Gönül kapısı – Bölüm 10

Bir şeyler mi değişiyordu içinde emin değildi Lale. Belkide halasının baskılarından bunaldığı için zihni ona oyunlar oynuyor ve ailesini görmesini söylüyordu. Öz anne  ve babasını. Turhan bey o gün kızına öz babasına ulaşmak için gerekli bilgilere nasıl ulaşacağını söylemişti.  Bilgiler Lale’nin odasında başucundan hiç ayırmadığı Nuran hanımın gülümseyen fotoğrafının arka tarafına yazılıydı.

“Onun yüzüne karşı söyleyemediğim için oraya yazdım!” demişti Turhan bey mahcup bir edayla gülerek, “Hayatımda ilk kez ondan gizli bir iş yapıyorum!”

Lale neredeyse unutmuştu bu konuşmayı onları asla bulmayı düşünmediği için. Hatta aklına bile yazdığını sanmıyordu ama o gece halası “Annende böyle isterdi!” dedikten sonra yukarı çıkıp Nuran hanımın fotoğrafına bakmıştı. Her zaman eline alıp, sarıldığı çerçevenin her nasılsa birden arkasındaki çentikler boşalmış ve fotoğrafı çerçevenin içinde tutan kalın karton zemin ayrılıvermişti elinden. Onu yerine oturtmak için çerçevenin arkasını çevirdiğinde görmüştü babasının el yazısını.

“Barbaros Çelik” ve karşısında bir telefon numarası yazıyordu. Karton elinde kalmıştı öylece. Ani bir kararla kartonu komodinin üzerine bıraktı ve telefonunu alıp numarayı kaydetti.

“Şimdilik burada beklesin bakalım!” diye mırıldandı kendi kendine.

O gece rüyasında Nuran hanım ve Turhan beyi gördü.  Doğum günü kutluyorlardı. Bir parktaydılar nedense. Sonra bir kadın görüyordu onlara uzaktan bakan. Tanıyordu onu öz annesiymiş. Sonra uyandı birden bire.

“Bu da ne demek şimdi?” dedi kendi kendine. Dönüp baktı annesinin fotoğrafına yeniden. Merak ediyordu nasıl unutulurdu bir çocuk parkta? Bir çocuk nasıl unutulurdu?

Ertesi sabah kalktığında Feryal hanım hiç bir şey olmamış gibi davrandı neyse ki. Lale’de akşamki konuşmalarını yok saydı kendi kendine. Mesut yemeğe gelecekti artık söylenmişti. halası ile arasını bozmasına bir gerek yoktu. Sonuçta Mesut ile arkadaşlığının ipleri onun elindeydi. İstese halasına rağmen bitirebilirdi. Bu yüzden yaptıkları ve hevesi için halasını kırmamaya karar verdi. O Mesut’u reddettiğinde nasıla yapacak bir şeyi kalmayacaktı onunda.

Bir kaç gün sonra Mesut Feryal hanımın belirttiği saate kapıdaydı Elince kocaman iki buket çiçek vardı. Biri Feryal hanıma, diğeri Lale’ye.

“Aynı akşam böyle değerli iki hanımla yemek yememiştim hiç!” diyerek bütün gece neredeyse Feryal hanımın ayaklarını yerden kesmeyi başardı. Lale gülümseyerek izliyordu olanları. Bu adam istediği anneyi veya halayı kandırırdı böyle kızın rızası olmasada.

Feryal hanım içeri fırına bakmaya gittiğinde.

“Kızmıyorsun değil mi?” dedi Lale’ye fısıltıyla.

“Hayır aksine çok eğleniyorum!” dedi Lale gülerek.

“Emin ol sana söylediğim her şey yürekten ama büyüklerimizi mutlu etmek bizim görevimiz!”

“Elbette halam çok mutlu bu gece”

Feryal hanım Mesut’u seçtiğinden bir kez daha mutlu oldu o gece.

“Gördün mü ne nazik çocuk!” dedi o daha kapıdan çıkar çıkmaz. Zaten beklediği bu atak karşısında, “Evet halacığım sahiden öyle!” dedi Lale. Birlikte mutfağı toplarlarken Feryal hanım Mesut’da gördüğü üstün özelliklerin altını çizdi defalarca.

Lale hiç birine muhalefet etmedi bu defa. Aklında başka şeyler dolanmaya başlamıştı yine.

Ertesi sabah kalkar kalkmaz telefonu eline aldı. O yeni uyanmıştı ama aslında saat çoktan on bir olmuştu bile. “B” harfine basarak Barbaros isimli kaydı ekrana getirdi. Zaten ondan başka bu isimde bir kaydı yoktu. Parmağı ara tuşuna gidip gitmemekle tereddüt ediyordu.

Telefonun çalması ile sıçradı yerinden bir anda.  Kayıt ekrandan gitmiş Mesut’un adı gözükmüştü yerine.

“Alo” dedi uykulu bir sesle.

“Günaydın! Bu gün bir planın var mı diye soracaktım!”

“Var!” diye uydurdu bir anda.

“Ne planın var? Erteleyemez misin?”

“Yok erteleyemem!”

“Annemle bir yemek ayarlamak istiyordum.”

“Annesi ile yemek mi ayarlayacakmış?” dedi kendi kendine, “Nereye gidiyoruz biz böyle?”

“Benim bir akraba ziyaretine gitmem gerek. Çok önemli!” dedi bir anda.

“Akraba ziyaretinin neresi önemli ve ertelenemez olabilir ki Lale?”

“Bu gerçekten öyle. Sonra konuşuruz olur mu? Geç kalmak istemiyorum.”

Mesut’un bir şey demesine fırsat bırakmadan kapattı telefonu. Halası, Mesut’un annesi. Bir sonraki adım neydi acaba?

Telefonda “B” harfini buldu hemen yeniden ve bastı ara tuşuna bu sefer.

İkinci çalışta açıldı telefon “Aytaç? Kızım.” dedi karşıdaki adamın sesi heyecanla.

Bir an için tereddüt etti ama “Lale” dedi sonra, “Yanlış aradım sanırım!”

“Ah Lale tabi! Hayır doğru aradın kızım. Kusura bakma. Aramayacağından o kadar emindim ki şaşkına döndüm şu anda!”

“Siz bana Aytaç mı dediniz az önce?”

“Bu sana bizim taktığımız ad” dedi Barbaros bey sesi titriyordu konuşurken.

“Yani siz benim babamsınız öyle mi? Yani öz babam”

“Evet kızım.”

“Neden bıraktınız beni o parkta?”

Karşıda bir sessizlik oldu, “Bu  telefonda anlatılacak bir konu değil inan baba. Şayet sen beni ziyaret etmek istersen!”

“Hayır!” ded Lale kapattı telefonu bir anda. Nedense paniğe kapılmıştı bir anda “Telefonumu biliyormuş” dedi kendi kendine, “Babam ona da benim numaramı vermiş demek ki. Peki neden hiç?” dudaklarını ısırmaya başladı birden. Yataktan kalkmış odanın içinde bir o yana bir bu yana gidiyordu.

“Suratına kapadım telefonu az önce!” dedi kendi kendine, “Hayır bu ben değilim. Çok ayıp gerçekten!” diyerek yeniden aradı numarayı.

“Sorun değil, seni anlıyorum. Gelmek zorunda değilsin!” dedi Barbaros bey.

“Ben buna hazır olduğumu sanmıyorum!”

“Tamam. Telefonda da konuşabiliriz senin için daha rahat olacaksa!”

“Evet sanırım öyle olacak.”

“Sana hikayeni mi anlatmamı istiyorsun.”

“Sanırım istiyorum, evet!”

“Şimdi mi anlatayım.” dedi Barbaros bey.

“Uygun değil  misiniz?”

“Yo uygunum!” diyerek boğazını temizledi önce adamcağız, birden bire beklemiyordu tabi ki kızının aramasını, o ne istiyorsa yapardı. Ne istiyorsa hem de.

“Akın yani ağabeyin senden çok büyüktü. Tam on yedi yıl vardı aranızda. Oğlumuz büyüyünce tek çocuktan fazlasını istediğimize karar vermiştik. Yani sen bir kaza eseri değildin. İstediğimiz için dünyaya geldin. Akın’ın en büyük zevki balık tutmaktı. Her zaman limana giderdi oltasını alıp. Arkadaşının babasının teknesini kaçırıp balığa gideceklerini kimse düşünememişti. Bir kaç genç ve deneyimsiz delikanlı hava durumuna bakılması gerektiğinden habersiz denize açılmışlardı. Dinliyor musun?”

“Evet dinliyorum!”

“Tamam. Tekneyi idare edememişler. Anlamışsındır. Geri dönmediler. Hayatımızın en büyük şoku ve acısıydı bu bizim için. Artık delikanlı olan dünya tatlısı oğlumuz, canımız, bir anda elimizden kayıp gitmişti. Hem de bir gençlik hevesiyle bizlerden habersiz bir tekneyle açıldığı için. Çok büyük bir bedeldi bu o yaşta çocukların hataları için ama olmuştu. Onlar hayatları ile bizler ise sönmeyen bir yangınla ödedik bunun bedelini.”

Lale onun ağladığını duyabiliyordu telefonda. Bir anda hikayenin dışına çıkmış sanki başka bir şeyler dinliyor gibi hissetmişti. Tıpkı babası Turhan beyin hikayelerini dinler gibi.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s