Kısmet işi – Bölüm 14

“Kızım neden zamanında anlatmadın ki bunları!” dedi iç geçirerek.

“Anlatsam ne olacaktı usta? Semanur teyze ile annemi düşünsene. Ne hissedecek, ne düşüneceklerdi. Bunca yıllık dostlukları bozulacaktı belki de.”

“E böyle yanına kâr mı kalacak bunu yapanların her zaman?”

“Allah’a havale ettim ben. Boşver sen de üzülme. Bak anlat dedim anlattım. Haydi işimize bakalım şimdi!”

“Olmaz!” dedi İsmail usta ters ters.

“Mehmet’i anlat şimdi!”

“Mehmet’in nesini anlatayım İsmail amca?” dedi çaresizce Gülce, ne oluyordu bu adama bu gün böyle. Sabah Zekai amca, şimdi de İsmail amca, hepsi anlaşmışlar mıydı bu gün acaba?

“Barış güvenini kırdığı için mi istemiyorsun bu adamı sen?”

“Mehmet bey ile aramızda bir şey yok İsmail amca, sen zaten bizimlesin her dakika. Nereden çıkardın bunu şimdi?”

“Bıraksan olacak ama bırakmıyorsun ki?”

Gülce’nin sinirleri gerilmeye başlamıştı giderek. Annesi ve Semanur teyze ile uğraşmaktan bıkmıştı zaten. Tek kafasını dinlediği yer atölyeyken şimdi İsmail usta çıkmştı başına!

“Haydi işimize bakalım!” dedi Gülce ters ters. İkisi de kendi tezgahlarına döndüler. Bu karmaşada Mehmet’in neden gittiğini de tam anlayamamıştı Gülce aslında. Giderken “Döneceğim” demiş miydi onu da duymamıştı ama şimdi İsmail ustaya bunu soramazdı.

“Gelirse gelir zaten!” dedi işine devam ederken.

Ertesi gün, daha ertesi gün ve daha ertesi gün gelmedi Mehmet.

“Barış salağının yüzünden küstürdü oğlanı!” diyorsu İsmail usta kendi kendine. İpek’e öfkesi dinmemişti günlerdir. Gülce’nin kızın annesine her şeyi anlatması gerektiğini düşünüyordu öfkesinden ama sonra Gülce’ye hak veriyordu. Bu yaşlarına geldikten sonra nasıl bakacaklardı bu olay yüzünden birbirlerine sonra. İster istemez etkileyecekti Gülizar hanımı bu olay. Tanırdı ikisinide yıllardır. Sessiz dursa da iyi gözlemciydi İsmail usta. Semanur hanım vicdan azabından ölürdü kesin kızının yaptıklarını duysa. Kaçar giderdi buralardan. Gülizar hanım da arkadaşını kaybetti diye kahrından ölürdü. Barış’ı hiç barındırmazlardı mahallede muhtemelen. Aslında o da gidip oğlana iki çift laf edebilridi. Bir de utanmadan babasını yolluyordu atölyeye. Kendi yüzü yoktu tabi Gülce’nin karşısına çıkmaya. Şu kıza yapılacak şey miydi bu? Haydi aralarında bir şey olmasa bile ne işi vardı evli kadınla sabaha değin birlikte. Nerede bir araya gelmişti bunlar bir de onca saat. Barış’ın demesine göre kız gelip ağlamıştı Barış’ın ölen ağabeyinden bahsedip. Gelirken de şarap falan almıştı. Barış’ın da zayıf karnıydı ağabeyi zaten. Yıllardır unutmamıştı acısını. Ketumdu o da Gülce gibi kimselere anlatmazdı. Konuşacak birini bulunca zayıf mı düşmüştü nedir. İçip konuşmuştu kızla, artık ne kadar içtiyse sabah yanında uyanmıştı İpek’in.

“Ağabeyine çok benziyorsun dayanamadım!” demişti İpek sırıtarak.

Utanmadan bir şey olmadı diyordu daha Gülce’ye. Kız ağzıyla söylemiş işte ne olduğunu. Hem sarhoştum hatırlamıyorum deyip, hem bir şey olmadığını ne biliyordu sanki. Olmuştu bal gibi. Olmamışsa da olmuştan beter olmuştu. Haklıydı Gülce, bunun şüphesiyle, hatta düşüncesiyle yaşanır mıydı bir ömür boyu. Her şeylerine gelecekti o arsız İpek kocasıyla bir de. Utanmadan gözünün içine bakacaktı Gülce’nin. Öyle sinirli çalışıyordu ki İsmail usta bunları düşünerek. Kapıdan giren adamı farketmedi Adam doğrudan onun tezgahına geldi.

“Beni Mehmet bey gönderdi. Şu dosyalara bakacakmışsınız. Bir de ‘Bana söyleyeceği bir şey var mıymış?’ diye sordu dedi.”

“Gelmeyecek miymiş kendisi?” dedi İsmail usta ters ters. Barış ve İpek’e olan öfkesini toparlayamamıştı birden. Adam da afalladı onun ses tonunu duyunca.

“Özür dilerim kafam dağınık biraz!” dedi sonra farkedip İsmail usta, “Her gün gelirdi de merak ettim bir şeyi mi var diye?” diyerek toparladı ses tonunu da lafını da

“Yoğun çalışıyor, gelip gelmeyeceği ile ilgili bir şey söylemedi. Dosyalara baksın haberleşiriz dedi sadece.”

“Tamam bakarız biz!” dedi İsmail usta gönderdi oğlanı.

Gülce adamın söylediklerini duymuştu. İsmail usta bir şey söylemeden götürüp bıraktı onun tezgahına dosyayı. Sonra döndü kendi yerine.

Gülce çayını alıp oturdu dosyanın başına. İstenilen her şey net bir şekilde hesaplanarak yazılmıştı. Teslim zamanları belliydi. Daha önce gelip kendi söylediği her şeyi dosya haline getirmişti Mehmet bu kez.

“Oyun sona erdi herhalde!” dedi Gülce dosyayı kaldırıp arkadaki tezgaha bıraktı. Gözleri dolmuştu elinde olmadan, “Ne hafta ama!” diye söylendi kendi kendine. Zekai amcanın ziyareti ile başlayan hafta, duygusal fırtınalarla devam ediyordu. Üstelik İsmail amca da bir tuhaftı kaç gündür.

Tam neşesine kavuşmuş, keyfi yerindeyken yeniden yüzü asılan kızına ne olduğunu merak ediyordu Gülizar hanım.

“Mehmet ile mi bozuldu araları acaba?” dedi Semanur hanım

“Ay ne bileyim sorulmaz ki buna da şimdi bir şey. Parlayıverir!”

“İsmail usta bilmez mi ona sorsana!”

“Aman ne bilecek o!”

“Kız öyle deme akşama kadar dipdibe bunlar. Oğlan da atölyeye gelip gidiyor. Mutlaka vardır onun haberi” dedi Semanur hanım. Gülizar hanımın aklına yattı bu son sözler. Ertesi gün Gülce’nin sabahtan malzemecilere gideceğini biliyordu.

Sabah kızını yolladıktan sonra pencereden onun uzaklaştığını kontrol etti ve indi atölyeye. İsmail usta düşünceli düşünceli çalışıyordu tezgahında. Karşısında Gülizar hanımı görünce şaşırdı bir an.

“Bir şey mi oldu?” dedi hemen. Kadıncağızın kocası sağken de atölyeye inme adeti hiç yoktu çünkü.

“Yok usta merak etme bana bir şey olduğu yok. Gülce’yi soracaktım!”

“Malzemeciye gitti söylemedi mi?”

“Biliyorum söyledi. Yani biraz üzgün de son günlerde! Bir şey de anlatmıyor.”

Dilinin ucuna geldi bir şeyler İsmail ustanın sonra toparlandı, “Yoruldu biraz ondandır.” dedi kısaca.

“Yani araları bozuk değil, değil mi şu şeyle!”

İsmail usta baktı kadının suratına, bal gibi anlamıştı kimi sorduğunu aslında.

“Mehmet bey diyorum. Hani onunla iş yapıyorsunuz ya?”

“Yok Mehmet bey uğramıyor zaten bir süredir işleri çokmuş”

“Ya! Kolayca halleder o zaman. Neyse ben merak ettimdi. Çıkayım o zaman eve!”

Başını salladı İsmail usta kadına bakıp. Zekai beyin geldiğini de söylememişti muhtemelen annesine Gülce. Ne desindi o da kadına şimdi. Kendisi de çözememişti ki zaten Mehmet ile sorunun ne olduğunu.

Gelmiyordu adam da işte, tam da Zekai beyin geldiği saati bulmuştu gelecek o da. Nasıl bir talihi vardı bu kızın böyle. Cemal bey sağ olsa çok üzülürdü bu olanlara muhtemelen.

Mehmet bir kaç gün daha gelmeyince, İsmail bey duramadı yine, “Bu Mehmet bey bir şeye mi kızdı dersin? ” dedi Gülce’ye, “Burada çıkmazdı şimdi de hiç uğramıyor!”

“Para buraya kadar yetmiştir!” dedi Gülce alaycı bir sesle.

“Ne parası?”

“Ah İsmail amca ah!” dedi Gülce sonra, “Annem ve Semanur teyze bu adama benimle çıkması için para verdiler!”

“Ne?” dedi adma şaşkın şaşkın, “Daha neler duyacağım?”

“Sen bir de bana sor!” dedi Gülce bozuk bozuk.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s