Kısmet işi – Bölüm 15

İsmail ustaya annesi ve Semanur teyzenin konuşmalarını duyduğunu anlattı sonra detaylarıyla.

İsmail bey durdu bir süre “Kasap Faruk’un oğlu mu bu Mehmet yani?”

“Babası kim ne bileyim İsmail amca annesinin adı Safiyeymiş işte!”

İsmail bey cevap vermeden masasına döndü ve çekmeceklerinde bir şeyler aramaya başladı. Gülce merakla bakıyordu onun ne yaptığını anlamadığı için. Biraz sonra elinde Mehmet’in şirketine hazırladığı proje dosyasıyla geldi. Dosyanın projeyi hazırlayan ve noterden onaylatılan kısımlarında nüfus kağıdının örneği vardı.

“Baba adı Yusuf, anne adı Kerime” diye okudu yüksek sesle.

Gülce hemen gitti adamın yanına aldı dosyayı elinden. Evet bu Mehmet’in nüfus kağıdyıdı. O da okudu aynı isimleri yüksek sesle. Sonra dönüp ustaya baktı.

“Allah iyiliğini versin!” diye gülmeye başladı İsmail usta, artık iyice sinirleri bozulmuştu zavallı adamın.

Gülce’de gülse mi, ağlasa mı bilemedi, “Şimdi ben onca lafı yanlış adamamı saydırdım sürekli yani?” dedi şaşkın şaşkın.

“Korkarım öyle!” dedi usta.

“E ama o da hiç bozuntua vermedi, ‘sen ne diyorsun ?’ diye sormadı!”

“Kızım senin bir yaptığın bir yaptığına uymuyor ki, deliliğine vermiştir adam! Gelsin istemiyordun zaten, o da küstü gelmiyor işte.”

Gülce hâlâ anlalmaya çalışıyordu olanları, “Yani bu Mehmet’i annemler bulmamış öyle mi?”

“Anlatan sensin  kızım, söylediklerine göre bu o Mehmet değil işte!”

Gülce oturdu arkasındaki tabureye.

İsmail usta üzüldü bu sefer kızın halini görünce, “Yoksa sen?” dedi çekinerek.

“Aptalın biriyim galiba!” diyerek ağlamaya başladı Gülce. Onun da iyice sinirleri bozulmuştu.

İsmail usta elinden geldiğince onu teselli etmeye çalıştı.

“Nasılsa gene yüzyüze geleceksiniz bu işler için. O zaman daha iyi davranır gönlünü alırsın” dedi çaresizce.

“Ben çıkıp dolaşacağım biraz!” diyerek çıktı Gülce atölyeden. Çok kafası karıştığında gidip yürüyüş yapar, sonra bir şeyleri çözmüş olarak geri gelirdi. Bundan öncekilerde hep iş için yapmıştı bunu. Bu defa çözüp gelebilecek miydi İsmail usta da emin değildi.

“Gelir bu oğlan duramaz!” dedi kendi kendine.

Mehmet aklı sürekli atölyede olmasına rağmen kendini ofisteki işlere vermeye çalışıyordu. Devamlı dışarıda olduğundan burada da yığılan işleri vardı. İçinden bir ses sürekli atölyeye gidip Gülce ile konuşmasını söylüyorsa da, sesi bastırmanın bir yolunu buluyordu.

“En fazla reddedilirsin. Şu andaki halinden ne farkı olur ki bunun? Şimdi ne olduğunu da bilmiyorsun?” diyordu sürekli aynı ses.

“İlla bir şeyleri sözle duymak gerekmez. Her şey yeterince açıktı işte! Niye kendimi daha kötü bir ruh haline sürükleyeyim?”diye cevap veriyordu sese. Oysa üzerinde Gülce’nin imzası olan kağıtlar geldiğinde bile mutlu oluyordu önüne. Şu Zekai denilen adam bir gün sonra gelse belki de çok farklı şeyler olacaktı diye düşünüyordu arada birde ama her şey olması gerektiği zamanda olurdu. Kendini toparlayıp işlerine odaklanması gerekiyordu. O atölye artık sadece birlikte iş yaptıkları bir yerdi. Çok sıkışırsa İsmail ustayı arardı zaten.

“Sahi onu neden aramıyorum?” dedi sonra elindeki dosyaları bırakıp. Sonuçta ona da farklı işler söylemişti. Hem orada neler olup bittiğini de öğrenmiş olurdu böylece.

Hemen çevirdi İsmail ustanın telefonunu.

Gülce uzun bir yürüyüş yapmış, biraz da ağlamıştı. Nasıl bu kadar tesadüf olabilirdi ki?Nasıl duyduğu isimle, sonradan  gönlüne giren adam ardı ardına gelirdi ve aynı isimde olurdu. Bu kadarı filmlerde bile olmazdı ama onun başına gelmişti işte. Bir de annesi ve Semanur teyzeye saydırıp durmuştu içinden. Belki de kabul etmemişti onların Mehmet parayı.

“Yok, yok! İnşallah bunu hiç teklif etmemişlerdir bile!” dedi sonra kendi kendine.

Mehmet’in atölyeye gelişleri ve söylediklerini düşündü sonra tek tek. Onun hiç bir şeyden haberi yokken ve büyük ihtimalle tüm içtenliği ile bir şeyler söylemeye yapmaya çalışırken, Gülce onu bir güzel terslemiş ve elinin tersiyle itmişti. Zekai amcanın söylediklerini de duyduktan sonra bir daha hiç gelmemişti sonra.

“Yok ama artık!” dedi sonra kendi kendine, “Yoksa o Barış’ı mı sevdiğimi düşündü hâlâ! Yok canım söyledim ya Zekai amcaya duydu. Olmaz o iş bir daha diye! Allah’ım ne tür bir salağım ben acaba?”

Adama durup durup “Bu bir  oyun!” deyip durmuştu. Ne anlamıştı acaba bu söylemden zavallı. “Seninle oynuyorum!” anlamıştı sonunda muhtemelen. Paradan da bahsettiğini hatırlıyordu bir ara. Allah’tan açık açık söylememişti bir şey. O zaman iyice rezil olurdu. Peki o dosyayı nasıl bulup gelmişti o zaman?

Gerçekten mi takside bulmuştu yani? Başından beri her şeyi doğru söylemişti Mehmet ama Gülce sadece kafasının içindekileri duyup inanmıştı. Yine de Zekai amcadan onu kurtarmak için gelip sarılmıştı biz nişanlıyız diye. Korumuştu onu. Gülce öyle heyecanlanmıştı ki onun kollarında olmaktan. İsmail amcanın gülümseyen bakışları olmasa kendini kaptırmıştı bile çoktan. Onun bakışlarını ne olarak düşündü hatırlamıyordu ama birden bire kayıp ayrılmıştı kollarından. Şimdi o kollarda olmak için çok şey vermek isterdi ama bunca salaklıktan sonra neyi nasıl düzeltse o da bilmiyordu.

“Bir şey bitmiş sayılmaz aslında!” dedi sonra kendi kendine, “Belki biraz zamana bırakmak gerekiyordur!”

Sonra yeniden ağlamaya başladı. Bu halde atölyeye veya eve gitmek istemediği için yolu uzatıp çocukken en çok gitmeyi sevdiği parka doğru yürüdü. Babasıyla ikisi buraya gelirlerdi hep. O zamanlar parkta bu plastik kaydırak ve salıncaklar yoktu elbette. Tahta merdivenleri olan demir bir kaydırak vardı. Güneşten kızınca bacakları yandığı için kayamazdı. Babası mendilini çıkartıp sererdi altına canı yanmasın diye. Pantolonun yan cebinde her zaman kumaş bir mendili olurdu babasının. Terlediği zamanda çıkarıp onunla silerdi alnını. O da her zaman korur ve kollardı Gülce’yi. Babası gittikten sonra çok güvensiz hissetmişti kendini zaten. Sağolsun İsmail amcanın desteği çok büyüktü her zaman ama bir kızın babası gibi olamazdı hiç kimse. Kimse bir baba gibi sarılıp, güvende hissettiremezdi onu.

“Mehmet gibi” diye mırıldandı sonra. Evet onunla hissetmişti bu duyguyu yeniden. Huzurlu ve güvende hissetmişti onun kollarında. İyice doldu gözleri. Sakinleşeyim dedikçe doluşuyordu düşünceler aklına. Sanki yıllardır geriye ittiği her şey kontrolden çıkmış, biriken tüm göz yaşları sıraya girmişlerdi gözlerinin ardında. Böyle giderse gözleri de şişecekti. Gülizar hanıma farkettirmeden yatağa ulaşması gerekirdi o zaman. Yoksa anlattırana kadar bırakmazdı derdini. Başka bir şey uydursa da inanmazdı zaten. Son günlerde sürekli onu izlediğini biliyordu Gülce.

“Yakında sorar neyin var?” diye, “Aptallığımı anlatsam ne der acaba?”

(devam edecek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s