Kısmet işi – Bölüm 8

Mehmet zor geçen bir görüşmenin ardından arkadaşları ile buluşmak için yoldan geçen taksiyi çevirmişti. Buluşmalarına daha yirmi dakika vardı. Erken gidip biraz kendine gelmek istiyordu. Taksiciye gidecekleri adresi söyledikten sonra arkasına yaslandı. Ayağının altında kayan bir şey onu rahatsız ettiği için eğilip ne olduğuna baktı. Bu naylon kapaklı bir dosyaydı. Dosyanın kapağında bir isim ve adres yer alıyordu. Taksiciye bu dosyanın onun olup olmadığını sordu, “hayır” cevabını alınca inerken onu da yanına aldı.

“Ben sahibine ulaştırırım!” dedi taksiciye de.

Arkadaşlarını beklerken dosyayı açıp içindekileri incelemeye başladı. Bu yeni bir mobilya tasarımı dosyasıydı. Kullanılan ağacın özellikleri, mobilyanin ölçüleri ve özellikleri, bakımına kadar pek çok detay yer alıyordu.  Mehmet’de oldum olası tasarımlara meraklı olduğu için hepsini incelemeye başladı beklerken. Hatta ölcümlerin ve hesaplamaların doğruluğunu bile test etti. Öyle dalmıştı ki gelenler olduğunu bile farkedemedi. Ortam kalabalıklaşmaya başlayınca dosyayı da çantasına kaldırdı.

“Dostum zaten bir görüşmeden gelmiyor musun bu ne iş aşkı?” dedi arkadaşı Atilla ona.

Gülümsedi cevap vermedi. Arkadaşlarıyla keyifli bir akşamın ardından, eve gidip duşunu aldı. Yatağa uzandı ve çizimdeki mobilyanın evde nasıl duracağını hayal etti.

“Aslında hiç fena değil!” dedi kendi kendine. Ertesi gün boş günüydü. Dosyayı sahibine götürebilir, çizimin kendi kafasındaki şekle uyarlanması için görüşme yapabilirdi. Şirketin yeni ofisi için tasarım mobilyalar almayı düşünüyorlardı.

Ertesi sabah erkenden kalkıp sporunu ve en sevdiği kafede kahvaltısını yaptı. Buranın ekşi maya ile yaptıkları sandviçlere bayılıyordu. Uzun bir süredir yanlız yaşıyordu. Evde yemek yapmakla uğraşmak istemediği için genellikle dışarıda yiyordu. Böylece hem yemek yapmıyor, hem de bulaşık yıkamıyordu. Annesine göre evlenme çağı çoktan gelip geçmişti ama onun henüz hiç bir girişimi olmamıştı. Yakışıklı bir adam değildi. Hatta neredeyse çirkin olduğu bile söylenebilirdi. Yine de kadınları çeken bir karizması vardı, yani bu karizmanın bir kısmı da zenginliğiydi. Yanlız olmayı seviyordu. Başkaları ile vakit geçirdikten sonra tek başına evine gelip kafasını dinlemek hoşuna gidiyordu. İşi gereği tempolu bir hayatı vardı ama içinde dingin bir adamdı.

Sandviçini yerken mobilya çizimini yeniden önüne açtı. Gelirken önünden geçtiği bir fotokopicide çizim sayfasını çoğalttırmıştı. Elindeki kalemle çizime bazı eklemeler yaptı. Tasarımcılar genellikle modellerinin değiştirilmesinden hiç hoşlanmazlardı. Muhtemelen bunu çizen kişi de itiraz edecek, hatta üzerine çizgiler çizdiği için saygısızlıkla suçlayacaktı onu. Yine de eğer ikna olursa bu halini yeni ofiste görmek isterdi.

Arabasına binip dosyanın üzerindeki adresi navigasyona tanımladı. Ortalama on beş dakika sonra atölyenin önündeydi. Eski bir apartmanın altındaki iki dükkanın birleşiminden oluşan bir atölyeydi burası. Dosyayı da yanına alıp içeri girdi.

İsmail bey yerleri paspaslamış, demlenmiş çaydan ilk bardağını içiyordu.

“Afiyet olsun!” dedi girince yaşlı adama, “İsmail Durgun siz misiniz?”

“Evet!” dedi adamcağız, genellikle gelenler onu sormazdı. Adamın elindeki dosyayı görünce devletle ilgili bir iş herhalde diye düşündü. Yatırmadığı vergi falan mı vardı acaba? Gerçi adamın tipi de hiç vergi memuruna benzemiyordu.

Tam o sırada atölyenin kapısından girdi Gülce. Yarışma dosyalarını teslim ettiğinden beri daha düzenli uyumaya çalışıyordu ama henüz eskisi gibi erken uyanamıyordu. İçerideki adamı farketmediği için doğrudan İsmail ustaya seslendi.

“Ben geldim galiba! Günaydın!”

Birini tanıdığı, birini tanımadığı iki farklı günaydın sesi duyunca başını kaldırıp dikkatli baktı.

“Ah kusura bakmayın sizi farketmedim! Buyurun!” dedi adamın yanına gelerek.

“Ben İsmail bey ile görüşmeye gelmiştim. Adım Mehmet, mimarım. Bu dosyayı bir takside buldum!”

Gülce bir adama, bir elindeki dosyaya baktı. Bu yarışma için hazırladığı taslak dosyalardan biriydi. Sonra annesinin bir dosyayı kaybettim dediği, ardından da Semanur teyze ile bahsettikleri kasabın oğlu geldi aklına. Mehmet, mimar! Demek bunu da yapmışlardı sahiden!

“Demek o sizsiniz!” dedi alaycı bir sesle.

Mehmet anlamadım der gibi baktı ona.

“Dosya benim alayım lütfen!” diyerek çekip aldı adamın elinden dosyayı. İsmail bey kızın ne yaptığını anlamadığı için bakakalmıştı olanlara. Bu  adam vergi memurdu değilse kimdi o zaman?

Gülce dosyayı çekerken dosyanın içine takılı olmayan Mehmet’in çizimi süzülerek düştü yere. Çizimin üzerindeki işaretlemeleri gören Gülce eğilip aldı kağıdı.

“Hiç fena değil!” dedi alaycılığına devam ederek, sonra kağıdı gidip İsmail beye gösterdi. Bu gerçekten onun projesinin taslak dosyası idi.

“Ne dersin İsmail amca? Böyle de olurmuş değil mi? Arkadaş pek boşta biri değilmiş ama keşke niye geldiğini bilmeseydim!”

Mehmet kızın kapıdan girdiğinden beri garip konuşma ve davranışlarını anlamaya çalışıyordu ama henüz bir yere varamamıştı.

“Adım ne demiştiniz?” dedi Gülce’ye bakarak.

“Sahiden size söylemediler mi?” dedi Gülce gülerek ve gidip kendine bir çay aldı.

Gülce’yi hiç böyle görmeyen İsmail bey mahcup bir şekilde “Gülce!” diye seslendi adama.

“Yanınızda mı çalışıyor?” dedi Mehmet’de fısıldayarak.

“Hayır!” dedi adam iyice mahcup bir şekilde, “Patronum!”

Mehmet iyice şaşırdı bu cevaba, girdiğinden beri içeridekileri inceliyordu. Gerçekten ilgisini çeken pek çok şey vardı burada ama bu işlerin kıza mı, adama mı ait olduğuna karar vermemişti.

“Çizimi alabilirsem İsmail beyle konuşacaklarım var!” dedi Gülce’ye.

Gülce başıyla masanın üzerini işaret etti kağıdı oraya bırakmıştı. .

Mehmet kağıdı alıp İsmail beyin yanına geçti, Gülce’de işine daldı. İsmail bey Gülce’nin ikram etmediği çaydan bir bardak doldurup getirdi  hemen.

“Kusura bakmayın, aslında çok iyi bir kızdır ama annesi çok bunaltıyor. Belki bu sabah bunalıp geldiyse!”

“Annesiyle mi yaşıyor?” dedi Mehmet gülerek.

İsmail bey bunun bir alay olduğunu düşündüğü için astı yüzünü.

“Hayır, hayır yanlış anlamayın. Şaşırdığım için sordum yani evli olmamasına!”

“Annesi çok zorluyor ama kesinlikle kimseyi istemiyor!” dedi İsmail bey. Bir yandan da söylediklerini Gülce duyacak diye kontrol ediyordu.

Mehmet, çizim üzerindeki değişikliklerini ve nedenlerini anlattı çayını içerken İsmail beye. İsmail bey hiçte düşündüğü gibi ters tepki vermedi aksine baştan düşünemediği için hayıflandı kendi kendine. Eğer Mehmet bey daha önce gelseydi yarışmaya onun çizdiği haliyle giderdi diye.

“Bu çizim bir yarışma için mi?” dedi Mehmet ilgiyle.

İsmail bey sohbet edecek birini buldığuna memnun anlattı her şeyi. Tabi Gülce’nin gizlice onun çalışmasını yarışmaya sokup nasıl onore ettiğinin altını çizerek.

“Bu deli kız fena biri değil herhalde!” dedi Mehmet.

İsmail bey yine astı suratını.

Mehmet onun babası gibi olduğunu anlamıştı. Bu nesil böyleydi. Bu tür şakaları nedense hep ciddiye alıyorlardı. Yeniden özür dileyerek bir daha böyle şakalar yapmayacağını söyledi. İsmail bey adamın önerdiği haliyle mobilyayı yeniden tasarlamayı kabul etti. Aralarında anlaştılar.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s