Kısmet işi – Bölüm 10

Gülce adamla son iki saattir sohbet ettiğine inanamıştı o gittikten sonra. Çizime yaptığı müdahale ile başlayan sohbet sonrası harika bir sonuç çıkmıştı ortaya. İkisi birden oturmuş iki saat boyunca çizim üzerinde konuşarak onu neredeyse mükemmel bir hale getirmişlerdi. Gülce o kadar heyecanlanmıştı ki, adam çıkıp gidene kadar onun annesinin tuttuğu kişi olduğunu bile unutmuştu.

“Vay canına!” diyerek çizime bakmaya devam etti, “Bunun için anneme ve onun tuttuğu adama teşekkür edeceğimi kırk yıl düşünsem akıl edemezdim”

Tam o aklından bunları geçirirken Mehmet dükkanın kapısından geri girdi.

“Acaba bir yemeğe mi çıksak?” dedi içeri girmeden.

“Şimdi mi?”

“Hayır akşam! Yani konuşmaya devam edebiliriz belki”

“Olur!” dedi Gülce.

“Sekizde gelirim!”

“Tamam!”

İsmail bey neler olduğunu anlamaya çalışmıyordu artık. Adam yeniden çıkıp gittikten sonra hiç bir şey söylemeden işine devam etti.

Gülce saat tam yedide işi bıraktı ve iyi akşamlar dileyerek aceleyle eve çıktı. Annesi masayı çoktan hazırlamıştı.

“Ah söylemeyi unuttum, dışarı çıkacağım bu akşam!” dedi Gülce.

Kızının hiç dışarı çıkmadığını bilen Gülizar hanımın gözleri parladı birden, “Dışarı mı? Kiminle?” dedi heyecanla.

“Bir müşterimle, adı Mehmet!” dedi annesinin gözlerine bakarak. Onun bu işin olduğunu sanmasını istiyordu.

“Aman ne güzel!” dedi Gülizar hanım sevinçle.

“Ya güzel tabi!” dedi içinden Gülce ve hemen duşa girip hazırlanmaya başladı. Çıktığında gerçekten çok hoş olmuştu. Gülizar hanım nazar değmesin diye okudu kızını içinden. O kapıdan çıkar çıkmaz da hemen ahretliğine koştu olanları anlatmak için.

Mehmet onu sakin ve hoş bir sahil lokantasına götürdü.

“Burada rahat sohbet edebiliriz!” diye düşündüm dedi nazikçe, “Gürültülü yerler pek tercih etmem sohbet edeceksem!”

“Burası gayet güzel teşekkür ederim!” dedi Gülce.

Mehmet’in şu an karşısında duran kız, o atölyedeki kıza hiç benzemiyordu. Saçlarını topuz yapmış yanlardan bırakmıştı. Belli belirsiz ama ona çok yakışan bir makyajı vardı. Sade ve üzerine oturan çiçekli bir elbise giymişti.

“İş dışında görseymişim tanıyamazmışım sizi!” dedi gülümseyerek.

Gülce bu iltifata gülümseyerek karşılık verdi ve “Bunun bir oyun olduğunu biliyorum” dedi sonra.

Mehmet bu tuhaf kızın kelime oyunlarını pek anlamıyordu ama hoşuna gidiyordu yine de bunlar.

“Hayat bir oyun değil mi zaten!” dedi gülümseyerek.

Yine beklenmedik harika bir sohbetin içine daldılar. Bir çok ortak ilgi alanları vardı. Aslınd yaptıkları işlerin mantığı da birbirine çok benziyordu. Mehmet’de ona kendi çizimlerini göstermek istiyordu. Özellikle şu yeni ofisler için beraber çalışabileceklerini düşünüyordu. Dışarıdan onları izleyen biri olsa bu kadar heyecan ve mutlulukla iş değil de evlilik planları yaptıklarını sanabililerdi ama onların coşkuyla konuştukları şey işlerinden başka bir şey değildi.

Saat on bir olduğunda, Gülce “Artık kalkalım mı?” dedi, Mehmet daha devam etmek istiyor olsa da, hiç itiraz etmedi ve onu eve bıraktı.

Sonraki günlerde neredeyse haftada iki gün atölyeye gelmeye başladı Mehmet. Bir gün Gülce ile, diğer gün İsmail usta ile çalışıyorlardı. Ancak yemeklere hep Gülce ile çıkıyordu. Yeni ofisin işlerini ikisine vermişti gerçekten ve bu yeni iş Gülce’yi de heyecanlandırıp, mutlu etmişti. Çünkü ilk defa atölye dışarıda yeni bir alana açılmıştı bu sayede ve harika bir referans olacaktı bu iş.

Tam coşkuyla konuşurken kendini Mehmet’e kaptırdığı sırada onu annesinin tuttuğu aklıan geliyor kendini kontrol ediyordu. Mehmet onun bu tuhaf iniş çıkışlarına alışmıştı. Çünkü en fazla on dakika koruyabiliyordu Gülce bu halini, sonra yeniden heyecanla konuya dahil oluyordu.

Gülizar hanım kızının sık sık dışarıya çıkmasından ve yüzündeki mutlu ifadeden çok memnundu.

“Ay nihayet Semanur! Kızım bu defa mutluluğu buldu galiba!”

“Ne zaman tanışacakmışız delikanlıyla?” diye soruyordu Semanur hanım da merakla.

“Bu sefer hiç üzerine gitmiyorum, kendi nasıl isterse!” diyordu Gülizar hanımda.

Böylece haftalar birbirini kovaladı ve atölyede Mehmet’in de çizimleri ile birleşerek gerçekten harika işler çıkmaya başladı. Bu arada Gülce ile olan arkadaşlıkları da her geçen gün ilerliyordu. Mehmet buraya iş için mi Gülce için mi geldiğini kendisi de ayırt edemiyordu artık ama kızın sürekli kontrollü davranması onun iş dışında bir hissi olmadığı endişesini yaratıyordu.

“Güzel, akıllı ve yetenekli bir kız! Yakışıklı birini istiyor olabilir!” diyordu kendi kendine, morali bozuluyordu. Yine de insanın gönlüne söz geçirmesi mümkün değildi elbette. Onunla daha uzun süre çalışabilmek için işi detaylıyor ve başka yönlere kaydırıyordu. Elbette şirket için iyi seçimler yapıyordu bu arada. Tüm çalışmaları onaylattıktan sonra harekete geçiyordu. Şirket Mehmet’in seçimlerinden oldukça memnundu şimdilik. Ofis olmasını istedikleri gibi farklı ve etkileyici bir mekan olacaktı.

Gülce ve İsmail usta gerçekten çok çalışıyorlardı. Bu işi aldıklarından beri araya başka iş alamaz olmuşlardı. Bir ayın sonunda iki tane işçi aldılar yanlarına. Şirket ile yaptıkları anlaşmadan ön ödeme almışlardı. İş bittiğinde ise gerçekten bu atölyenin elde ettiği en yüksek kazancı elde etmiş olacaklardı.

“Bu Mehmet beyden Allah razı olsun!” diyordu İsmail usta sürekli. Yıllardır oğluna almak istediği evi bu iş bittiğinde nihayet alabilecekti çünkü.

Gülce’de annesine homurdanırken nasıl olupta işin buralara geldiğine inanamıyordu. Mehmet’de gelirken böyle bir şey planlamamıştı muhtemelen. İşin bu kısmı tamamen şans eseri ortaya çıkmıştı.

“Tam neye niyet, neye kısmet oldu!” diyordu Gülce kendi kendine. Bir yandan da Mehmet’e doğru gitmeye çalışan yüreğini kontrol etmeye çalışıyordu sürekli. Tamam iş iyi güzeldi ama  gerisi bir oyundu sadece. Gülce’nin anlamadığı durumu bu kadar iyi ve parlak olan bir adamın kızıyla birlikte olsun diye para teklif eden bir kadını niye dinlediği ve parasını aldığıydı. Eğlence olsun diye mi yapıyordu acaba bunu? İşin ve kalbinin coşkusu birbirine karışıyor ama birini sürekli dizginlemek zorunda kalıyor bu da onu çok yoruyordu.

Haftanın çoğu zamanı Mehmet atölyede oluyordu. O geldiğinde hissettiği mutluluğu sadece işe bağlaması mümkün değildi. Bu proje tamamlandıktan sonra onunla görüşmeyi bırakmalıydı belki de. Zaten aslında onlara bir ders vermek için yanaşmıştı adama. Sonradan böyle şeyler olacağı hiç aklına bile gelmemişti. Şimdi oyunu açığa çıkarmaya kalksa iş mahvolacaktı. O yüzden en iyisi proje bitene kadar duygularını kontrol altına alıp işe odaklanmaktı.

Mehmet Gülce’nin hayatındaki en önemli şeyin işi olduğunu anladığı için onunla vakit geçirmek için sürekli iş uydurması gerektiğini çoktan öğrenmişti. Bir şeyleri bahane ediyor, değişklikler yapıyor. Yeni malzemeler öneriyor ama bir şekilde sürekli geliyordu. Arkadaşları onun ofisi atölyeye taşıdığını söyleyerek dalga geçmeye başlamışlardı. Üstelik her nedense yeni iş ortağı dışında kimseyle de takılmıyordu artık.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s