Kısmet işi – Bölüm 13

Mehmet, Zekai amca ile konuşulanları duyduktan sonra bir işi çıktığını bahane edip ayrıldı atölyeden. Artık kendini gerçekten küçük düşürdüğünü hissetmeye başlamıştı. İsmail bey Mehmet’in gidişininin eski nişanlı ile ilgisi olduğunu anlamıştı ama bunu Gülce’ye nasıl söyleyeceğini bilemiyordu. Bu sabah onu gördüğüne çok sevinmişti. Zekai beyin Gülce’yi yeniden Barış için kandırmasını hiç istemiyordu.

Gülce’nin Barış ile de çok mutlu olduğuna şahit olmuştu. O da sevmişti üstelik delikanlıyı. Gerçekten düzgün bir çocuktu, Gülce’yi de çok sevdiği belli oluyordu. Sonra ne olduysa Gülce günlerce içine kapanmıştı. Çok acı çektiği her halinden belli oluyordu. Yine tam evleniyorlar derken olmuştu her şey. Defalarca sorduğu halde Gülce yanıt vermemişti olanlar ile ilgili. Sonra bir gün Barış ile ayrıldıklarını söylemişti sadece. O da haberi olsun diye muhtemelen. Barış bir kaç kez gelmiş atölyenin önünde beklemişti ama Gülce ya çıkmamış ya da çıkıp onu sert bir dille kovmuştu. Bu oğan her ne yaptıysa bu kızı hem çok üzmüş, hem de çok acı çekmesine neden olmuştu. İsmail usta bu dönemde Gülce’ye nasıl yaklaşacağını bilemediği için uzaktan izlemiş, kızın gözlerindeki hüznü gördükçe de kahrolmuştu. Hiç huyu olmadığı halde Gülizar hanıma bile sormuştu ne olduğunu. O da İsmail ustanın bildiğinden fazlasını bilmiyor hatta onun daha çok şey bileceğini umuyordu. Böylece karanlıklara gömülüp gitmişti Barış konusu.

Bu Mehmet denilen çocuğu da sevmişti İsmail usta, onun gözlerinde Gülce’ye olan aşkı görebiliyordu. Hiç yapmadığı bir şeyi yapmış imada bile bulunmuştu ona Gülce için. Cesaretlensin diye tabi. Barış’ın ardından kızın kendini nasıl işine adadığını en iyi o biliyordu çünkü. Bu yaşta bir kız yaşıtları ile vakit geçirmeli, sosyalleşmeliydi ki bir gelecek kurabilsin. Bu dükkanın içinde kim bulabilecekti ki onu yoksa. Nasıl olmuşsa Mehmet bulmuştu işte. Hem de o uğurlu yarışma sayesinde. Kazandıkları ilk yarışma. Bu da bir işaret olsa gerekti işte. İyi bir şeyler olacağının işareti.  Tıpkı Mehmet gibi İsmail usta da çok anlayamamıştı Gülce’nin Mehmet’e olan tavrını. İkisinin ne kadar uyumlu olduklarını ve anlaştıklarını görüyordu ama kızın geride durduğunun da farkındaydı. İlla ki biliyordu bir şeyler ki geri duruyordu Gülce. Akıllı bir kızdı o. Güveni tamdı İsmail ustanın ona. Yine de ikinci kez mutluğun avuçlarından kayıp gitmesine seyirci kalmak istemiyordu bu defaç Annesine bile açılmıyordu bu kız, öyleyse kime ne anlatıyordu. Nasıl içini boşaltıp rahatlıyordu.Görüştüğü tek bir arkadaşı bile yoktur iki yıldır. İlk kez Mehmet ile yeniden dışarı çıkmıştı. Bu bile onun ayrıcalıklı olduğunun göstergesi değil miydi zaten.

Mehmet bir bahane bulup gittikten sonra Gülce ile konuşmaya karar verdi. Bu kez dışarıda durmayacak her ne yapmak istiyor ne hissediyorsa onun yanında olacaktı. Cemal beyin emaneti, evladı sayılırdı Gülce onun. Bir babaya ihtiyacı vardı belki de.

Mehmet’in gitmesinin ardından düşüncelere dalan kızın yanına gitti. Gülce onun geldiğini farketmemiş elindeki kahve bardağı ile oynuyordu kendi kendine.

“Yetişecek mi?” dedi kısık bir sesle önce. Gülce duymayınca sesini yükselterek tekrarladı sonra.

“Ha? Geldiğini duymadım İsmail amca kusura bakma! İşi mi diyorsun?” dedi dalgın dalgın.

“Aslında işi değil de, seni merak ediyorum daha çok!” dedi İsmail amca sevecen bir sesle.

Zekai beyin ziyaretini kastettiğini anlayan Gülce gülümsedi “Merak etme iyiyim ben! O konu kapandı biliyorsun!”

“İyi de niye kapandı onu bilmek istiyorum işte!”

Gülce yaşlı adamın gözlerine baktı, “Boş ver be İsmail amca, bilme ne olacak ki?” dedi hüzünlü bir sesle, “Bak ben biliyorum da bana bir faydası var mı?”

“Mehmet’i Barış yüzünden mi istemiyorsun?” dedi bu sefer yaşlı adam.

Gülce ondan hiç beklemediği bu sorular karşısında şaşırmıştı biraz, “Mehmet nereden çıktı şimdi?”

“İyi çocuk, yani Mehmet. İyi de anlaşıyorsunuz”

“Kötü biri olduğunu söylemedim evet iyi biri, bize de çok güzel iş imkanları sundu. Bak neler yapacağız bu iş bitince!” diye coşkulu olmaya çalıştı Gülce ama beceremedi.

“Kızım ben senin baban sayılırım. Yıllardır burada senin yanındayım. Kaşın eğilse bir derdin mi var anlarım. Bak annene de bir şey anlatmıyor muşsun. Bana anlattığın bende kalır. Boşalt şu içini de biraz rahatla artık. Hayat geçip gidiyor!”

Gülce’nin gözleri doluverdi hemen, “Kısmet işte ne yapacaksın” dedi fısıldar gibi.

“Neymiş kısmet olan? İnsan kısmetini kendi yaratır. Akıllı, güzel, ayakları üzerinde duran kızsın sen. Kaderine razı boyun eğecek aciz biri değilsin ki?”

“An geliyor çaresiz kalıyrosun işte İsmail amca? Öyle bildiğin gibi değil bazı şeyler!”

“Anlat o zaman nasılmış?”

“Yok anlatacak bir şey haydi işimize bakalım!” diyerek geçiştirmeye çalıştı Gülce.

“Gelme yarından itibaren. Ya şimdi anlatırsın ya da kendine başka yardımcı ararsın!” dedi İsmail usta kendinden beklenmeyen bir sertlikte.

Gülce, gülse mi, şaşırsa mı bilemeden baktı adamın yüzüne. İsmail usta gidip atölyenin kapısını kilitledi içeriden.

“Artık kimse de gelemez. Otur bakayım şuraya, ben de bir çay doldurayım. Konuşacağız. Bu böyle olmayacak. Ben bu dört duvarın içinde solup gitmeni izlemek istemiyorum daha fazla”

“Annemle mi konuştun sen İsmail amca?” dedi Gülce şaşkın şaşkın.

“Annen de bir şey bilmiyor!” dedi İsmail usta çayın suyunu dolduruken.

“Niye istemiyorsun bu Barış’ı sen bakayım?” diye başladı sorgulamaya sonra.

“Vay rezil vay!” diyordu İsmail amca Barış ile olanları duyduktan sonra, “O da mahallemizin kızı ama  biliyordum ben akıllanmayacağını. Zavallı Semanur hanım ne üzülmüştür kim bilir?”

“Onlar bilmiyor İsmail amca, sen de sakın söyleme!”

“Ne yani kızının senin nişanlınla aranı bozduğunu bilmiyor mu Semanur hanım?”

“Hayır bilmiyor, üzülür diye söyleyemedim!”

“O Barış olacak herif nasıl yapmış bunu peki?”

“Olmadı bir şey, ben sarhoştum diyor ama İpek her şeyi anlattı bana. Gece birlikte kalmışlar!”

“Bir de yüzüne anlattı öyle mi utanmadan!”

“Bir gecelikti dedi” dedi Gülce yere bakarak.

“Vah ki ne vah! Üstelik evli bu kız, annesinin ahretliğinin kızının nişanlısını ayartıyor, savunması da bir gecelik bir şey mi oluyor yani! Tüh! Tüh!”

İsmail usta bir türlü kabullenemiyordu duyduklarını.

“Aman İsmail amca gözünü seveyim ne annem, ne Semanur teyze, ne de başkası duymasın tamam mı?”

“Bu Zekai denen adam biliyor mu oğlunun ne halt ettiğini peki?”

“Biliyor sanırım. Barış ona da bir şey olmadı aramızda demiş!”

“Peki ya olmadıysa?” dedi İsmail usta şüpheyle, “Bu kız kıskançlığından gelip sana böyle bir şey söylediyse!”

“Ya olduysa İsmail amca? Bir ömür  bu şüphe ile yaşar mıydın sen? Üstelik Barış’ta kabul ediyor gece birlikte kaldıklarını”

“Tüh!”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s