Kısmet işi – Bölüm 12

Mehmet İsmail amcanın sözlerinden sonra Gülce ile kesinlikle konuşmaya karar verdi. O gün eve  gittikten sonra ertesi günü ona söyleyecekleri hakkında planlar yapmaya başladı. Onunla bir ömür geçirebileceğini biliyordu ama bunu ona nasıl söyleyeceğini bilmiyordu. Yani kızın öyle hızlı geri çekilişlerini hatırlayınca, birden bire evlilik diye konuya girerse her şeyi kaybedebilirdi. Ancak Gülce’nin geri çekilme nedeni Mehet’in duygularına güvenemeyişi ise diğer tüm girişimleri de yanlış anlaşılabilirdi. Öyle bir şey yapmalıydı ki hem onu ürkütmemeli, hem de ne kadar ciddi düşündüğünü anlatmalıydı. Sabaha kadar defalarca değiştirdiği planlar yaptı durdu ve ancak gün aydınlanınca uyumayı başarabildi. Çalan saati de duyamadığı için uyandığında neredeyse öğlen olmuştu. O kadar plan yaptıktan sonra günün yarısını çoktan kaybettiği için kendi kendine homurdanarak kalktı, duşunu aldı ve hemen atölyeye doğru yola çıktı. İsmail ustanın her saat simit yemeyi sevdiğini bildiği için hepsine birer simit aldı. Böylece kahvaltısını da atölyede halledebilirdi. Yol boyunca Gülce için yaptığı planları tek tek aklından geçirdi ama hiç biri geceki kadar cesaret verici gelmedi nedense şimdi.

“En  iyisi doğallık dedi kendi kendine arabadan inerken! İçimden geldiği gibi konuşmalıyım bence!”

Atölyenin kapısına vardığında bu fikirde cesaret vericiliğini kaybetti ama yine de girdi içeri. Düşünmek ve karar vermekle zaman kaybediyordu. Gülce’nin yanında daha önce görmediği yaşlı bir adam vardı. Müşterisi olacağını düşündüğü için doğrudan İsmail ustanın yanına gidip oturdu. Ustanın suratı pek mutlu gözükmüyordu o sabah.

“Günaydın, hayırdır İsmail amca?” dedi merakla.

İsmail  amca başıyla selamladı ama adam sanki daha da huzursuz olmuştu şimdi. Onu daha fazla huzursuz etmemek için bir şey söylemeden Gülce’nin işinin bitmesini beklemeye karar verdi. Belli ki adamcağızın konuşmak istemediği bir sıkıntısı vardı. Bu sırada kulak misafiri oldu atölyenin diğer ucundaki konuşmalara.

“Gülce kızım, Barış çok pişman inan bana! Senin de onu hâlâ sevdiğini biliyorum!”

Mehmet beyninden vurulmuşa döndü bir anda, İsmail ustaya dönüp baktı elinde olmadan. Usta atölyenin arkasındaki malzeme bölümünün kapısından giriyordu o sırada. Bu konuşmaya şahit olmak istemediği belliydi.

Mehmet bir an için kendini fazlalık gibi hissetti ortamda. Gülce ona arkası dönük olduğu için görmemişti henüz. Çıkıp gitmeli mi yoksa konuşa sona erene kadar beklemeli miydi bilemedi. Burada işi için bulunuyordu nihayetinde gitmesi için bir neden yoktu ama bu sabah söylemeyi planladığı her şey az önce kırılıp dağılmıştı atölyenin zeminine, yüreği ile birlikte. Demek bu yüzden kaçınıyordu Gülce, bu yüzden geri çekiliyordu. Bir başkası vardı aslında.

“Zekai amca Barış ile bunların hepsini konuştuk daha önce, size saygısızlık etmek istemiyorum!”

“Oğlum yemeden içmeden kesildi. Hiç değilse bir kerecik daha görüşüp konuşamaz mısın onunla? Siz nişanlısınız kızım, evleniyordunuz az kalsın unuttun mu?”

“Özür dilerim ama benim daha fazla konuşacak bir şeyim yok! Barış’a da kendi yolunu çizmesini öneriyorum!” dedi Gülce kararlı bir sesle. Yaşlı adamın tavrı karşısında karşı koyması zor bir durumda kaldığı belliydi. Adamınsa gitmeye niyeti yok gibiydi. Kızın tüm direnişine rağmen her defasında daha fazla ısrar ediyordu. Sonunda Mehmet dayanamayıp yanlarına gitti.

“Özür dilerim, konuşmanızı bölmek istemedim ama Gülce’nin size söyleyemediği artık benimle nişanı olduğu” dedi yaşlı adama dönerek. Sonra  kızı kendine doğru çekip sarıldı ve “Öyle değil mi sevgilim!” dedi onun gözlerinin içine bakarak.

Gülce beklemediği bu hamle karşısında bir kaç saniye bocaladıktan sonra “Evet!” dedi heyecanla,”Bu Mehmet Zekai amca, biz yakında evleneceğiz!”

Yaşlı adam ne söyleyeceğini bilemedi bir an için. Dudakları titredi. Son umudun da tükendiğini anlamış gibiydi.

“Peki evladım ben daha fazla rahatsızlık vermeyeyim. Sen de kusura bakma delikanlı ben bilmiyordum!” dedi mahcup bir şekilde ve kalktı yerinden.

“Olur mu amcacığım, nereden bileceksiniz. Gülce’de sizi üzmek istemiyor belli ki, müstakbel karımın değer verdiği herkes benim için de değerlidir!” dedi nazikçe.

Adamcağız “Sağol evladım!” diyerek atölyeden çıkıp gitti. Mehmet hâlâ Gülce’ye sımsıkı sarılmış duruyordu. Kendisi de şaşırmıştı bu yaptığına. Aslında geceden beri söylemeyi planladığı her şeyi adamcağıza söyleyivermişti güzelce. Bir yandan da aklı takılmıştı konuşulanlara. Gülce’nin hayatında veya kalbinde biri olabileceği ihtimalini nasıl düşünemediğine hayret ediyordu kendi kendine. Ancak kız atölyesinden hiç ayrılmıyordu ki aylardır.

“Umarım yanlış bir şey yapmamışımdır!” dedi Gülce’yi bırakmadan. O sırada depodan geri gelen İsmail amca hem şaşkınlık hem gülümseyerek sarılmış gençlere bakıyordu. Gülce o zaman geri çekildi yeniden.

“Hayır yapmadın merak etme! Teşekkür ederim. İyi bile oldu!” dedi kaçamak davranarak.

“Gerçekten seviyor musun o adamı?” dedi Mehmet pat diye.

“Bir zamanlar öyleydi!”

“Ne değişti?”

“Bunu konuşmasak?” dedi Gülce kararlı bir sesle bu kez.

İçi cız etti Mehmet’in demek hâlâ önemliydi Gülce için bazı şeyler ki konuşmaktan kaçınıyordu. Bir şeyler hissetmiyor olsa acı da çekmezdi çünkü.

“İyi oynadın!” dedi sonra Gülce beklenmedik alaycı bir sesle, “Başından beri hep iyi oynadın!”

Uzun süredir duymadığı bu alaycı tonlama Mehmet’i iyice etkiledi bu sefer. Kız başkasını seviyordu, üstelik onun duygularının farkında olduğu halde alay ediyordu. Buna rağmen hayatı boyu hiç yapmadığı bir şeyi yapıyor bir türlü ayrılamıyordu onun etrafından. Daha nasıl bir mesaj bekliyordu ki gitmesi için. Birlikte iş yaptıklarından kız ona hayatımdan çık git diyemiyordu elbette. Atölye için önemli bir işti bu. Mehmet’de bu mecburiyeti kendine alan olarak kullanıyordu aklınca ama kendini küçük düşürüyordu belki haberi yoktu. İsmail ustada pek memnun olmamıştı bu sabah onu gördüğüne. Belki de Barış denilen o adamla yeniden birleşmesini istiyordu Gülce’nin o da. Tam bir şeylerin olma ihtimali varken Mehmet’in çıkıp gelmesinin her şeyi bozacağından korkup çekip gitmişti atölyenin arkasına belki. Belki Mehmet’e gitmesi gerektiğini anlatmak istemişti o da.

Gülce, Mehmet’in yüzündeki garip duygu değişimlerini izliyordu. Son beş dakikadır ona cevap bile vermemiş, gözlerini boşluğa dikmiş ve kendi içine dönmüş gibiydi. Ona başka şartlar altında olsalar her şeyin farklı olabileceğini, az öne ona sarıldığında hissettiklerini serbest bırakmayı çok istediğini anlatmak isterdi. Kalbi bir kez çok kırılmıştı. Onun üzerine annesi sanki daha da kötü olmasını istermiş gibi Mehmet’i bulup çıkarmıştı karşısına. Tıpkı Barış’ı buldukları gibi. Yine on ikiden vurmuşlardı hedefi. Gülce’yi ya çok iyi tanıyorlar ya da buldukları herkese Gülce’yi nasıl etkileyeceklerini detaylı olarak anlatıyorlardı ki Semanur teyze ile birlikte hepsi başarılı oluyor ve onun dikkatini çekmeyi başarıyordu. Yapamadıkları tek şey adamların ne kadar sağlam karakterler olduklarını ölçemeyişleriydi. Gerçi bunun için onları suçlayamazdı. Onca zaman vakit geçirdiği halde kendisi bile anlamamıştı Barış’ın nasıl karaktersiz bir adam olabildiğini. Bu karşısındaki adamla ise durum daha da acınasıydı. Parayla tutulmuş bir adama duygular besleyecek kadar acınası hissediyordu kendini şimdi. Barış’ın ona hissettirdikleri canlanmıştı yeniden Zekai amcanın gelişi ile. Biraz eğlenirim diye düşündüğü Mehmet ile aralarındaki bu yakınlık iyice acınası görünüyordu şimdi gözüne.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s