakılmaz olur mu? Bizim  evden oraya gidene kadar geçebileceği her parka bakıldı kimse onu ve seni hatırlamıyordu. Seni de kaybettiğini farkedince iyice çıldırdı. Ben artık yıkılmıştım. Polise yalvarıyordum her gün seni bulmaları için. Günlerce aradılar. Ben de aradım. Anneni yatırmak için hemen bir yer buldum. Onu zaptedemiyordum artık evde. Pencerelere, kapıya saldırıyor ‘Ben çocuklarımı istiyorum!’ diye bağırıyordu. Doktoru bir klinik ayarladı hemen. Önceleri bir süre yatılı kalması için diye konuştuk. Bende bu arada seni arayacaktım polisle.  Polis seni aramayı bıraktığında ben hâlâ sokakları adımlıyordum, Rümeysa ise verilen sakinleştiricilerle artık boş boş bakıyordu sadece. İki evladımı ve karımı böylece peşpeşe kaybettim!” diyerek hıçkırdı Barbaros bey, “Özür dilerim kızım. Bunlar senin suçun değil elbette!” dedi sonra sesi titreyerek.

Lale ne diyeceğini şaşırmıştı.  O arada Turhan bey bulup almıştı onu muhtemelen. Polis parka gelmiş olsa bile zaten boştu park.

“Nerede oturuyordunuz siz?” dedi sonra.

“Kayabaşı mahallesinde!”

O sırada Turhan beylerin oturduğu evin yerini bile bilmiyordu ki Lale. Bu soruyu neden sorduğunu da anlayamadı o yüzden. Sanki kaybolduğu yer ile bulunduğu yerin haritasını çıkarmak istiyordu kafasında. Babasını bu konuda hiç  konuşturmadığı için bulunduğu parkıda öğrenemeyecekti elbette bundan sonra.

“Teşekkür ederim” dedi sonra mahcup bir sesle, “Bütün acılarınızı tazeledim sanırım!”

“Kızım sen yıllar sonra hayatımda olan en iyi şeysin şu an! Senden özür mü dilesem. Ne desem inan bilmiyorum. Rümeysa inan kendinde değildi. O gerçekten çok iyi bir insan, çok iyi bir anneydi ama Akın’ın ölümünden sonra aklını koruyamadı yavrum. Yoksa seni asla bırakmazdı. Bırakmazdık.”

Barbaros beyin yalvarır gibi konuşması iyice içini dağladı Lale’nin.

“Evet” diyebildi belli belirsiz.

Barbaros beyde susmuştu şimdi. İkisi de bundan sonra ne söyleyeceğini bilmiyordu artık.

“Nasıl buldunuz beni sonra?” diye sordu Lale. Çünkü babasına gelmişlerdi.

“Ben seni aramaktan hiç vazgeçmemiştim. Tıpkı Turhan bey gibi her yere haber bırakmıştım. Bir dedektif bile tuttum hatta ama işe yaramadı. Sonra bir gün bir arkadaşım aradı  ve bana babandan bahsetti. Ona da başkası anlatmıştı. ‘Dinleyince senin hikayene benzettim. Çok düşündüm söyleyip, söylememeyi yani yaralarını deşer gibi ama!’ dedi çekine çekine. Daha öncede birilerinden haberler gelmişti ama hiç birinin altından bir şey çıkmadı. O kadar çok yıl geçmişti ki üzerinden uzun süredir aldığım ilk haberdi bu.  Yine de babanın bilgilerine ulaştık arkadaşımın aracılığıyla. Baban beni karşısında görünce o kadar şaşırdı ki, onun bu tuhaf ifadesindene bir anlam vermeye çalıştım bende. Yani kapıyı açtı ve donup kaldı öylece.”

“Neden?”

“Sen bana çok benzediğin  içinmiş. Daha beni görür görmez anlamış niye geldiğimi. Annen de çok şaşırmıştı. İyilerdir inşallah!”

“İkisini de kaybettim!”

“A! Çok üzüldüm yavrum, iyi insanlardı onlar! Seni onlar buldukları için şanslıydın hatta. Onların sayesinde başına kötü şeyler gelmeden bu kadar iyi yetişebildin. İnşallah haklarını helal etmişlerdir bize!”

“Onlar çok iyi insanlardı gerçekten!” derken ağlamaya başladı Lale’de.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s